“Yabancı yatırımcının ilgisini çekecek” bir satış öyküsü

Ömer Faruk Kavurmacı, rahmetli İBB Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da damadıydı. FETÖ’nün “iş dünyası yapılanması” ile ilgili soruşturmada tutuklanınca şirketine de el konuldu. 500 milyon dolara satışa çıkartılan o şirketi satın alan grup, sadece bir ay sonra şirketi Mehmet Çeker’e sattı. Çeker, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın dünürü… Dedikodulara göre, şirketin sadece bir ay sonra Çeker’e devrinin nedeni, Ömer Faruk Kavurmacı’nın FETÖ mahkumiyeti nedeniyle el konulan şirketine tekrar sahip olamayacak olması. Çeker’in bu konuda “emanetçi” olduğu iddia ediliyor

https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2026/04/96d662fe-d173-4415-bd2b-273c180fc057.webp
Kadir Topbaş

İran’a yönelik saldırılardan sonra başta Dubai olmak üzere Arap emirliklerinde faaliyet gösteren şirketlerin merkezlerini Türkiye’ye taşımalarını teşvik için bir dizi önlem alındığı ile ilgili haberleri okurken, son günlerde İstanbul iş çevrelerinde dolaşan bir dedikoduyu hatırladım.

Dedikodu diyorum; çünkü buradaki bilgilerin bazılarını doğrulatabildim ama içlerinde doğrulanmayanlar da var.

Olayın “yabancı yatırımcıların ilgisini neden çekeceğini” anlatacağım.

Çünkü şirketin satışı ile ilgili duyuru yapılırken “TMSF, ihaleyi şeffaf bir şekilde yürüterek yerli ve yabancı yatırımcıları sürece dahil etmeyi hedefliyor” denilmişti.

Hikayemiz 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından başlıyor.

Fetullahçıların darbe girişiminin ertesinde, çok sayıda şirkete de el konuldu ve satılana kadar yönetmesi için TMSF’ye devredildi.

Bunlardan biri de Aydınlı Tekstil isimli şirketti.

Bünyesinde U.S. Polo Assn., Pierre Cardin, Cacharel gibi markaları bulunduran, 690 mağazası ve üretim tesisleriyle dev bir şirket.

Şirketin yönetim kurulu başkanı Ömer Faruk Kavurmacı, rahmetli İBB Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da damadıydı.

FETÖ’nün “iş dünyası yapılanması” ile ilgili soruşturmada tutuklanan Kavurmacı, daha sonra “epilektik atakları artıran uyku apnesi, hipoglisemi ve hipovitaminöz hastalıklarının ileride telafisi mümkün olmayan durumlara sebebiyet verebileceği” gerekçesiyle alınan bir rapor sayesinde tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Günümüzde ağır kanser hastalarının bile sırf CHP’li belediye başkanı oldukları için tutuklu yargılandıklarını, Tayfun Kahraman’ın ağır hastalığına ve hakkındaki Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararlarına rağmen serbest bırakılmadığını da hatırlatayım.

AKP yargısının “adamına göre muamele” temel ilkesinden o yıllarda da taviz vermediği anlaşılıyor.

Gerçi o günlerde bu tahliyenin “FETÖ Borsası” ile ilgili olduğu da iddia edilmişti ama bununla ilgili kesin bir bilgiye sahip değiliz; kimseyi yanıltmak istemem.

Zaten Kavurmacı’nın tahliye olduktan sonra Yunanistan’a veya Gürcistan’a kaçtığı da iddia edilmişti ama bu iddialar da gerçeği yansıtmıyordu.

“Uyku apnesi” gerekçesiyle tahliye edilmesine kamuoyunun gösterdiği tepki üzerine Kavurmacı yeniden tutuklanmıştı.

Kavurmacı bu davada 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı ve tutuklu kaldığı süre göz önüne alınarak serbest kaldı.

Kavurmacı’nın “ByLock kullanmadığı, FETÖ ile irtibatlı hiçbir internet sitesine girmediği, TUSKON’dan da yıllar önce noter aracılığı ile istifa ettiği” savunması mahkemeyi etkilememişti.

TMSF, Aydınlı Grup şirketlerini 2025 yılının eylül ayında satışa çıkardı.

23 Eylül 2025 tarihinde yapılan ihalede şirketlerin değeri 20 milyar 350 milyon TL olarak belirlendi. O günkü kurdan yaklaşık 500 milyon ABD doları.

İhale şartnamesinde FETÖ / PDY veya devletin güvenliğine karşı faaliyet gösterdiği tespit edilen yapılarla bağlantılı kişi ve şirketlerin ihaleye katılamayacağı özel olarak vurgulanıyordu.

Yukarıda da belirttiğim gibi ihale ile ilgili haberlerin hepsinde şu cümle öne çıkıyordu: “TMSF, ihaleyi şeffaf bir şekilde yürüterek yerli ve yabancı yatırımcıları sürece dahil etmeyi hedefliyor.”

İhaleyi “yerli ve milli” bir şirket sayılması lazım gelen Saat&Saat aldı.

Sahibi olan Ramazan Kaya, AKP’ye ve partinin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da yakınlığı ile biliniyor.

HRK Holding’in, şirketi satın aldıktan sonra işi büyütebilmek amacıyla bazı yatırımlar yaptığı ve reorganizasyona gittiği de tekstil piyasasında konuşulan konulardan.

Ancak öykümüz burada bitmiyor. Hatta tam tersine, tam da burada başlıyor bile diyebiliriz.

Aydınlar Grubu’nun satışı ile ilgili ihaleyi resmi makamların onaylamasının ve satış ile ilgili resmi işlemlerin tamamlanmasından yaklaşık bir ay sonra (30 Ocak 2026), Rekabet Kurulu, Aydınlı Grubu’nun sahibi olan HRK Holding’in tüm hisselerinin Mehmet Çeker tarafından devralınmasının onaylandığı bildirdi.

Değeri 500 milyon doları bulan bir şirket, ihaleyi kazanan tarafından bir ay sonra bir başkasına niye satılsın?

Bu tuhaf durumun kafalarda yarattığı soru buydu.

“TMSF’den satın alınan şirketi satın alan” Mehmet Çeker, İntes İnşaat’ın sahibi.

Kendisi AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın dünürü olarak biliniyor.

Mehmet Çeker’in oğlu Abdullah Çeker, 2007 yılında Yazıcı’nın kızı ile evlenmiş, nikah şahitliğini de Recep Tayyip Erdoğan yapmıştı. Bu vesileyle gençlere ben de ömür boyu mutluluklar dileğimi iletmiş olayım.

Çeker, özellikle deprem bölgesindeki konut ihalelerinde öne çıkan bir isim.

Bundan sonra aktaracaklarımın İstanbul iş çevrelerinin çok konuştuğu bir dedikodu olduğunu baştan söyleyeyim.

Dedikoduya inanmam ama dedikodusuz da yapamam diyeyim, herkesin gönlü olsun.

Torba olmadıkları için büzülemeyen ağızlara göre bu işin arkasında “bir devlet büyüğümüz” var.

Hatırlarsınız, Can Holding’e “suçtan elde edilen gelirlerini aklaması için” prestijli okulları, üniversiteleri ve medya grubunu satın almasını öneren yatırım danışmanı da başka bir devlet büyüğümüzdü.

Savcı merak edip sormadığı için biz de bu devlet büyüğünün kim olduğunu öğrenemedik.

Dedikodulara kulak verdim tabii, kim olduğuyla ilgili fikrim var ama o bu meselede devre dışı.

İddiaya göre “büyük Türk büyüğü”, Ramazan Kaya’yı çağırıyor ve Aydınlı Tekstil grubunun aslında eski sahiplerinin hakkı olduğunu söylüyor.

Sebebi de geçmişte “Kadir Abi” Topbaş’a yapılan haksızlığı bir nebze olsun düzeltebilmek, hiç olmazsa kızından bir helallik almak!

Hatırlarsınız, Topbaş, “metal yorgunluğu” gerekçesiyle görevinden istifa ettirilmiş, ben de o tarihte bunun aslında bir tür sivil darbe olduğunu yazmıştım. Geçmiş gün işte!

İddiaya göre şirketin Mehmet Çeker’e devrinin nedeni, Kavurmacı’nın FETÖ mahkumiyeti nedeniyle el konulan şirketine tekrar sahip olamayacak olması.

Çeker’in bu konuda “emanetçi” olduğu iddia ediliyor.

Dediğim gibi bunlar iddia.

Ancak şunu söyleyebilirim: Çeker, bu şirketi kaça aldığını, finansmanı için kredi kullanıp kullanmadığını filan açıklamak isterse bu köşe kendisine açıktır.

500 milyon dolara satın alınan bir şirketin bir ay sonra bir başkasına nasıl ve kaça satıldığı ile ilgili hiçbir açıklama yapılmaması ve vatandaşların bunu sadece Rekabet Kurulu’nun bir kararından öğrenmesi olayı ilginç hale getiriyor.

Şimdi yabancı şirketleri Türkiye’ye çekme konusunda devletimize hâkim olan tatlı telaş varken bu konuyu niye gündeme getirdin, sırası mıydı diyenler çıkacaktır elbette.

Ancak unutmayın ki bu dedikoduları duyanlar arasında o yabancı şirketlerin Türkiye’deki temsilcileri, avukatları filan da var.

Bir ülkeye yatırım için gelen önceden kendi araştırmasını zaten yapar, işi bu olan şirketler de var.

Diyeceğim şu ki, “devlet büyüklerinin” şirketlerin sahiplerinin kim olacağına karar verebildikleri bir ülkeye yabancı sermaye filan gelmez.

Sermaye, ürkek bir güvercin gibidir.

Güvence ister şeffaflık ister, herkese aynı hukukun uygulanmasını ister, gece başka kuralların geçerli olduğu bir ülkede yatıp sabah uyandığında bambaşka kurallarla karşılaşmamak ister, ister oğlu ister.

Ben söylemiş olayım!

Mehmet Çeker’in açıklaması

Yazım yayımlandıktan sonra Mehmet Çeker aşağıdaki açıklamayı gönderdi, aynen paylaşıyorum:

“Sayın Yılmaz,

Yazılarınızı her zaman dikkatle takip ediyorum; ancak bu yazınızı üzülerek okuduğumu ifade etmek isterim.

Söz konusu işlemle ilgili dile getirilen değerlendirmelerin, somut bilgiye değil varsayım ve söylentilere dayandığını görmek üzücüdür.

Yaklaşık 55 yıllık ticari geçmişe sahip bir grubuz. Faaliyetlerimiz yalnızca inşaat alanıyla sınırlı olmayıp; sanayi ve turizm sektörlerinde de önemli yatırımlarımız ve operasyonlarımız bulunmaktadır. Bazı şirketlerimizin halka açık olması ve bir kısmında yabancı ortaklıkların bulunması nedeniyle faaliyetlerimiz düzenli olarak kamuya açıklanmakta ve denetime tabi tutulmaktadır. Tüm bu süreç boyunca temel ilkemiz; şeffaflık, hukuka bağlılık ve sürdürülebilir değer yaratmak olmuştur.

Bahsi geçen işlem tamamen ticari bir alışveriştir ve tüm aşamaları, ilgili mevzuat çerçevesinde gerekli resmi inceleme ve onaylardan geçmiştir.

Şirketlerin el değiştirmesi; yatırım, finansman ve büyüme stratejileri doğrultusunda alınan ticari kararlardır. Bu tür süreçlerin farklı anlamlar yüklenerek yorumlanması, hem gerçeklerle örtüşmemekte hem de iş dünyasına ve ülkemizin yatırım ortamına zarar verebilecek niteliktedir.

Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına, somut veriye dayanmayan iddialara itibar edilmemesini rica ederim.”

28 Nisan 2026

Mehmet Y. YILMAZ

KAYNAK: https://t24.com.tr/


Yorum bırakın