YARSAV Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, sosyal medya X hesabından yaptığı paylaşımda “Herkes için hukuk, herkes için adalet…” başlığıyla çok önemli açıklamalarda bulundu.
Eminağaoğlu, “Türkiye’de Kürt sorunu değil, herkes için İNSAN HAKLARI SORUNU vardır.” derken, “çerçeve yasası” olarak adlandırılan 7595 sayılı yasanın iptali için AYM’ye başvuru süresinin azaldığını yeniden hatırlattı.
Eminagaoglu, bugünkü X paylaşımının sonunda “Çerçeve yasa, tüm bu sorunları geri dönülemez bir noktaya taşıyan bir yasadır.
Çerçeve yasanın iptali için, AYM’ye başvuru yetkisi olan Yeni Parti,
Bu konudaki son başvuru tarihinin 19 Ekim 2026 tarihi olduğunu gözeterek,
Gecikmeksizin AYM’ye başvurusunu yapmalıdır.” uyarısını tekrarladı…
Eminağaoğlu, 24 Ağustos 2026 tarihli X paylaşımında “AYM’ye başvurmak, tarihi sorumluluktur. İptal isteği konusundaki yürürlüğü durdurma isteğinin bir an önce görüşülebilmesi için de, başvurunun 19.10.2026 tarihi olan son gün beklenilmeden, çok çok önce yapılması gerekmektedir.” demişti.
Türk kamuoyuna saygıyla duyururuz…
12 Eylül 2026
ÜLKÜ PINARI
İşte YARSAV Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun X Paylaşımı:
Herkes için hukuk, herkes için adalet…
Kürtler, Kürtçe, Öcalan ile ilgili olarak, SON 25 YILDA, savcı, yargıç, avukat, yurttaş olarak yaptığım bazı başvurular…
ÖNCELİKLE ŞUNU İFADE ETMEM GEREKMEKTEDİR Kİ;
Öcalan, Suriye’deki Colani’den de daha fazla adımlar atmak ve bunları da, araçsallaştırılan demokrasi üzerinden gerçekleştirmek istemektedir.
Öcalan, emperyalistler dışında, hiç bir kesimin temsilcisi değildir ve olamaz.
Çerçeve yasa, BOP’un Türkiye ayağına zemin yaratan, ulus ve üniter devlete saldırı oluşturan bir yasadır.
1- 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 81/1-c maddesinde, siyasi parti faaliyetlerinde Türkçe’den başka dil kullanılamaz hükmü yer almaktadır.
Bu hükmün cezai yaptırımı da, bu yasanın 117 nci maddesine konulmuştur.
Bu veya benzeri bir hüküm, 12 Eylül öncesi mevzuatta bulunmamaktadır.
Oysa sanki bu uygulama “Cumhuriyet döneminden” kalmış, Cumhuriyet dönemi baskıcı ve inkarcı imiş gibi gerçek dışı tartışmalar yaratılmaktadır.
20 yıl önce Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olduğum dönemde;
Siyasi partilerin faaliyetlerine böyle bir sınır getirilemeyeceği, Kürtçe vb kullanılarak yapılan mitingler nedeniyle ceza verilemeyeceği, böyle bir durumun işlenemez suç olduğu yolunda tebliğnameler düzenledim.
Bu içerikteki tebliğnameler, ilk kez böyle düzenlenmiş oldu.
Daha sonra AYM, ceza yaptırım maddesini iptal etti.
12 Eylül döneminden kalan 81/1-c maddesi hala yürürlüktedir.
AKP, yaptırımı ve uygulama yeteneği kalmayan bu maddeyi her nedense yürürlükten kaldırmamaktadır.
2- TBMM’deki konuşmaların çözüm ve tutanağa aktarımı, anayasa gereği resmi dilde yapılmaktadır.
Türkçe dışında kullanılan her konuşma, TBMM tutanaklarına “bilinmeyen dilde” konuşma olarak yazılmaktadır.
TBMM’de yapılan Kürtçe veya başka dildeki konuşmalar da tutanaklara bu şekilde yansımaktadır.
Bunun, basında polemik konusu edildiği üzere, Kürtçe’nin inkar ve reddedilmesiyle ilgisi bulunmamaktadır.
Konu, ulus devletin tek resmi dilinin olması ve bu kuralın anayasaya uygun olarak kullanılması konusudur.
Kürtçe’nin red ve inkar edildiği söylemleri, maddi ve hukuki gerçekliği yansıtmamaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Bölüm Sorumlusu olduğum 25 yıl önce bu şekilde, hukuki gerçekliği yansıtan değerlendirmelerim söz konusu olmuştur.
3- PKK nedeniyle cezaevlerinde açlık grevleri yapılıp, açlık grevi yapanlara 5275 sayılı İnfaz Yasası uyarınca 15 yıl önce disiplin cezaları verildiğinde,
İnfaz yargıcı olduğum o dönemde,
Açlık grevinin insan hakkı olduğu ve ceza konusu edilemeyeceği gerekçesi ile AYM’ye başvurmuş, AYM ise başvurumu altıya karşı dokuz oy ile reddetmiş idi.
4- Neredeyse 15 yıl önce CYY md 202’ye, (resmi) dili bilenlerin kendilerini daha iyi bildikleri başka dilde savunabilecekleri yolundaki hüküm eklendiğinde,
Bu ek fıkranın, tek resmi dil kuralına aykırı olduğu yolunda yargıç olarak yaptığım başvurumu AYM reddetmiş idi.
5- Günümüzde umut hakkı tartışmaları, yoğun olarak Öcalan üzerinden kamuoyunda tartışma konusu edilmiştir.
Bu nedenle konu hep Öcalan özelinde tartışılınca, bu hak konusunda kamuoyunda bir karşı algı oluşmuştur.
Umut hakkı, İHAS gereği temel bir insan hakkıdır.
Bu konuda İHAM kararları uyarınca da, kuşkusuz yasal düzenleme yapılmalıdır.
Bunu 2014 yılından beri, yargıç, avukat ve yurttaş olarak ifade ettim ve etmekteyim.
Yine 2014 yılından başlayarak yaptığım açıklamalarda;
Öcalan için Türkiye’de 2024 sonrasında gündemde tahliye konularının yer alacağını,
Öcalan’ın dağlardan (15.02.1999 tarihine kadar) PKK’yı yönetmesi nedeniyle yargılandığını,
Cezaevinden de örgüt yönettiğini, ancak bu konuda yargılanmadığını, bu konuda da hakkında soruşturma açılıp yargılanması gerektiğini ifade ettim.
Avukat veya yurttaş olarak bu konuda 2015ten sonra da suç duyuruları yaptım, çağrılarda da bulundum.
Cezaevinde iken suç işleyenler yani rehabilite olmayanlar, bu durumları devam ettikçe umut hakkından yararlanamamaktadır.
Öcalan’ın (ceza evinde de suç işlediği için) umut hakkından yararlanması söz konusu olmayıp, kendisini umut hakkından yararlandırmak için, hakkında soruşturma açılmamaktadır.
Kendisine eşitlik kuralına aykırı infaz rejimi uygulanmakta, cezası, bir adada çektirilmekte, infaz rejimine uygun ziyaretçi kuralına uyulmadan sanki cezası infaz edilen bir kişi değilmiş gibi her türlü görüşmeyi gerçekleştirebilmekte, özel ada da özel konut tahsis edilmektedir.
Öcalan, terör örgütü kurucusu ve elebaşı kimliğinden, şimdi bir siyasi parti (fiili) kurucu önderi kimliğine taşınmaktadır.
Öcalan, Suriye’de Colani’nin konumundan daha da öte bir konuma, demokrasi araçsallaştırılarak taşınmaktadır.
6- Öcalan’ın silahlı iken de, silahsız iken de, amaç ve hedefleri aynıdır.
Emperyalizmin maşası terörist başı, infaz yasası uyarınca cezasını çekmeli, hakkında ikinci kez soruşturma açılmalıdır.
Umut hakkı, insan hakları konusudur.
Umut hakkı elbette kabul edilmelidir.
Öcalan’ın bu haktan yararlanabilmesi söz konusu değildir.
7- Türkiye’de, Cumhuriyet’e ve niteliklerine saldırı, hukuk ve demokrasi sorunu vardır.
Türkiye’de Kürt sorunu değil, herkes için İNSAN HAKLARI SORUNU vardır.
Çerçeve yasa, tüm bu sorunları geri dönülemez bir noktaya taşıyan bir yasadır.
Çerçeve yasanın iptali için, AYM’ye başvuru yetkisi olan Yeni Parti,
Bu konudaki son başvuru tarihinin 19 Ekim 2026 tarihi olduğunu gözeterek,
Gecikmeksizin AYM’ye başvurusunu yapmalıdır.
