Ömer Faruk Eminağaoğlu: “PKK’dan yeni PKK’ya Açılan Nice Nice Kapılar”

YARSAV Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, bugün sosyal medya X hesabından çok önemli bir paylaşımda bulundu.

Eminağaoğlu’nun “PKK’dan Yeni PKK’ya Açılan Nice Nice Kapılar” başlığıyla yazdığı bu yazıyı sonuna kadar dikkatle okumalıyız.

Büyük Türk Milleti’nin bu “oldu bitti”ye asla izin vermeyeceği de iyi bilinmelidir.

Bu gürültüde hâlen uyuyan varsa uyandırmalıyız. Eğer uyanmazsak, düşman boynumuzda pranga ile uyandırır.

Küresel emperyalizm destekli, dini kisveli dönme ve devşirmeler Büyük Türk Milleti’ni Türkiye’de esir etmek istemektedir.

BOP, millî – ulus devletleri yıkmak için oluşturulmuş küresel bir terör örgütüdür.

Parti logolarını, siyasi beklentileri bir kenara bırakıp, hep birlikte aynı safta Türk bayrağının altında toplanmalıyız ve vatanımıza sahip çıkmalıyız.

Dün ne yapıldıysa, Büyük Önder Atatürk ne yaptıysa aynısının yapılacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Türk Milleti’nden, Atatürk’ten ve Cumhuriyet’ten yana olanlar; Anayasal ve yasal bütün haklarını sonuna kadar kullanmalıdır.

Çok tekrarlıyoruz ama zararı olmaz:

“Tevekkül Allah’adır zillete katlanılmaz,
  Ya İstiklâl ya ölüm, bunun ortası olmaz!”

Atatürk’ün ruhu ayakta, Gençliğe Hitabesi belleğimizde; O’nun ışığıyla, O’nun yolundan gideceğiz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Atatürk’ün ilkeleriyle sonsuza dek yaşatma azim ve kararlılığındayız.

Türk kamuoyuna saygıyla duyururuz…

27 Ağustos 2026

ÜLKÜ PINARI

İşte YARSAV Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun X Paylaşımı:

PKK’dan Yeni PKK’ya
Açılan Nice Nice Kapılar
Açıkça yazılmasa da yasada da, özel statü içinde de, Öcalan için yok yok

Öcalan, cezasının infazı süren, vesayet altında da olan bir hükümlü.
Hükümlülerin ve yine vesayet altındakilerin tabi oldukları kurallar yasalarda çok açıkça yer alıyor. (765 SY md 20, 31, 33; 5237 SY md 53; 5275 SY; 4721 SY md 407)

Öcalan’ın infazı artık sözde…

Yasal düzenlemelere göre Öcalan, ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası alan, yine vesayet altında olan bir kişi olarak, kamusal bir görev yüklenemez.
Oysa Silahsızlanma ve Siyasallaşma Alt Kurul Başkanı yapılarak, tarihsel bir ilk yaşanıp, kamusal görev veriliyor.
Bir çok kamu görevlisinin yer aldığı bu Kurul’un başına da geçiriliyor.
Alt Kurul başkanı yapılan Öcalan, artık Ceza İnfaz Yasası’nda diğer mahkümlerin tabi olduğu hükümlerden de ayrık hale geliyor.
Bu durumun ne kadar devam edeceği konusunda yasada bir süre öngörülmüyor ve cezanın infazı ve de vesayet hali devam etse de, böylece pratikte artık infazı sonlandırılmış ve cezanın infazı da sözde kalmış oluyor. 

Öcalan’a, eşi benzeri görülmemiş bir özel statü

Alt Kurul Başkanı yapılan Öcalan için artık özel bir statü de böylece başlamış oluyor.
Özel statünün kapsamı şu an bile o kadar geniş ki, say say bitmiyor.
Bu kadar geniş bir kapsam nedeniyle de artık geri dönülemez bir sürece giriliyor.

PKK’dan sonra Yeni PKK’yı da kuruyor.

Hiç bir terör örgütü, kuşkusuz kendini terör örgütü olarak nitelendirmez ve adında da terör örgütü kavramına yer vermez.
PKK’da da böyle oldu.
PKK ve destekçileri, hiç bir zaman PKK’ya terör örgütü demedi.
İşin ilginci, PKK’ya ilk kez (Öcalan’ın da uygun bulduğu) 7595 sayılı yasa metninde, DEM’liler ve Öcalan, terör örgütü demiş oldu.
Teröristbaşı Öcalan, PKK’yı (Partiya Karkeren Kürdistane/Kürdistan İşçi Partisi), “dağdan şehire indirip”, bu süreçte artık Türk yasalarına uygun olarak “görünürde” siyasal parti haline de getiriyor.
Öcalan PKK’yı, meşrulaştırıp partileştirince, bu dönemde DEM kapanıp, uygun görülen üyelerini de bu Yeni PKK’nın saflarına katıyor.
Dağdan inen, terör suçundan kesinleşmiş mahkümiyeti olmayan tüm PKK’lılar bu Yeni PKK’ya üye olabiliyor.
Kürt vatandaşlarımız elbette bu yapı tarafından yine sömürülmeye devam ediliyor.
Silahlı örgütün kurucusu olan teröristbaşı, bu Yeni PKK’nın da (resmen olamasa da) süreçte kendisine verilen görev gereği, kurucu lideri/önderi oluyor.
Tam da Bahçeli’nin dediği gibi…
Bahçeli’ye de bu durumu, kim ve ne zaman demişse…
İşte bu Yeni PKK, demokrasi açılımı ve terörsüz Türkiye söylemi adı altında kuruluyor.
O demokrasi ise, tramvay olmaktan da beter hale gelmiş bir demokrasi…
Anayasayı delik deşik edenlerle anayasa değişikliği yapılamaz denilirken, demokratik ve laik cumhuriyete aykırılığın odağı olan AKP’nin öncülüğünde, üstelik hukuku, demokrasiyi, anayasayı, anayasanın değiştirilemez hükümlerini rekor düzeyde aykırılık yaratarak kevgire çeviren bir yasa değişikliği yoluyla, demokratik açılım yapıldığına, herkesin inanması bekleniliyor…

Yeni PKK, Türkiye’nin yönetiminde

Yeni PKK, artık seçimler yoluyla TBMM’ye bile giriyor…
Öyle ya Bahçeli’nin kulağına üflenip, Bahçeli, Öcalan’ı bile TBMM’ye de çağırmadı mı…
Dağdan inen ve Yeni PKK’ya üye olanlardan, ilkokul mezunu olup da askerlik yapmış olanlar seçimler de aday olabiliyor.
Yine ilkokul mezunu olup, 41 yaşını doldurmayanlardan askerlik yapmamış olanlar ise, bedelli veya normal olarak askerlik yaparak veya askerliğe elverişli değildir raporu alarak seçimlerde aday olabiliyor
Yine ilkokul mezunu olup, 41 yaşını doldurup da askerlik yapmamış olanlar ise, sadece askerliğe elverişli değildir raporu alarak, seçimlerde aday olabiliyor.
Yasada, kesinleşmiş mahkümiyeti olmayanlar için, belirli süre geçince seçilme haklarının verileceği yolunda hüküm yer alsa da, Anayasa’nın 76 ncı maddesi, sadece kesinleşmiş terör suçundan mahkümiyet kararlarını, yine 1 yıl ve daha fazla hapis cezasından mahkümiyet kararlarını, seçilmeye engel olarak nitelendirdiği için, kesinleşmiş mahkümiyet kararı bulunmayan PKK’lılar için hak mahrumiyetlerinin iadesi konusunda bu yasada kategorik olarak öngörülen 1-3 yıllık bekleme sürelerinin hiç bir uygulama yeteneği bulunmuyor.
Bu şekilde, artık dağdan gelenlere dokunulmayacağı için, belirtilen niteliklere sahip olanlar, dağdan gelerek, Yeni PKK’ya üye olup, siyasete ve de TBMM’ye adım atılabiliyor.
Karayılan vb akla kim gelirse…
Tek engel yaşları dikkate alınınca askerlik yapmama olarak görülebilir ki, o da askerliğe elverişli olmama yolunda alınabilecek bir raporla aşılabilecek bir konu…
Kapı açmakta hünerli ve daha nice kapıların açılacağını ifade eden AKP için, bu kapının da açılması zor olmasa gerek…

İşte kurucu önderi Öcalan olan Yeni PKK, TBMM’ye giriyor, TBMM’ye girenler dokunulmazlık da kazanıyor, TBMM’ye girmekle kalınmıyor, TBMM’de grup kuracak sayıya da ulaşıyor.
TBMM’ye seçilenler, kendilerini seçenlerin veya seçildikleri bölgenin değil, Ulusu temsil ettiği için, o Yeni PKK, artık Ulusu, şehitleri, katlettiklerini, etnik kökenine bakılmaksızın herkesi bile temsil eder hale geliyor…
Halkımıza, Kürt vatandaşlarımıza çektirmedik hiç bir şey bırakmamış olan PKK, yeni PKK olarak kendisini bu temsilde haklı görür hale de getiriliyor.
Kürt vatandaşlara, Türk Ulusuna, TBMM’nin manevi şahsiyetine hakaret, anayasayı ihlal vb hiç bir şey önemsenmiyor…

Yeni PKK ile Türk halkı yerine bölünüp iki ayrı halk

TBMM’de kurulan grubun bir başka anlamı, Yeni PKK nedeniyle, alt kimlik siyaseti daha da öne çıkarılacağı için, Yeni PKK, kendi söylemiyle güya “Kütlerin/Kürt halkının” temsilcisi olduğunu dilinden düşürmeyecek.
Türkiye, Atatürk’ün ifadesiyle; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran -Türkiye halkına- Türk milleti denilerek” kurulmuş, kuruluş ile birlikte ayrımcılık ve etnik unsur içermeden, yepyeni bir Türk milleti tanımı da yapılmış iken, şimdi ise halk ikiye bölünüp, böylece fiilen iki ayrı halk yaratılacak.
Sonra da iki ayrı ulus iddiası kuşkusuz…
Ulus devlet ve ulus kimliğin parçalanması…
Sonra da üniter devletin…
Senaryoların sayısı olmayınca, Erdoğan’ın, Türk, Kürt, Arap söyleminin yaygınlaşması da, bu konuda ayrıca ulus kimliği yerine, ümmet kimliğine yönelik bir başka adımın da ifadesi…

Yeni PKK, güneydoğuyu yönetmeye

PKK, silahlı terör eylemleri yoluyla üniter yapıya aykırılık yaratarak, ayırmaya, koparmaya çalıştığı bölgeyi, şimdi ise Yeni PKK, demokrasi adı altında, yerel seçimlere girip, Kürt vatandaşlarımızın etnik çoğunlukta olduğu yerlerde, kimlik siyasetini kullanıp sömürerek, oralarda yerel yönetimi ele geçirecek.
Yerel yönetim, güneydoğuda artık bu Yeni PKK’nın elinde olacak.

Ulus kimliğini parçalamak için herkesle el ele kol kola

Kavramlar olabildiğince belirsiz ve içi boşaltılarak kullanılınca herkes farklı anlam yükleyerek bu süreçte yer alıyor.
Kimse, anayasanın değiştirilemez hükümlerine, ulus devlet tanımına uygun kavramları kullanmıyor.
Laiklik kavramının yerini özgürlükçü laiklik kavramı almış.
Oysa laiklik demek, egemenlik demek, egemenlik demek de özgürlük demek.
Yurttaşların eşitliği kavramının yerini, eşit yurttaşlık kavramı almış.
Oysa eşitlik demek, zaten her yönden eşitlik demek.
Eşit yurttaşlık demek, farklı (alt) kimlikler yaratılıp, farklı (alt) kimliklere, yani dinsel, etnik kimliklerin tanınıp onlara aynı hakların verilmesi, tek kimliği, ulus kimliğini ortadan kaldırmak demek.
Aynı şekilde yerel yönetimlerde özerklik kavramı, merkezi yetkiler olamazmış gibi kullanılmaya başlanmış durumda.
Ve daha niceleri…
Böyle olunca, bu kavram kirliliğinde, Terörsüz Türkiyecilerin bu gibi kavramları yerleştikçe, daha sonra o kavramlara göre istekler açıkça dillendirilmeden de edilmiyor.

Kürt sorunu denildiğinde, ağalık, tarikat, cemaat, eşitlik, kalkınma, işsizlik, yoksulluk, gericilik, bölücülük, laiklik, sekülerlik, eğitim vb alanlarındaki sorunlar giderildiğinde, geride ne kalıyor ki, aynı sorunlar ülkenin her yerinde, her alanında da yaşanıyor…
Dilin/ana dilin, sosyal alanda konuşulması, öğrenilmesi ve kullanılmasında da bir engel yok.
Kültürel ve etnik yönlerden baskıcılık veya ayrımcılık, bir azınlık politikası vb zaten yok.
Cumhuriyetle, yurttaş haline gelme, Türkiye Cumhuriyetini hep beraber kurarak, kimsenin kimseyi dışlamadığı ve Cumhuriyetle beraber ortak bir kimlik olarak, yeni adlandırılan, artık geçmişten farklı olarak, etnik yönden adlandırmanın ötesinde, bu kavramdan çok daha geniş, bir ulus adı olarak da”Türk” var.
Yaşanan sorunlar, asla Cumhuriyetin kuruluşundan kaynaklanmayan, 12 Eylül döneminin de zirveye taşıdığı sorunlar.
Bu bağlamda 12 Eylül döneminin seçim barajı da, kimlik siyasetini ayrıca tetikleyince…
Bölücüsü, gericisi, aydını, sağcısı, solcusu, sosyalisti, komünisti neredeyse, Kürt kimliğini ifade eden herkes, siyasal bir ortak paydada değil, kimlik savunusunu öne çıkararak, bir partide buluşunca, siyaset dünyasında da başka bir kulvar ortaya çıkıyor.
İktidar bütçe olanaklarıyla sorunları çözmek yerine, konuları siyasal destek için sömürüp kullanınca, ortaya çıkan etnik parti(ler)de kendilerine alan yaratmak için kimlik siyasetini öne çıkarınca, bu toplum bu iki yapı arasında sıkıştırılmış durumda.
Yaşanan sorunlar, iktidarın bütçe olanaklarıyla veya çok az bir kısmının da, demokratik adımlar atılarak yasal düzenlemelerle çözeceği, başka hiç bir partinin desteğine ihtiyaç duymadığı sorunlar.
İktidar partisi bunları çözemiyorsa, elbette iktidarı bu sorunları çözecek parti veya partilere bırakıp gidecek.
Çözemiyorsa ki, bu demektir ki, artık toplumsal, siyasal, seçmen desteği kalmamıştır, o zamanda hiç bir konuyu sömürmeyecek ve emperyal planların peşinden Türkiye’yi, halkı sürüklemeyecek.
Demokrasi sorunlarını çözmek, bu sorunları yaratanlardan da beklenemeyecek…

Ulus ve üniter devlet olarak tek bir (resmi) eğitim dili, tek resmi dil, tek kimlik olacağına, alt kimlikler ve o konuda bir statü yaratılamayacağına göre…
İfade edilen sorun ne…
O halde…

İki halklı Cumhuriyet

Öcalan’a kurdurulacak Yeni PKK nedeniyle, Öcalan sanki bir halk önderi imiş gibi halk önderi konumuna taşınıp, Türkiye iki halkın olduğu bir Cumhuriyet haline sokuluyor.
İki halkın yaratılmasıyla, ulus devletin de, üniter devletin de parçalanma süreci hızlandırılıyor.

Önce eyaletleşme ve sanki atanmış ve bir bölgeden sorumlu Cumhurbaşkanı yardımcılığı

Bir tarafta partili Cumhurbaşkanı, dokunulmaz ve sorumsuz.
Öte yandan partileşmiş Yeni PKK’nin önderi olan ve ne zaman sorumsuzluğu biteceği de AKP’nin iki dudağı arasında ve tamamen sorumsuz bir Öcalan.
Öcalan’ın bu görevi ve dolayısıyla sorumsuzluk durumu ve süresi, şimdilik ve tamamen, onu bu konuma taşıyan Cumhurbaşkanı’nın himayesindeki Kurula, daha net bir ifade ile Erdoğan’ın ağzından çıkacak söze bağlı.
Bunun bir diğer anlamı Öcalan ve terörsüz Türkiye adı altında başlatılan süreç, artık tamamen Erdoğan’ın iki dudağı arasında ve vesayetinde.
Bir başka anlamı da AKP, parti devletini yaratıp, Erdoğan da tek adam olunca, Öcalan da terörsüz Türkiye adı altında Yeni PKK yoluyla güneydoğudaki yönetimi yaratınca, artık adı konulmamış olarak Erdoğan vesayetinde ve Öcalan’ın sorumluluğunda bölgesel ve federal bir yönetim, yeni Osmanlıcıların söylemi ile de Öcalan’ın başında olduğu bir eyalet yönetimi.
Öcalan, bölgeyi yönetecek ve Erdoğan istediğinde de ona da her türlü desteği de sunacak.
Aynen Bahçeli’nin 2015’ten itibaren yaptığı gibi…
Gerçi, Öcalan cezaevinde olduğu sürede, hep Erdoğan lehine hareket etti.
Ancak şimdi bu yardımı daha farklı bir nitelikte, Bahçeli’den de farksız bir biçimde, açık ve aleni…
Eğer Öcalan bu durumu böyle sürdürmez ise, vesayet altındaki bu süreç elbette böyle yürümeyecek.
Kuşkusuz DEM’de, Öcalan’ın önderi olduğu Yeni PKK içinde olunca…
Gerçi Öcalan bu desteği açık açık verir hale geldiğinde, artık bu vesayet durumuna Erdoğan ne kadar hakim olabilir, o da ayrı bir konu…
Erdoğan’ın düşüncesi, günü kurtarmak, kendisinden beklenilenlerin yapılması olunca, Erdoğan için gerisi de bir önem taşımıyor olsa gerek…

Bu arada, nasıl ki, Cumhurbaşkanı yardımcılarını Erdoğan istediği sayıda atayabiliyor, Öcalan’da Erdoğan tarafından Güneydoğudan sorumlu olarak fiilen/resmen atanmış bir Cumhurbaşkanı yardımcısı dahi olabiliyor…
Hiç de zor değil…
Fiilen de olanaklı, biraz bekleyince zaten hukuken de…
Öcalan’ın Başkanı olduğu Alt Kurul zaten Külliye himayesinde ve bu Alt Kurul’da da zaten Külliye görevlileri de bulunuyor…
Adeta Cumhurbaşkanı yardımcısı gibi…
Zaten bir Cumhurbaşkanı yardımcısı Kürt olacak denmemiş miydi…

Öcalan için, olası bir eyalet valisi demeyelim, çünkü onun da üniversite diploması olmayınca, ama fiilen şimdilik Cumhurbaşkanı yardımcılığı gibi böyle görev neden olmasın…
Yine şimdilik fiilen böyle bir eyaletleştirilen yapıdan sorumlu Cumhurbaşkanı yardımcılığı..
Yasa’nın 7 ve 10 uncu maddelerine göre görevlendirilmiş bir Öcalan için, Cumhurbaşkanı yardımcısı sıfatını kullanmak bile az kalır, ona haksızlık bile olur…
Cumhurbaşkanı yardımcılığı ne ki onun için, üstelik ilkokul diploması yeterli…
Bu süreç devam ederken, adli sicilden kaynaklı engelleri kaldırmak, şimdilik yasada yer alan 01.06.2005 tarih ayırımını iptal edecek olası Anayasa Mahkemesi (AYM) kararından sonra, üç yıllık bir süreyi gerektirmesine ve yargı kararından kaynaklı vesayet kararını kaldırmak da anlık iş olunca…
Askerliğe elverişli olmadığı yolunda bir sağlık kurulu raporu almak da hiç de zor olmayınca…
Artık Erdoğan, kendisine özgü bu sistemde, yine kendisine özgü olarak, bölgeden sorumlu bir Cumhurbaşkanı yardımcılığı neden yaratmasın ki…
Bölgeden sorumlu olan resmen Cumhurbaşkanı yardımcılığı için bile, mevcut ilkokul diplomasının açamayacağı kapı da kalmıyor…
Erdoğan, sürekli ne kapılar açılacak demiyor mu…
Öcalan, yeter ki Erdoğan’a gelecek kapılarını açsın…
Yeter ki, Erdoğan’a desteği etkili olarak sahada görülsün…
Bahçeli ve Erdoğan neler yapmaz ki, ne kapılar açmaz ki…

Nereye kadar eyalet

Terörsüz Türkiye, Kürt sorununun çözülmesi vb adlarla başlatılan emperyalist projeleri, kimlerin ağzından duymadık ki…
Tom Barrack’ın ağzından bile…
Etnik siyasetle yürüyen, ulus kimliğini parçalamaya yönelik adımlarda amaç, hep bir adım daha ileriye gitmek olunca, şimdilik konuyu bu boyuta taşıyanlar yarın neler mi diyecekler…
Dün silahlarla söylediklerini, bugün silahlı militanlarını anarken söylediklerini, yarın da dört parçalı Kürdistan söylemi olarak elbette dillendirecekler…
Bu yönetim nereye kadar bölgesel ve eyalet gibi kalır, o sınırlar ne kadar baki kalır bu da ayrı bir konu…
Bu kadar mı…
Elbette değil.
Bu kadarla da kalmayacak.

Tom Barrack’ın bir başka söylemi

Tom Barrack neler demedi ki…
Türkiye’de oturup, Suriye’de istediği planı uyguladı.
Terörist Şara, Suriye devletinin başına geçirildi…
Terörist Mazlum Abdi’nin, güya SDG/PYD’yi feshedildi sözüne güvenilip, bu yapının devlete entegresi sağlandı…
Mazlum Abdi, şimdi Şara’nın baş ucunda bile görev üstlenecektir.

Bir zamanlar FETÖ kadrolarını “devlet içinde yuvalandıranlar”, şimdiki bu uygulamaların adına “devlete entegre” koydular.
Günü gelince o entegre olanlar, acaba ne yapacak…
Afganistan’la başlayan, Irak, Libya, Mısır, Suriye ile devam eden, demokratik ve laik ulus devletlerini parçalayarak etki altında tutmaya ve  bölgenin su ve enerji kaynaklarına el koymaya da yönelik BOP sürecinde, her ülkede farklı şekilde oynanan oyun, işte sıra Türkiye’ye gelince, Türkiye’de de bugünkü gibi oynanıyor.

Bir terör örgütüne yönelik düzenleme için, öncelik o örgüt konusunda uluslararası ayağın ve çevre ülkelerden desteğin kesilmesi, örgütün eylemsiz kalması gerekirken, ABD’nin gelecek yıl bütçesinden kaynak ayırdığı bir dönemde, PKK’nın sona erdiği hayalleri kuruluyor ve demokratik açılım adı altında bu pazarlanıyor…
PKK, aynen Suriye’deki gibi,  her yol ve yöntemlerle, yeni yeni adlarla, her alanın, sivil yapıların, devletin içine yerleştiriliyor.

Öcalan’ın Şara’dan, Barzani’den farkı ne…

Öcalan, bir yandan Barzani gibi fiilen eyaletleşen, federalleşen, özerkleşen güneydoğuyu yöneten Yeni PKK’nin önderi olarak, o bölgenin AKP iktidarının ve emperyalistlerin gözünün içine de bakan yöneticisi olacak.
Öte yandan da, bir terörist, kuşkusuz resmen yönetimi ele alırsa, nasıl ki meşrulaşır, aynen terörist Şara gibi, öte yandan da bu yasanın 10 uncu maddesi uyarınca sorumsuz olarak terörist kimliği buharlaştırılıp yoluna devam edecek…

Ne istedi de vermedik ki…

Bir zamanlar ne istedi de vermedik sözü, çok yaygın bir söz olarak kullanılmadı mı…
Bu sözün muhatabıyla iktidar arasında, yenilen ve içilenler ayrı gitmediği dönemde açılmadık hangi kapı kalmıştı ki…
Silahlı Öcalan ne için yola çıkmıştı…
Şimdi silahı bırakınca amaçlarına hem de can güvenliği altında, İmralı’da villada oturup, Külliye himayesinde ulaşacak…
Hangi kapılar açılmayacak ki…
Erdoğan da bekleyin daha hangi kapılar açılacak deyip durmuyor mu…
Tükendiği için, çalmadık kapı bırakmıyor, kendisine açılmadık kapı kalmasın istiyor…
Şimdi de açılan kapı terörsüz Türkiye denilen ve yaratılan Yeni PKK kapısı ve de Yeni PKK kapısından girilince açılacak kapılar…
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi nasıl Erdoğan’a özgü ise, bu terörsüz Türkiye modeli de aynen Erdoğan’a özgü…

***

Öcalan hakkındaki hükümler, adı konulmadan yasa kapsamına yerleştirildi.
7595 sayılı Yasa’daki anayasaya aykırılıklar, say say bitmiyor…
Ulus ve üniter devlet yerle bir edilince, bu yasa bir anayasa değişikliğinden de beter…

Öcalan, özel statü ayrı bir konu, yasanın her hükmünden de aşama aşama ayrıca yararlanabilecek.

Öcalan’a 01.06.2005 öncesi TCY hükümlerine göre, Öcalan’a yakalandığı 15.02.1999 tarihine kadar işlediği sadece devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak suçundan ceza verildiği, ayrıca terör amacıyla işlenen öldürme uçlarından ceza verilemediği için, Öcalan hakkında öldürme suçundan verilmiş bir mahkümiyet kararı yok. (765 SY md 125, 20, 31, 33)

01.06.2005 sonrası işlenen suçlardan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası alanlar, kabul edilen yasaya tabi olup, 01.06.2005 öncesinde Öcalan gibi bu cezayı alanların, yasadan yararlanamayacakları yolundaki hüküm, bu tarih ayırımının geçerli bir hukuki dayanağı olmadığından, bu ayrım süreçte herhangi bir başvuru nedeniyle, (diğer AYM kararlarını da gözetince) AYM tarafından çok çok büyük bir olasılıkla iptal edilecek.
Dolayısıyla, 01.06.2005 tarihi öncesinde ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasın alanlar ve cezaları kesinleşen, yani Öcalan konumunda olanlar da bu yasadan yararlanır hale gelecek.
Öcalan için engel olan bu iki durum da, bu nedenle artık Öcalan’ın önünde engel oluşturmayacak.

Öcalan hakkında, 765 sayılı Yasa’dan sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasa’nın 302 nci maddesi uyarınca (terör amacıyla adam öldürme suçunu da kapsayacak biçimde) yapılan onca başvuruya rağmen, engel bir soruşturma, yargılama ve mahkümiyet kararı da zaten yok.

Öcalan’a adı konulmamış umut hakkı

Umut hakkı, kuşkusuz insan hakları bağlamında, yaşam hakkı bağlamında evrensel hukuka göre söz konusu olan bir hak.
Öcalan’ın umut hakkından yararlanamaması gerekiyor.
Umut hakkı adı konulmadan, bu haktan yararlanırcasına, aynı sonuçlar nasıl ortaya çıkarılabilecek?

Öcalan, 15.02.1999’da yakalanana kadar işlediği suçlar nedeniyle yargılanıp ceza aldı.
Bu tarihten sonra, yani cezaevinde işlediği suçlar nedeniyle soruşturulmayıp yargılanmadı.
Umut hakkından yararlanabilmek için, koşullu salıverme için öngörülecek infazda geçen 25-30 yıl gibi süre içinde, cezaevinde suç işlememiş, bu sürede rehabilite olmuş, salıverildiğinde toplumsal tehlike yaratmayacak bir durumun ortaya çıkmış olması gerekiyor.
Sonra da, belli periyodlarla, bu durumun varlığının yargı kararı ile incelenmesi gerekiyor.
Ancak Öcalan,  cezaevinden örgüt yöneten, aynı suçu cezaevinden de işlemeye devam eden bir kişi.
Terörsüz Türkiye sürecindeki uygulamalarla bile bu durumu sabit.
Öte yandan ne bir rehabilitasyon ne de kaybolan bir toplumsal infial söz konusu.
Bu nedenlerle, Öcalan’ın umut hakkından yararlanması söz konusu değil.
Öcalan’ın hakkında, cezaevinde işlediği suçlar nedeniyle soruşturma açılması ve soruşturulup yargılanması, cezalandırılması gerekiyor.

İşte burada, umut hakkının adını koymadan, yasaya öyle hükümler yerleştirilmiş ki…
Terör amacıyla öldürme suçundan da ilk mahkümiyet kararı sonrası ve 01.06.2005 sonrası verilmiş bir kesinleşen mahkümiyet kararı yok. Hükmen kesinleşmiş karar olmayan herkes hukuken suçsuz kabul ediliyor.
Öte yandan MGK kararı öncesi işlenen suçlardan soruşturma açılması, Erdoğan himayesindeki Kurul iznine tabi. (Yasa md 3/son)
Böyle bir izin verilmeyeceği için Öcalan hakkında geçmişe yönelik yeni bir soruşturma açılmayacak.
Yine geleceğe yönelik olarak işleyeceği suçlar konusunda da, sağlanan sorumsuzluk nedeniyle soruşturma açılmayacak (Yasa md 10)
Böylece umut hakkından yararlanmasına engel bir dosya ortaya çıkmayacak.

Bu durumda bahsettiğimiz olası (beklenen) AYM kararı sonrası, Öcalan da, zaten sözde süren infaz hali de sona erdirilerek, cezası bir infaz hakimliği kararı ile ertelenecek ve tamamen de salıverilecek. (Yasa md 6)
Yasada umut hakkı adı geçmese de, işte bu karar, umut hakkı ile aynı sonucu doğuran bir karar.

Öcalan için, genel af çıkmış gibi siyasi haklar da gündeme gelecek

Olası bir AYM kararı sonrası söz konusu olacak umut hakkı, sadece salıvermeyi sağlayan bir karar olup, Öcalan’a daha da fazlası, siyasi hak olanağı da sağlanıyor.
İnfaz bitmeden, siyasi haklar sağlanması, ancak ve ancak, bir genel af yasası ile söz konusu olabilir.
Böylece infaz sonuçlanmadan, mahkümiyet kararının tüm sonuçları ortadan kalkmış olur.
Bu yasa ile açılmamış soruşturmalar, devam eden soruşturmalar ve yargılamalar, kesinleşmemiş kararlar, infazı süren yargılamalar için hükümler getirilmiş.
Bu hükümler, sadece PKK konusunda olduğu için, kısmi bir genel af söz konusu.
Bazı konular belli koşullara bağlandığı için de, belli durumlarda bu genel af, o koşulların sağlanmasına bağlanmış.

Diğer hukuki statüdekileri bir yana bırakıp, bu yönden Öcalan’ın durumunu inceleyelim.
Öcalan konumundakiler için, yasada, salıverildikten sonra, üç yıllık bir deneme süresi geçirilince her türlü seçilme haklarının da verileceğini öngörmüş. (Yasa md 7)
Oysa bu dönemde Öcalan, adli sicil kaydı olan, ömür boyu ağırlaştırılmış ağır hapis cezası olan bir hükümlü.
İşte bu karar, Öcalan için genel af sonucunu doğuran bir karar.
Artık, Öcalan’ın önündeki kapalı tüm kapılar da böylece açılmış oluyor.
Öcalan’ın ağırlaştırılmış ömürboyu hapis cezası nedeniyle, Anayasa md 76 uyarınca, seçilme hakkı bulunmazken, kabul edilen bu yasa AYM’ye taşınmaz ise, anayasaya aykırı bu yasa hükmü nedeniyle, adli sicil kaydı varken ve hükümlülüğü sürerken, seçilme hakkı sahibi de olacak.
YSK, Van Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde olduğu gibi, Anayasa’ya değil, mahkeme kararına bakacak.
Tüm bu sürede, yargı kararı ile vesayet altında olan Öcalan, bir de kuşkusuz herşeyi AKP’nin iki dudağı arasında yani AKP vesayetinde olup, salıverildikten sonra geçen üç yıl sonunda AKP umduğunu elde ederse, AKP’de yargı vesayetinin de kaldırılması, siyasi hakların da verilmesini sağlayacaktır.

Bakınca, çözülen, kimin için, hangi sorun!

Türkiye’de herkes, ülkenin her alanında yaşanan insan hakları sorunlarının, demokratik sorunların, yargı bağımsızlığından kaynaklanan sorunların, yaşanan her türlü sorunların çözülmesini istiyor ve bekliyor.
Burada, hangi sorun çözülüyor…
Hukukla, demokrasiyle, insan haklarıyla, yargı bağımsızlığıyla, cumhuriyet ve nitelikleriyle çatışan, anayasanın dışında çıkan, işine gelmediğinde AYM ve İHAM kararlarını tanımayan bir AKP, sorun çözebilir mi…
İşte daha İHAM’ın yeni verdiği Osman Kavala-2/Türkiye kararı aleyhine Külliye’nin tepkisi anında ifade ediliverdi…
Burada da yapılan, sadece terör örgütüne yönelik düzenleme ve akabinde de, bu terör örgütünün isteklerine yönelik düzenlemeler.
Kendisine siyasal destek yaratmak amacı taşıyan düzenlemeler.
Halkla hiç bir ilgisi olmayan düzenlemeler.

AYM’ye bir an önce başvuru yapılmalıdır.

7595 sayılı yasa için, 19.10.2026 tarihinde, AYM’ye başvuru süresi doluyor.

AYM’ye, başvuru hakkı olan Cumhurbaşkanı ve AKP bu yola başvurmayacaktır.
Başvuru yapacak 120 milletvekilinin de fiilen bulunmadığının görülmesi,
Başvuru yetkisi olan ana muhalefet partisi Yeni Parti’de de, yasa görüşmelerinde kabul konusunda hayır diyen 54 milletvekili bulunması,
Yeni Parti TBMM grubunun 91 kişiden oluşması, başvuru için Yeni Parti TBMM grubu kararı alınması, Bunun için de en az 46 kişinin oyunun gerekmesi karşısında,
Yeni Parti’de hayır diyenler TBMM genel kurulundaki oyuna sahip çıkmalı,
Hatta evet diyenler bile, Türk ulusunun temsilcileri olduğunu gözetip, halkın hayır dediği bu yasanın tamamen iptali için AYM’ye başvurmalıdır.

Yasanın MGK kararı ile uygulanmasına geçilmeden çok daha önce, AYM’de gündem sorunu yaşanmadan, yürürlüğün durdurulması isteğinin bir an önce görüşülebilmesi için de başvurunun da bir an önce yapılması gerekmektedir.

#TerörsüzTürkiye 1/2

2/2
Her konuyu araçsallaştıran bir AKP ve bunun karşısında Yeni Parti’den bu süreçte beklenen tutum

AKP, anayasal yetkisi olmamasına rağmen, yasa uygulamasında MGK’yı karar organı durumuna taşımıştır.
Yasa uygulamasında farklı suçlar konusunda, AYM’ye yapılacak başvurular sonrası, AYM tarafından verilebilecek iptal kararları ile genel af durumuna dönüşebilecek yasal bir içerik ortaya çıkarmıştır.

Böylece AKP, toplumsal bir tepki olursa, tüm bunları MGK ve AYM üzerinde bırakma, aksi halde siyasi getirisi olursa, o zaman da kendisi öne çıkarak, bunu üstlenme amacı gütmüştür.

Öte yandan, halkın beklentisinden uzak nitelikteki yasanın kabulü konusunda Yeni Parti’nin hayır oyu vermemesi, AYM’ye başvurma yetkisi de olan Yeni Parti’ye yönelik tepki yaratmıştır.
AYM’ye başvurma yetkisi olan Yeni Parti’nin, hele ki AYM’ye başvuruya yeterli hayır oyunun da TBMM genel kurulunda ortaya çıkması karşısında, bu konuda grup kararı almaması ve bu yola gitmemesi durumu, ayrı bir tepkiye de neden olacaktır.

Yeni Parti, TBMM Terörsüz Türkiye Komisyonu görüşmelerindeki raporda, kabul edilen yasaya benzer içerikteki konuların o raporun 6 ncı, demokrasi ile ilgili konuların o raporun 7 nci maddesinde yer aldığını, bu nedenle o rapor gözetilerek, yasa aleyhine tutum sergilenmediğini ifade etmiştir.

Bu yasa ile demokrasi ile halk ile hiç bir ilgisi olmayan, PKK’yı meşrulaştıran  6 ncı madde ile ilgili adımlar atılınca,
Yeni Parti süreci denetleyen, kontrol eden konumdan da ayrıca  uzaklaşmış,
Demokrasi adımı denilen ve içeriği kamuoyu tarafından da her yönüyle bilinmeyen 7 nci madde her zamanki gibi bütünüyle iktidarın keyfi tutumuna bağlı kalmıştır.
Demokrasiyi tramvay olarak kullanan iktidarın demokratik adım ve uygulamalardan uzak kalacağı, bunların halkla ilgisi olmayan, ancak kendi siyasi çıkarları ve Yeni PKK’nın uygun gördüğü ölçüde olabileceği yaşananlar karşısında, bilinen bir gerçekliktir.

Yeni Parti, anayasal sorumluluğu gereği iptal davasını açmalı,
Bu davayı açarken de, iktidarı anayasanın değiştirilemez maddeleri ve anayasaya uygun davranmaya, yine iktidarı raporda 7 nci madde olarak ifade edilen konularda, anayasa değiştirilemez maddeleri dahil tüm anayasal hükümleri gözetip bağlı kalarak, atılacak gerekli adımları atmaya da çağırmalı,
Kendi iktidarında bu konuda atacağı adımları bir kez daha kamuoyuna da çok açık bir biçimde ifade etmelidir.

Türkiye’nin olmazsa olmazları kuşkusuz Cumhuriyetin varlığı ve bağımsızlığı, hukuk ve demokrasi, bu konuda yaşanan sorunların da artırılması değil, giderilmesidir.

27 Ağustos 2026

Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU

#TerörsüzTürkiye


Yorum bırakın