Ekim 2026’da Fransa’da patlak veren protesto dalgası hızla İtalya, İspanya, Belçika, Portekiz, Almanya, Yunanistan ve Arnavutluk’a yayıldı ve Tunus ile Hindistan’a kadar ulaştı. Olaylar Fransa’da 1800’den fazla gözaltı, 600’den fazla yaralı güvenlik görevlisi ve bir protestocunun ölümüyle sonuçlandı; İtalya’nın Milano ve Bolonya kentlerinde şiddet ve yaklaşık 1 milyon euro maddi hasar meydana geldi; İspanya’da 87 yaşındaki bir kadının tahliyesiyle tetiklenen konut krizi eylemleri ve Puerta del Sol’da sürmekte olan çadır kampı yaşandı; Belçika’da 30 bin kişilik sendika yürüyüşüne maskeli gruplar sızdı; Portekiz’de konut ve akaryakıt fiyatlarına karşı kitlesel eylemler düzenlendi; Almanya’da hükümetin istifasını talep eden M1llion yürüyüşü yapıldı; Arnavutluk’ta 167 kişinin gözaltına alındığı beş günlük çatışmalar yaşandı; Yunanistan’da üniversite ücretlerine ve konut krizine karşı kamp eylemleri gerçekleştirildi; Tunus’ta Cumhurbaşkanı Saied’e karşı yıllardır görülen en büyük gösteri düzenlendi; Hindistan’da ise seçmen listeleri nedeniyle protestolar yapıldı. Bütün bunlar aynı tablonun parçalarıdır.
Bu makale, bu eylemleri tek bir küresel isyana indirgemeden, yoksulluk, yüksek yaşam maliyeti, konut sorunu, işsizlik, sigortasızlık ve yolsuzluk ile halkların kapitalist ve yönetici elitlere karşı isyan hakkı üzerine odaklanarak çok boyutlu bir analiz sunmayı amaçlamaktadır. Fransa ve İtalya’daki şiddet olayları ile diğer ülkelerdeki kitlesel ancak büyük ölçüde barışçıl eylemler arasındaki farklılıkları korurken, elitlerin çatlaması tezinin hangi somut mekanizmalarla işlediğini ve her bir vakadaki sınıf boyutlarını tartışmaktadır.
2026 sonbaharında Avrupa’nın farklı köşelerinde eşzamanlı olarak yükselen sokak hareketleri, tek bir nedene indirgenemeyecek bir öfke birikiminin göstergesidir. Fransa’da başlayan ve hızla kıtaya yayılan protestolar, yalnızca yaşam maliyeti veya hükümet istifası taleplerinin ötesinde, mevcut temsil mekanizmalarına duyulan güvenin aşındığını ortaya koymaktadır. Bu çalışma, eylemleri ülke ülke betimlemekle kalmayıp ortak paydalar, farklılaşan dinamikler ve sınıf boyutları üzerinden teorik bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır.
Ancak burada altı çizilmesi gereken temel nokta şudur: Bu eylemler birbirinden kopuk yerel öfke patlamaları değil, kapitalist sistemin yapısal kriziyle doğrudan bağlantılı olarak küresel ölçekte sınıf temelli bir isyan hakkının tezahürleridir. Yoksulluk, yüksek yaşam maliyeti, konut krizi, işsizlik, sigortasızlık ve yolsuzluk farklı ülkelerde farklı görünümlere bürünse de aynı kaynaktan beslenmektedir: giderek küçülen bir elit grubun halkın emeğiyle yarattığı değere el koyması.
Ülke Ülke Genel Bakış
Fransa: Şiddetin Gölgesinde Kitlesel Öfke
Fransa’da 17 Ekim’de düzenlenen gösterilere hükümet 550 bin, sendikalar 800 bin katılımcı bildirdi. Paris, Marsilya, Lyon, Lille ve Limoges gibi kentlerde kamu binalarına saldırılar, araç yakma ve yağmalama olayları yaşandı; Limoges’de 143 yıllık belediye binası büyük ölçüde yandı. İçişleri Bakanlığı verilerine göre ülke genelinde 1800’den fazla kişi gözaltına alındı ve 600’den fazla güvenlik görevlisi yaralandı. Paris’teki gözaltı sayısı eşi görülmemiş olarak nitelendirilen 855’e ulaştı.
Eylemlerin bileşimi çarpıcıdır: çiftçiler, iklim aktivistleri, sendikalar, lise ve üniversite öğrencileri aynı sokakta bir araya geldi. Bu, öfkenin tek bir gelir grubuyla veya ideolojik kampla sınırlı olmadığını göstermektedir. Ancak şiddet olayları hareketin meşruiyetini gölgelemekte ve hükümete şiddet karşısında taviz yok söylemiyle meseleyi bir güvenlik sorununa indirgeme fırsatı vermektedir. Başbakan Sébastien Lecornu’nun aşırı sol suçlaması ve Cumhurbaşkanı Macron’un şiddete yer yok açıklaması bu indirgemenin siyasi işlevini açıkça ortaya koymaktadır.
Sınıf boyutu: Fransa’daki eylemlerin en çarpıcı özelliği farklı toplumsal kesimlerin aynı talep etrafında birleşmesidir. Bu, kapitalist sistemin orta sınıf olarak tanımladığı kesimlerin bile artık kendini güvende hissetmediğini göstermektedir. Emeklilik yaşının yükseltilmesi, kamu hizmetlerinin kırpılması, enerji fiyatlarının artırılması hep aynı sınıf gerçeğine işaret etmektedir: sistem elitlerin servetini korumayı geniş halk kitlelerinin yaşam standartlarını korumaya tercih etmektedir.
İtalya: Milano ve Bolonya’da Yeni Bir Şiddet Merkezi
İtalya’da 17 ve 18 Ekim’de Milano, Bolonya ve Torino’da yüksek yaşam maliyetine karşı düzenlenen gösteriler şiddet olaylarına dönüştü. Milano’da maskeli gruplar Duomo Meydanı’nda polise taş, şişe ve havai fişek attı; dükkanlar yağmalandı ve araçlar yakıldı. Polis tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz kullandı. Anadolu Ajansı’na göre olaylarda 28 kişi gözaltına alındı, 141’i güvenlik görevlisi olmak üzere en az 161 kişi yaralandı ve toplamda yaklaşık 1 milyon euro maddi hasar meydana geldi.
Bolonya’da polis tazyikli suyla müdahale etti; 36 güvenlik görevlisi yaralandı. Başbakan Giorgia Meloni, Gösteri yapmak bir haktır; şehirlerimizi ateşe vermek değildir sözüyle olayları kınadı ve acil bir güvenlik toplantısı düzenledi. Milano Belediye Başkanı Giuseppe Sala, protestoların nedenlerini anlaşılır bulmakla birlikte şiddeti mazur görülemez olarak nitelendirdi.
Sınıf boyutu: İtalya’da genç işsizlik yüzde 20’nin üzerindedir; güvencesiz çalışma biçimleri (sözleşmeli, geçici, sigortasız) yaygındır. Milano gibi zengin kentlerde bile gençlerin büyük bir kısmı kirayı ödeyememektedir. Eylemlerin hedefi yalnızca hükümet değil, aynı zamanda konut spekülatörleri, enerji şirketleri ve düşük ücret ödeyen işverenlerdir. Ancak medya ve hükümet söylemi bu sınıf boyutunu serserilik ve şiddet üzerinden gizlemektedir.
İspanya: Bir Tahliyenin Tetiklediği Konut Krizi
İspanya’da 70 yıldır yaşadığı evden 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın tahliye edilmesi ve kısa süre sonra ölümü ülke genelinde kitlesel eylemlere yol açtı. Madrid’de Puerta del Sol meydanında 26 Eylül’den beri süren çadır kampı üç haftadan fazla devam etti. Polis verilerine göre 3 Ekim’de Madrid’de düzenlenen gösteriye 70 bin kişi katıldı.
Aktivistler konut spekülasyonunun sona ermesini, tahliyelerin durdurulmasını ve uygun fiyatlı konut sağlanmasını talep etmektedir. İspanyol parlamentosunun sosyalist hükümetin acil konut önlemlerini reddetmesinin ardından protestolar daha da arttı. Madrid bölge yönetimi kampı yasa dışı ilan ederek tahliyesini talep etti; ancak kamp direnişini sürdürmektedir.
Sınıf boyutu: İspanya’da konut fiyatları son on yılda yüzde 60’ın üzerinde artmış, kiralar ortalama ücretlerin çok üzerine çıkmıştır. Ülke genelinde boş konut sayısı 3 milyonu aşarken evsizlerin sayısı her yıl artmaktadır. Bu çelişki kapitalist sistemin temel işleyişini gözler önüne sermektedir: konut barınma hakkı olarak değil spekülatif bir varlık olarak işlev görmektedir. 87 yaşındaki bir kadının evinden tahliye edilip ölüme terk edilmesi bu sistemin insanlık dışı yüzünün en çarpıcı örneğidir.
Belçika: Sendika Seferberliğinin Sızma Krizi
Polis verilerine göre 9 Ekim’de Brüksel’de düzenlenen sendika yürüyüşüne 30 bin kişi katıldı. Eylem büyük ölçüde barışçıldı; ancak merkez istasyon yakınında maskeli gruplar polise taş, şişe ve havai fişek attı ve bir otobüsü yaktı. Polis tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz kullandı; 13’ü reşit olmayan 21 kişi gözaltına alındı. Belçika İçişleri Bakanı Bernard Quintin olayları toplumu istikrarsızlaştırmaya yönelik örgütlü ve tekrarlanan saf şiddet olarak nitelendirdi.
Eylemlerin talepleri açıktır: eğitim bütçesine kesintiler, üniversite ücretlerinin artırılması ve kemer sıkma politikalarının yükünün işçilere, emeklilere ve düşük gelirli hanelere yüklenmesi. Öğrenciler Eğitim herkesin hakkıdır, birkaç kişinin ayrıcalığı değildir yazılı pankartlar taşıdı.
Sınıf boyutu: Belçika’da sendikalaşma oranı yüksek olmakla birlikte son yıllarda reel ücretler düşmekte, kamu hizmetleri özelleştirilmekte ve eğitim metalaştırılmaktadır. Hükümetin kemer sıkma politikaları doğrudan emekçi sınıfların yaşam standartlarına saldırmaktadır. Eylemlere sızan şiddet ise bu taleplerin duyulmasını engellemekte ve hükümete meseleyi güvenlik söylemiyle saptırma fırsatı vermektedir.
Portekiz: Konut ve Yaşam Maliyeti Etrafında Birleşen Öfke
17 Ekim’de Lizbon, Porto ve Coimbra’da düzenlenen eylemler konut hakları hareketleri ve CGTP sendika konfederasyonu tarafından yönetildi. Talepler arasında daha yüksek ücretler, daha iyi emekli aylıkları, kamu hizmetlerinde iyileştirme ve konut ile akaryakıt fiyatlarında düşüş yer almaktadır. Bir CGTP sözcüsü, Yaşam maliyeti, konut ve akaryakıt artışı karşısında basit bir alışveriş sepeti bile fahiş fiyatlara ulaştı dedi.
Binlerce kişinin katıldığı Lizbon yürüyüşünün ardından yüzlerce kişi Rossio Meydanı’nda geceyi geçirdi. Portekiz’de konut fiyatları 2015 ile 2024 arasında yüzde 124 artarak AB ortalamasının yaklaşık iki katına ulaştı. Portekiz Başbakanı Luís Montenegro hükümetin öfkeyi anladığını ancak istikrarsızlık atmosferinin ithal edilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Sınıf boyutu: Portekiz Avrupa’nın en düşük ücretli ülkelerinden biridir; 2026 itibarıyla asgari ücret yaklaşık 870 eurodur. Buna karşılık Lizbon’da ortalama kira 1200 euroyu aşmıştır. Bu tablo işçilerin maaşlarının büyük bir kısmının doğrudan konut spekülatörlerine ve mülk sahiplerine aktarıldığını göstermektedir. Eylemler bu aktarım mekanizmasına karşı bir isyan niteliğindedir.
Almanya: Temsilin Sağ Popülist Kanalı
Polis verilerine göre 10 Ekim’de Berlin’de düzenlenen M1llion yürüyüşüne 2600 kişi katıldı. Aktivistler hükümetin istifasını, daha sıkı göç politikalarını ve Rusya ile daha iyi ilişkiler kurulmasını talep etti. Birçok katılımcı Alman ve barış bayrakları taşıdı. Polis, planlanan 10 bin kişilik katılıma rağmen büyük bir olay yaşanmadığını bildirdi.
Almanya örneği, elit karşıtı öfkenin tek bir siyasi kanala ait olmadığını göstermektedir. Fransa ve Belçika’da sol sendikal bir çerçevede akan öfke Almanya’da sağ popülist bir söylemle eklemlenmektedir. Bu, küresel elitler kavramının ideolojik olarak belirsiz olduğunu ve farklı siyasi projelerce doldurulabileceğini ortaya koymaktadır.
Sınıf boyutu: Almanya’da da yüksek yaşam maliyeti, konut krizi ve enerji fiyatları artmaktadır. Ancak bu öfke sol sendikal bir kanal yerine sağ popülist bir söylemle eklemlenmektedir. Bu, ekonomik hoşnutsuzluğun etnik milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı üzerinden kanalize edilme riskini göstermektedir. Oysa sorunun kaynağı göçmenler değil kapitalist sistemin kâr odaklı işleyişi ve gelir adaletsizliğidir.
Arnavutluk: Çevre Protestosundan Genel Meşruiyet Krizine
13 Ekim’de Arnavutluk’ta başlayan eylemler Tiran’da lüks bir otel projesine (ABD Başkanı’nın kızı Ivanka Trump ve damadı Jared Kushner ile bağlantılı) karşı çevre protestosu olarak başladı. Ancak kısa sürede eğitim, istihdam, yolsuzlukla mücadele ve siyasi hesap verebilirlik taleplerini kapsayacak şekilde genişledi. Tiran’da polisle çatışmalar çıktı; protestocular Eğitim Bakanlığı binasına ve bir karakola saldırdı.
Arnavutluk polisinin 17 Ekim açıklamasına göre beş günlük olaylarda 167 kişi gözaltına alındı ve 132 polis memuru yaralandı. Başbakan Edi Rama protestoların yabancı eller tarafından yönlendirildiğini ve AB üyelik sürecini sabote etmeyi amaçladığını iddia etti. Ancak 18 yaşındaki bir protestocunun AFP’ye söylediği sözler tabanın motivasyonunu daha iyi özetlemektedir: Biz suçlu değiliz. Sadece ailemiz ve kendimiz için daha iyi bir yaşam istiyoruz. Arnavutluk’tan ayrılmak istemiyoruz.
Sınıf boyutu: Arnavutluk Avrupa’nın en yoksul ülkelerinden biridir; genç işsizlik yüzde 30’un üzerindedir ve nüfusun önemli bir kısmı göç etmiştir. Ülkede yolsuzluk algısı son derece yüksektir; kamu ihaleleri ve inşaat izinleri genellikle iktidara yakın çevrelere verilmektedir. Lüks otel projesi bu sistemin sembolik bir ifadesidir: halkın ortak mekanı elitler için kâr kaynağına dönüştürülmektedir. Eylemler bu el koymaya karşı isyan hakkının kullanılmasıdır.
Yunanistan: Üniversiteler ve Konut Etrafında Kitlesel ama Barışçıl Direniş
Yunanistan’da Ekim 2026’da üniversite öğrencileri Atina’da parlamento önünde çadır kurarak süresiz protestoya başladı. Talepler arasında gelir düzeyinden bağımsız tüm öğrencilere burs, yurt sıkıntısı nedeniyle kira desteği veya kira tavanı, ücretsiz yemek, ulaşım ve internet yer almaktadır. Öğrenciler ayrıca yalnızca zengin ailelerin çocuklarının gidebileceği özel üniversitelerin ülkeye getirilmesine karşı çıkmaktadır.
Çarpıcı olan, Yunan öğrencilerin diğer Avrupa ülkelerindeki eylemleri desteklemesi ancak başkentte gerilim yaratmadan protesto etme taahhüdü göstermesidir. Öğrenci grupları kamp alanını provokasyonlara karşı korumakta ve hareket bilinçli bir öz disiplin sergilemektedir.
Sınıf boyutu: Yunanistan’da eğitim sistemi son yıllarda ciddi biçimde metalaştırılmıştır. Özel üniversitelerin açılması eğitimin bir meta haline dönüşmesini hızlandırmaktadır. Öğrenciler eğitimin bir haktan bir ayrıcalığa dönüşmesine karşı çıkmaktadır. Aynı zamanda konut krizi öğrencilerin barınma hakkını tehdit etmektedir. Bu eylemler gençliğin geleceğine el konulmasına karşı bir isyan olarak okunmalıdır.
Tunus: Otoriterliğe ve Yoksulluğa Karşı Yılların En Büyük Gösterisi
Tunus’ta 17 Ekim’de başkent Tunus’ta düzenlenen gösteriye 3000’den fazla kişi katıldı. Eylem Tunus Genel İşçi Sendikası (UGTT) ve muhalefet partileri tarafından organize edildi. Protestocular Cumhurbaşkanı Kais Saied’i demokrasiyi zayıflatmak ve ekonomik krizi derinleştirmekle suçladı ve siyasi tutukluların serbest bırakılmasını talep etti.
Saied 2021’de geniş yetkiler almış, parlamentoyu feshetmiş ve kararnameyle yönetmeye başlamıştı. Muhalefet bu durumu darbe olarak nitelendirmektedir. Protestocular Özgürlükler olmadan demokrasi olmaz, Yoksullukla onur olmaz yazılı pankartlar taşıdı. Bir memur olan Karim Majeri, Adaletsizlik, baskı ve yüksek yaşam maliyeti beni boğuyor dedi. Bu gösteri, yıllardır bölünmüş bir muhalefetin nadir birliğini göstermesi bakımından da çarpıcıdır.
Sınıf boyutu: Tunus 2011 devriminden bu yana ekonomik istikrarsızlık, yüksek işsizlik ve yoksullukla boğuşmaktadır. Genç işsizlik yüzde 35’i aşmış; ülkenin dış borcu GSYH’nin yüzde 80’ine ulaşmıştır. Uluslararası Para Fonu’nun dayattığı kemer sıkma politikaları gıda ve enerji sübvansiyonlarının kesilmesine yol açmıştır. Otoriterlik ve ekonomik çöküş el ele gitmektedir. Gösteriler hem siyasi özgürlük hem de ekonomik adalet talebini birleştirmektedir.
Hindistan: Seçmen Listeleri ve Yolsuzluk Karşıtı Protestolar
Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de Ekim 2026’da seçmen listelerindeki usulsüzlük iddiaları nedeniyle protestolar düzenlendi. Eylemler eğitim bakanının istifasına yol açan bir gençlik hareketinin ardından patlak verdi. Hükümet protestoları bastırmak için başkente 25 bin polis konuşlandırdı; yüzlerce kişi gözaltına alındı.
Hindistan örneği, küresel elitler kavramının yalnızca Batılı aktörleri değil, seçimle iktidara gelmiş görünen yerel iktidar bloklarını da kapsadığını göstermektedir. Seçmen listelerine müdahale iddiaları, demokrasinin en temel aracı olan oyun bile tartışmalı hale geldiği bir ortamda sokak protestolarının neden tek çıkış yolu olarak görüldüğünü açıklamaktadır.
Sınıf boyutu: Hindistan’da milyonlarca insan yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır; kamu hizmetleri (eğitim, sağlık, temiz su) büyük ölçüde yetersizdir. Aynı zamanda ülke dünyanın en hızlı büyüyen milyarder sayısına ev sahipliği yapmaktadır. Bu uçurum kapitalist gelişmenin eşitsiz niteliğini gözler önüne sermektedir. Seçmen listelerine müdahale bu eşitsizliği siyaseten de kalıcı kılma girişimidir; protestolar buna karşı isyan hakkıdır.
Ortak Payda: Yoksulluk, Yüksek Yaşam Maliyeti, Konut, İşsizlik, Sigortasızlık ve Yolsuzluk
Bu eylemleri tek bir nedene indirgemek mümkün değildir. Ancak ortak paydalar kapitalist sistemin yapısal krizine işaret etmektedir:
- Yüksek Yaşam Maliyeti ve Enerji Enflasyonu
Eurostat verilerine göre Eylül 2026’da Euro Bölgesi’nde enerji fiyatları yıllık yüzde 18,8 artmış; bu genel enflasyonu yüzde 3,8’e çıkarmıştır. Enerji fiyatları ısınma, ulaşım ve gıda maliyetlerini doğrudan etkileyerek geniş kesimlerin günlük yaşamına baskı yapmaktadır. Bu baskı kemer sıkma politikalarıyla birleştiğinde hükümetlerin sorumlu maliye söylemi ile halkın geçim talebi arasında uçurum açılmaktadır.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken nokta şudur: enerji fiyatlarındaki artış arz talep dengesizliğinden değil büyük enerji şirketlerinin kâr maksimizasyonundan kaynaklanmaktadır. 2022 ile 2026 arasında Avrupa’nın en büyük enerji şirketlerinin kârları rekor düzeylere ulaşmıştır. Bu kâr artışının bedelini halk ödemektedir.
- Konut Krizi
İspanya, Portekiz ve Yunanistan’da konut krizi eylemlerin merkezindedir. Ancak bu yalnızca bu ülkelere özgü bir sorun değil küresel kapitalizmin finansallaşmasının bir sonucudur. Konut giderek bir varlık sınıfı olarak görülmekte; spekülatif yatırımlar kiraları ve fiyatları fahiş düzeylere çıkarmaktadır.
İspanya’da 87 yaşındaki bir kadının tahliyesi ve ölümü bu sistemin insanlık dışı yüzünü simgelemektedir. Portekiz’de konut fiyatlarının yüzde 124 artması Lizbon’da çadır eylemlerine yol açmıştır. Yunanistan’da öğrenciler kira tavanı talep etmektedir. Bu eylemler barınma hakkını savunma bakımından ortak bir nitelik taşımaktadır.
- İşsizlik ve Sigortasızlık
İtalya, İspanya ve Tunus’ta genç işsizlik oranları yüzde 20’nin üzerindedir. Güvencesiz çalışma biçimleri (sözleşmeli, geçici, sigortasız) yaygınlaşmaktadır. Bu durum gençliğin gelecek perspektifini yok etmekte ve precariat olarak tanımlanan güvencesiz bir sınıfın doğmasına yol açmaktadır.
Sigortasızlık özellikle göçmenler ve düşük ücretli işçiler için hayati bir sorundur. Sağlık hizmetlerine erişim birçok ülkede sigortaya bağlıdır. Bu durum sağlık hakkının metalaşması anlamına gelmektedir.
- Yolsuzluk ve Rüşvet
Arnavutluk’taki lüks otel projesi, Tunus’taki otoriterlik, Hindistan’daki seçmen listelerine müdahale iddiaları yolsuzluk ve rüşvetin siyasi sistemin işleyişine nasıl gömülü olduğunu göstermektedir. Halk kendi vergileriyle finanse edilen kaynakların elitlere aktarıldığını görmekte; adaletsizlik duygusu derinleşmektedir.
Rüşvet yalnızca bireysel bir ahlaki sorun değil kapitalist sistemin işleyişinin ayrılmaz bir parçasıdır. Kamu ihaleleri, inşaat izinleri, vergi muafiyetleri hep sermaye birikiminin yeniden dağıtım mekanizmalarıdır. Halkın isyanı bu mekanizmalara karşı bir tepkidir.
Teorik Çerçeve: Meşruiyet Krizi ve İsyan Hakkı
Nancy Fraser ve Meşruiyet Krizi
Fransa örneği Nancy Fraser’ın meşruiyet krizi kavramı üzerinden okunabilir. Fraser’a göre kapitalist toplumlarda sistemin yönetme kapasitesi ile halkın beklentileri arasındaki uçurum genişlediğinde meşruiyet krizi ortaya çıkar. Buradaki uçurum yalnızca yüksek yaşam maliyeti değil, kamu hizmetlerinin özellikle eğitimin çöküşü ile hükümetin kemer sıkma politikaları arasındaki çelişkidir. Öğrenci eylemlerinin bir aydır sürmesi krizin konjonktürel değil yapısal olduğunu göstermektedir.
David Harvey ve Kentsel Müşterekler
İspanya örneği David Harvey’in kentsel müşterekler analizi çerçevesinde konut hakkının toplumsal yeniden üretimin temel altyapısı olarak nasıl işlediğini göstermektedir. Harvey’e göre konut yalnızca bir meta değil aynı zamanda güvenlik ve aidiyet duygusunun maddi temelidir. 87 yaşındaki bir kadının evinden tahliye edilmesi ve kısa süre sonra ölümü bu temelin çöküşünün sembolik ifadesi olmuştur.
Guy Standing ve Precariat
Yunanistan örneği Guy Standing’in precariat kavramıyla ilişkilendirilebilir. Standing’in precariat tanımı güvencesiz istihdam, borç yükü ve gelecek perspektifinin kaybıyla şekillenir. Yunan öğrencilerin talepleri yalnızca burs değil aynı zamanda geleceğe el konulmasına karşı bir protestodur. Eğitimin metalaşması ve konutun spekülatif bir varlığa dönüşmesi gençliğin gelecek kavramına duyduğu güveni aşındırmakta; bu aşınma sokağa çadır kurmayı rasyonel bir siyasi eyleme dönüştürmektedir.
İsyan Hakkı ve Kapitalist Sistem
Bu eylemler yalnızca meşruiyet krizi çerçevesinde değil isyan hakkı çerçevesinde de okunmalıdır. Halklar kendilerini yoksullaştıran, güvencesizleştiren, borçlandıran ve siyaseten dışlayan bir sisteme karşı ayaklanmaktadır. Bu isyan meşru bir savunma hakkıdır.
Ancak isyan hakkının kullanılması tek başına bir çözüm değildir. Öfke gerçektir; ancak öfkenin siyasi olarak nereye kanalize edileceği belirsizdir. Fransa ve Belçika’da sol sendikal bir çerçeve, Almanya’da sağ popülist bir söylem, Arnavutluk’ta yolsuzluk karşıtı bir gençlik hareketi, Tunus’ta demokrasi talebi vardır. Bu çeşitlilik elitlerin çatlaması nın tek bir siyasi projeye indirgenemeyeceğini göstermektedir.
Değerlendirme: Çatlağın İçini Ne Dolduracak?
Bu eylemler tek bir küresel isyan başlığı altında toplanamayacak kadar farklı yerel dinamiklere ve siyasi kanallara sahiptir. Yine de ortak bir teorik çerçeve sunmak mümkündür.
İtalya örneği meşruiyet krizinin güvenlik devleti refleksiyle bastırılmaya çalışıldığını göstermektedir. Meloni hükümeti şiddeti serserilere atfederek meseleyi kamu güvenliği sorununa indirgemiş ve acil güvenlik toplantıları düzenlemiştir. Ancak Milano Belediye Başkanı’nın protestoların nedenlerini anlaşılır bulması, nedenler konusunda sağ ve sol arasında bir mutabakat olduğunu yalnızca şiddet konusunda anlaşmazlık yaşandığını göstermektedir. Bu, İtalya’da da meşruiyet krizinin tanındığını ancak siyaseten ele alınmadığını ortaya koymaktadır.
Portekiz ve Tunus örnekleri benzer bir dinamiği farklı siyasi bağlamlarda sergilemektedir. Portekiz’de konut fiyatlarının yüzde 124 artması Lizbon’da Rossio Meydanı’nda çadır kurulmasına yol açmıştır. Tunus’ta ise ekonomik kriz ve otoriterlik birleşerek yılların en büyük gösterisini tetiklemiştir. Her iki vakada da ortak olan mevcut siyasi ve ekonomik düzenin geniş kesimler için yaşanabilir olmaktan çıkmış olmasıdır.
Almanya örneği Chantal Mouffe’un agonistik siyaset kavramıyla aydınlatılabilir. Mouffe’a göre demokratik siyaset düşmanlık değil agonizm yani rekabet üzerine kurulmalıdır. Ancak temsil kanalları tıkandığında agonizm yerini antagonizma yani düşmanlığa bırakır. Almanya’daki M1llion eylemi bu antagonizmanın sağ popülist bir yönde kristalleşmesinin örneğidir. Öfke gerçektir; ancak adresi ve önerdiği çözüm siyaseten tartışmalıdır.
Arnavutluk ve Hindistan örnekleri küresel elitler tezinin yerel elitler boyutunu öne çıkarmaktadır. Arnavutluk’ta hedef yolsuzluk iddialarıyla ilişkilendirilen ulusal siyasi sınıf ve bu sınıfın uluslararası aktörlerle kurduğu ilişkiler ağıdır. Hindistan’da seçmen listelerine müdahale iddiaları demokratik temsilin en temel aracının bile tartışmalı hale geldiğini göstermektedir. Bu, elitlerin çatlamasının Batı’ya özgü olmadığını; demokratikleşme sürecinin eksik kaldığı veya otoriter eğilimlerin güçlendiği ülkelerde daha da ağır bir meşruiyet krizi olarak tezahür ettiğini ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede küresel elitler çatlıyor değerlendirmesi bir çöküş kehaneti olarak değil meşruiyet krizinin derinleştiğine dair bir uyarı olarak okunmalıdır. Fransa’da 1800’den fazla gözaltı, İtalya’da 1 milyon euroluk hasar, İspanya’da üç haftadan fazla süren çadır kampı, Belçika’da sendika yürüyüşüne sızan şiddet, Portekiz’de konut kaynaklı öfke, Almanya’da sağ popülist bir kanala akan hoşnutsuzluk, Arnavutluk’ta beş günlük çatışmalar, Yunanistan’da çadır eylemleri, Tunus’ta otoriterlik karşıtı gösteri ve Hindistan’da seçmen listesi protestoları farklı yerel dinamiklerin aynı küresel eşitsizlik tablosuna eklemlendiğini göstermektedir.
Ancak bu çatlama alternatif bir düzenin kendiliğinden doğacağı anlamına gelmemektedir. Öfke gerçektir; ancak öfkenin siyasi olarak nereye kanalize edileceği belirsizdir. Fransa ve Belçika’da sol sendikal bir çerçeve, Almanya’da sağ popülist bir söylem, Arnavutluk’ta yolsuzluk karşıtı bir gençlik hareketi, Tunus’ta demokrasi talebi vardır. Bu çeşitlilik elitlerin çatlamasının tek bir siyasi projeye indirgenemeyeceğini göstermektedir.
Asıl mesele çatlağın içini neyin dolduracağı değildir. Bu belirsizlik hem riskler hem de imkanlar içermektedir. Risk öfkenin ayrımcı ve dışlayıcı siyasi projelere kanalize edilmesidir. İmkan ise temsil açığının kapatılmasına yönelik toplumsal bir talep yaratmasıdır. Belirleyici olan sokaktaki öfkenin kurumsal bir karşılığa dönüşüp dönüşmeyeceğidir.
Sonuç
2026 sonbaharında Avrupa’nın farklı ülkelerinde ve ötesinde eşzamanlı olarak yükselen protestolar tek bir nedene bağlanamayacak kadar çok katmanlı bir meşruiyet krizine işaret etmektedir. Fransa ve İtalya’daki şiddet olayları, İspanya’daki konut krizi eylemleri, Belçika’daki sendika seferberliği, Portekiz’deki konut kaynaklı öfke, Almanya’daki sağ popülist kanal, Arnavutluk’taki yolsuzluk karşıtı gençlik hareketi, Yunanistan’daki barışçıl kamp eylemleri, Tunus’taki otoriterlik karşıtı gösteri ve Hindistan’daki seçmen listesi protestoları ortak bir zeminde buluşmaktadır: geniş kesimler mevcut temsil mekanizmalarının kendi yaşam deneyimlerini yansıtmadığını düşünmektedir. Yoksulluk, yüksek yaşam maliyeti, konut krizi, işsizlik, sigortasızlık ve yolsuzluk bu algıyı derinleştirmekte ancak tek başına açıklamamaktadır.
Küresel elitler çatlıyor tezi bu nedenle dikkatle ele alınmalıdır. Çatlama gerçektir; ancak bu elitlerin yerine neyin geçeceği sorusunu yanıtlamamaktadır. Öfkenin sol sendikal, sağ popülist, demokrasi talebi veya yolsuzluk karşıtı gençlik hareketi gibi farklı kanallara akması gelecekteki siyasi yönelimin belirsiz olduğunu göstermektedir.
Halkların isyan hakkı meşrudur. Ancak bu isyanın kalıcı bir dönüşüme yol açması için öfkenin bir sınıf bilinci ve demokratik bir programla birleşmesi gerekmektedir. Aksi halde çatlağın içi ya sağ popülistler ya da yeni elitler tarafından doldurulacaktır. Belirleyici olan sokaktaki öfkenin kurumsal bir karşılığa dönüşüp dönüşmeyeceğidir.
20 Ekim 2026
Sefa YÜRÜKEL
Kaynaklar
1- Baba Ocağı. (17 Ekim 2026). Fransa’da 1200’den fazla gözaltı, İtalya’da çatışmalar!
2 – VOV. (19 Ekim 2026). İtalya’daki protesto dalgası şiddet ve yağmaya dönüştü.
3 – EFE Noticias. (18 Ekim 2026). Sol’daki çadır kampı konut protestosunun üçüncü haftasında yağmura direniyor.
4 – Deutschlandfunk. (17 Ekim 2026). Tunus’ta binlerce kişi Cumhurbaşkanı Saied’e karşı protesto düzenledi.
5 – METLA. (18 Ekim 2026). Avrupa yüksek yaşam maliyetiyle boğuşuyor: Fransa’da 2000’den fazla gözaltı, Milano’da yangınlar, Lizbon’da çadırlar.
6 – Halkın Günlüğü. (19 Ekim 2026). Kuzey İtalya’daki protestolarda şiddetli çatışmalar.
7 – BNR. (3 Ekim 2026). İspanya’da konut politikasına ilişkin yeni protestolar.
8 – Deccan Chronicle. (17 Ekim 2026). Tunuslular artan yaşam maliyeti ve özgürlük kısıtlamaları nedeniyle sokakta.
9 – METLA. (18 Ekim 2026). Avrupa yüksek yaşam maliyetiyle boğuşuyor: Fransa’da 2000’den fazla gözaltı, Milano’da yangınlar, Lizbon’da çadırlar.
10 – HRT. (18 Ekim 2026). Fransa ve Belçika’nın ardından Milano ve Bolonya’da öğrenci protestoları.
11 – KBS Haber. (4 Ekim 2026). İspanya’da konut krizi protestoları yayılıyor… Madrid’de 70 bin kişi toplandı.
12 – Rti Merkez Yayın. (17 Ekim 2026). Tunus son yılların en büyük gösterisine tanık oldu; Cumhurbaşkanı Saied zor bir sınavla karşı karşıya.
13 – METLA. (18 Ekim 2026). Avrupa yüksek yaşam maliyetiyle boğuşuyor: Fransa’da 2000’den fazla gözaltı, Milano’da yangınlar, Lizbon’da çadırlar.
14 – Anadolu Ajansı. (18 Ekim 2026). İtalya’da dünkü protesto olaylarının bilançosu ağır oldu.
15 – Saba Haber Ajansı. (9 Ekim 2026). İspanya’da konut krizini protesto eden kitlesel gösteriler.
16 – Gulf Daily News. (17 Ekim 2026). Tunuslular Cumhurbaşkanı Saied’e karşı yılların en büyük protestosunu düzenledi.
17 – Odatv. (18 Ekim 2026). Fransa’nın sokakları alev alev… Öğrenci isyanı kontrolden çıktı, öfke dalgası Avrupa’dan Tunus, Hindistan ve Bahreyn’e yayıldı.
18 – CGTN Shqip. (19 Ekim 2026). Kuzey İtalya’daki protestolarda şiddetli çatışmalar.
19 – Lusa. (12 Ekim 2026). Madrid’de Puerta del Sol’da konut krizi protestosu.
20 – The New Arab. (17 Ekim 2026). Tunuslular Cumhurbaşkanı Saied’e karşı yılların en büyük protestosunu düzenledi.
Sefa Yürükel
Danimarkalı Türk etnograf ve sosyal antropolog (MA)
Aarhus Üniversitesi, 1997
Bağımsız Araştırmacı
Araştırma Alanları: Uluslararası Politika, Uluslararası Kamu Hukuku, Jeopolitik, Sosyoloji, Psikoloji, Kültürel Çalışmalar, Sistemler ve Yapılar.
KAYNAK: https://turkishnews.com/
