4 Nisan 2013 tarihli Aydınlık gazetesinde yayımlanan bu yazımı 13 yıl sonra da okunmasının (anlayana) yararlı olacağını düşündüğüm için ilginize sunuyorum:
Uyanığın biri bir zamanlar, Türkiye’nin bir etnik mozaik olduğunu söylemiş ve Başbakan Erdoğan gibi saymaya başlamış: Laz, Kürt, Zaza, (kimileri saymıyor) Arap, Arnavut, Boşnak, Çerkez, Pomak…
Ardından bir yığın saftirik, Panurge’ün koyunları¹ gibi kendini safsata denizine atmaya başlamış. (Sıralamayı yapanlar neden Ermenileri, Rumları, Yahudileri, Süryanileri, Levantenleri bu kafileye katmıyorlar? Irkçılıktan mı acaba?)
Elbette bu ülkede herkes Panurge’ün koyunu değil. Adı Ali Tayyar Önder olan bir yazarımız yeni koyunların kendilerini budalalık denizine atmaması için “Türkiye’nin Etnik Yapısı” (Fark Yayınları) adında bir kitap yayımlamış. “Hayır arkadaş, bir ülkede etnik nüfusun genel nüfusa oranı yüzde 35 olmazsa mozaiklik durumu söz konusu olmaz” diyor.
İsterseniz, etniklik konusunda sakız gibi çiğnenen hurafe ve önyargıları bir yana bırakıp kitabı birlikte okuyalım. (Siz de okuyun gecekondu üniversitelerin cahil eğitmencileri!)
Parantez içindeki cümleyi ağır mı buldunuz? O zaman şu cümleyi gelin birlikte okuyalım:
“Anayasa eşik bence. Özellikle ırkçı vurguların ayıklanması ve 66. Madde’nin değişmesi önem arz ediyor. Bu madde ‘Türkiye devletine vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk’tür’ diyor. Oysa Kürt, böyle hissetmiyorsa onu yasa maddesiyle zorla Türk yapamazsın. Bu durumda sosyoloji tekzip eder.”
Adının önünde “Prof. Dr.” yazan adamın adını verip de ne yapayım? Ülkede bunlardan mebzul miktarda var.
Söyledikleri baştan aşağı yanlış. Ne oradaki “Türk”ün ırkçı vurgusu var ne de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir Kürt’ün ya da Arap’ın kendini “Türk” hissetmemesinin herhangi bir önemi ve yaptırımı var. Bu etnisitesi Kürt ya da Arap olan vatandaş, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir nüfus müdürlüğünün verdiği kimliği ve Emniyet’ten aldığı pasaportu taşıyor mu, taşımıyor mu? Yabancı sınırdan geçmeden önce, doldurmak zorunda olduğu kâğıdın üzerinde “nationalité”, “nationality” yazan yerin karşısına “Türk”, “Turkish”, “Turc (Turque)” diye yazıyor mu, yazmıyor mu?
Akıl ettim hususi (yeşil) pasaportuma (special passport) baktım. Fotoğraflı sayfada “Uyruğu/Nationality” sütununun altında “TUR” yani “TÜRK” yazıyor. Birinin bu sıfatı ister içine sindirsin ister sindirmesin, kendi bileceği iş. Ancak yeryüzünde bir birey, bir varlık olarak var olmak için o “Türk” sıfatına muhtaç!
Yasa kimsenin hislerini dikkate almaz. Kimliğinde ve pasaportunda yazan “Türk” sıfatını içine sindiremeyenlerin yapacakları ilk iş kestirmeden kendi devletini kurmak. Devlet ciddiyeti diye bir şey var!
Gümrük kapısında, Fransız polis “Türkler bu kapıdan” dediği zaman, Türk pasaportu taşıyan ama kendini Türk hissetmeyen biri ne yapacak? “Benim Türk pasaportu taşıdığıma bakmayın, ben kendimi Türk hissetmiyorum. Ben Eskimoyum” mu diyecek.
Ayıptır gecekondu üniversitenin eğitmeni, ayıptır! Okuyalım:
“Tekrar belirtmek gerekir ki temel ilke olarak bir ülkenin etnik yapısının değerlendirilmesinde öncelikli şart ülkedeki etnik grup sayısından çok, ülkedeki toplam etnik nüfusun genel nüfus içindeki yüzde 35 oranıdır.” (s.14)
“Türkiye’de, etnik grup sayı ve nüfuslarını belirtmek amacıyla, 1927 yılından 1965 yılına kadar TUİK (eski adıyla DİE) tarafından genel nüfus sayımlarında anadil tespiti yapılmıştır. Bu tespitler ve sonrasında, günümüze kadar bu konuda yapılan bilimsel nitelikli araştırma ve anketler ile konuyla ilgili göstergeler, yüzde 0.1 (binde bir) oranıyla dahi, Türkiye’de anadil temelinde anlamlı büyüklükte bir nüfusa sahip etnik grup sayısının hiçbir zaman 6’yı ve bu grupların toplam nüfusunun yüzde 14’ü aşmadığı, bu oranın 1955 yılından günümüze yaklaşık yüzde 10 dolaylarında olduğu açık bir gerçek olarak ortaya koymuştur. (2006 itibarıyla; Türk, yüzde 90.06, Kürt yüzde 6.76, Zaza yüzde 1.08, Arap yüzde 1.08, Çerkez yüzde 0.34, Laz yüzde 0.27, diğerleri yüzde 0.41)” (S.15)
“Bugün, Fransa’da, anlamlı büyüklükte nüfusa sahip 16 etnik grubun varlığına rağmen, bu grupların toplam nüfusunun, ülke nüfusunun yüzde 20’si olarak yüzde 35 oranın altında olması nedeniyle Fransa, kendisini ne etnik bir mozaik olarak görür ne de böyle tanıma izin verir.” (s.15)
“Bu tespitlere, AB-Avrupa Komisyonu’nun Eylül 2005 tarihli Avrupalılar ve Diller (Europeans and Languages) başlıklı raporunda yer alan Eurobaromater anketi verileri de dahildir. Bu ankette, anadili Türkçe olan nüfus yüzde 93, anadili Türkçe dışında başka bir dil olan tüm etnik grupların toplam nüfusu yüzde 9 olarak tespit edilmiştir.
Eurobarometer’in, bu verilerinin ortalamasıyla Türkiye’deki toplam etnik nüfus yüzde 7 kabul edilebilir ki bu oran, genel kabul olan yüzde 10’un altındadır.
Tüm bu veriler karşısında, toplam etnik nüfusu yüzde 35’in çok altında olan Türkiye’yi etnik bir mozaik olarak tanımlamak mümkün değildir.” (s.15,16)
Fransa’nın kendisini etnik bir mozaik olarak kabul etmemesinin elbette bir politik nedeni vardır kuşkusuz. Fransa ile Türkiye’nin durumları benzeşiyor.
Sözünü ettiğim kitapta Türkiye’nin etnik nüfus dağılımı şöyle verilmiş (s.40):
Türk: 66.650.00 (yüzde 90.06), Kürt: 5.000.000 (yüzde 6.76), Zaza : 800.000 ( yüzde 1.08), Arap: 800.000 (yüzde 1.08), Çerkez: 250.000 (yüzde 0.34), Laz: 200.000 (yüzde 0.27), Diğer: 300.000 ( yüzde 0.41). Toplam: 74 milyon.
Ancak mahalle kahvesi tevatürlerine, gazete yazıcılarının cehalet verilerine göre Türkiye’de 20 milyon dolaylarında Kürt varmış. Bilimsel araştırmaların verilerine göre 5-6 milyon kabul edilen Kürt sayısı, anayasadan pay isteme hakkı verir mi?
Verdi diyelim, Zazanın, Arap’ın, Çerkezin, Lazın, Boşnakın, Pomakın ve ötekilerin başı kel mi? Onlar da kendi paylarını istemezler mi ?
¹François Rabelais’nin Gargantua ve Pantagruel romanın kahramanı Panurge tartıştığı tüccarın koyunlarından birini denize atar, bunun üzerine bütün koyunlar sırayla denize atlar. Düşünmeden başkasının peşinden giden insanları anlatan bir deyimdir.
30 Ağustos 2026
Özdemir İNCE
KAYNAK: https://cumhuriyet.com.tr/
