TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin, “Hiç kimse bu sürecin arkasında başka niyetler aramasın. Hiç kimse bunun üzerinden siyasi hesaplar peşinde olmasın. İnşallah milletimiz bu süreçten de yüz akıyla çıkacak.” dedi.

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un 467 oyla kabul edilmesinin sadece bir rakamdan ibaret olmadığını söyleyen Kurtulmuş, bunun, toplumun hemen hemen bütün kesimlerinin “evet” dediği bir durum olarak ortaya çıktığını iddia etti.

Kurtulmuş, “Çok açık söylüyorum, kim basit siyasal hesaplarla bu imkânı heba ederse millete ve bütün bölge halklarına karşı sorumlu olur. Bundan sonra bu atılan adımların semeresini Allah’ın izniyle alacağız. İlk bölümde de ifade ettim, bu Irak’ı da Suriye’yi de etkileyecek ve inşallah çok güçlü bir şekilde bu süreçten yüzümüzün akıyla çıkacağız.” dedi.

Kurtulmuş, PKK ve uzantılarının silah bırakma sürecine dair tereddütlerinin bulunduğuna da işaret etti ve “Çok açık söylüyorum, oyunbozanlık yapan, kurduğu oyunun altında kalır. Buradan bir siyasi hesap peşinde koşan, kurduğu hesabın altında kalır. Bu, bütün milletimizin, 86 milyonun tamamının yıllardır özlemle beklediği bir şeydir.” diye konuştu.

Kurtulmuş, “Bu süreç, halklar arasına ayrılık, etnik farklılıklar koyarak, mezhebi ve hatta dini farklılıklar koyarak bu bölgeyi hallaç pamuğu gibi atan emperyalist güçlere verilecek en büyük cevaptır. Bu bölgenin bütün unsurları hep birlikte biriz, beraberiz. Bunu böylece hissetmek mecburiyetindeyiz. Yani sadece dille konuşmak değil, bunu kalben de hissetmek ve bütün bölge halklarının müşterek bir şekilde hareket etmesini temin etmemiz lazım.” dedi.


Kurtulmuş’un konuşmasından da çok net anlaşılabileceği gibi “Terörsüz Türkiye” deniliyor ama bu bir bölgesel projedir ve buradaki bütün ülkelerin yeniden düzenlenmesi hedefine dönüktür. Bu hedef, bölgedeki ülkeler gibi Türkiye’nin de milli ve üniter yapısını değiştirmeye dayalıdır. Bu, bizim görüşümüz değil, ABD’nin bölge valisi gibi hareket eden ve Ankara Büyükelçiliği yanında Irak ve Suriye temsilciliği de yapan Tom Barrack’ın resmen ilan ettiği bir planlamadır.

Barrack, 2025 yılında Yunan gazetesine verdiği demeçte “Baharat ve İpek Yolu, Doğu’yu Batı’ya bağlardı… Bu tekrar olabilir ancak 1919’dan beri ulus-devletler tarafından engellenmiş durumdayız. Her ülkenin, her devletin farklı bir hükümet türü tarafından yönetilmesi fikri pek iyi işlemedi.” demiştir.

Barrack ayrıca Türkiye için din eksenli Osmanlı millet sisteminin uygun olduğunu ve bölgede ulus-devlet yapılarının yerini daha esnek/bütünleşik modellerin alabileceğini de söylemiştir.


Şimdi biz Kurtulmuş’a inanarak sürecin altında başka niyetler aramayalım da Tom Barrack’ın sözlerini hiç önemsemeyelim mi?

Sorun şu ki AKP kadroları başından beri ulus devlete karşı bir ideolojiyi savundu, Cumhuriyeti de “100 yıllık reklam arası” olarak gösterdiler. Yani rejim konusunda Tom Barrack’ın söylemi ile AKP ideolojisi arasında önemli bir fark yoktur.

Kaldı ki süreç, bölgedeki terör örgütlerini devletleştirmek; geç kalanları da o terör devletlerine ortak etmek şeklinde sürdürülmüştür. ABD istihbaratının kurduğu bir örgüt, Suriye’de devlet olmuş, PKK da bu devlete ortak edilmiştir. Şimdi Türkiye’ye de PKK’nın ortak edilmesi söz konudur. Buna terör örgütü de siyasi ayağı da açıkça ifade etmektedir.

Sürecin bir çözüm değil geçiş süreci olduğu da Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum tarafından ilan edilmiştir.

Durum böyleyken, sürecin kardeşliği hedeflediğine inanmak, akıl ve mantığı bir kanara bırakmak olmaz mı?


Abdullah Öcalan’ı “kurucu önder” diye sunan bu süreç, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderini kabul etmiyor demektir.

Sürece AKP, MHP, CHP ve Yeni Parti’nin destek veriyor olması, halkın destek verdiği anlamına gelmez. Halk bu sürece, büyük bir çoğunlukla karşıdır ve henüz son sözünü söylememiştir.

30 Ekim 2026

Arslan BULUT

KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com/


Bir Cevap Yazın