Arslan Bulut kardeşim bugünkü yazısında “Mevcut rejim meşru mudur?” başlığını koymuş ve cevap arıyor. Bulut’un yazısının okunmaya ve değerlendirmeye değer olduğu şüphesizdir. Ancak ben bu yazıda yer alan bir başka değerli dosta ait olan satırlar içerisinden tek bir cümleye dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Bulut’un görüşlerinden alıntı yapmakta olduğu kişi bir başka dost ve değerli bir üstat hukukçumuz Yargıtay eski başkanı Sami Selçuk beyin görüşlerinden bir alıntı var. Ben bu görüşler içinden bir tek cümleyi %100 aynı görüşte olduğumu ifade ederek burada tekrar alıntılıyorum. Yaşamakta olduğumuz siyasi/hukuki kaosun ana sebebi olduğuna inandığım bir konudur. Sami Selçuk bey diyor ki: ” …CHP, gayrimeşru bir iktidar kurulmasına yeterince direnmiş olsaydı, o gayrimeşru iktidar, hiçbir zaman yargı eliyle hukuku çiğnemeye kalkışamıyacaktı…” Sonra devam ediyor ve böyle düşünmesinin sebeplerini anlatıyor. %100 dogru kurulmuş bir cümle ve tespit…🤔


“Dönme” – “Dansöz- “Fırıldak” – “Kiriştek” … dönmeliğin ve ihanetin zirvesi JOSEPH FOUCHE idi. Bizimkilerin eline su dökemez. Ne olur, bugün cihazlarınızı alın internete girin, ve sonra Google ‘a girerek tek kelime yazın: “FOUCHE”… Dünya tarihinin gördüğü, görebildiği ve bir siyasi kişilik olarak ” ihanet ve dönmelik tarihinin zirvesi ” diye tarif edilen bir adamla karşılaşacaksınız.

Fransa’da Cumhuriyete, konsüle, imparatora, krala, triumviraya bakan, nazır, polis ve güvenlik şefi olarak hizmette bulunmuş /bulunmayı becermis bir adam…

Dünya tarihinin gördüğü en sinsi siyasetçi olduğu kabul edilen Fouche ” ihanetin dahisi”, “kusursuz donek”, “alçaklık abidesi” gibi sıfatlarla anlatılmıştır. Bendeniz bu konuda 28 Temmuz 1997’de (demek ki o günlerde de icap etmiş olacak ki ) bir yazı yazmıştım. Fouche yaşasaydı da bugünler Turkiye’sini görseydi ünvan kaybı krizinden giderdi. Ne olur arkanıza yaslanın ve 1997’de neler yazmışız içinize sindirerek bir okuyun. Çocukluk günlerinizdeki oyuncağınız “TOPAÇ ” aklınıza geliyor mu ?…

İşte 28 Temmuz 1997 tarihli yazım:

-DÜNÜMÜZ HALİMİZ GELECEĞİMİZ?

Nasıl Başkan, Nasıl Kadro, Nasıl Parti

Makyavelizm, Foucheizm ve Ülkücülük

Makyavel ve Makyavelizm

Makyavel’in adı çıkmış! Siyasette pragmatist yaklaşımın tabii bir neticesi olarak beliren ve en basit tanımlamasıyla “neticeye ulaşmak için her yol mübahtır” şeklinde özetlenebilinecek Makyavelcilik; siyasete bulaşan herkesin şiddetle tenkit ettiği, inkar ettiği; ama siyasilerin çok büyük bir çoğunluğunca da, vazgeçilmeyen, elden bırakılmayan bir “gerçek” halinde hükmünü sürdürüyor.

Bütün siyasetçiler, siyasi mahfillerde, toplantılarda pragmatizme ve makyavelizme lanetler yağdırıp, kendilerinin yolunun bu olmadığını iddia etmektedirler. Ama; öte yandan da, siyasi geleceklerini sağlama almak, başarılı ola-bilmek uğrunda ve yolunda, olur olmaz kepazeliğe başvurmaktan, dönme dolap haline gelmekten, “etek giydi”, “dan-söz oldu, kıvırıyor” sözlerinin muhatabı olmaktan utanmamaktadırlar.

“Bütün siyasetçiler…” dedik. Bu çok ağır bir itham… Yalnız, bu sözümüz öncelikle bütün dünyada siyaset yapanlarla ilgili… Hemen hemen her ülkenin siyasetinde, kendi siyasetçileri açısından hakim hale gelen tablo bu olmuş…

Türkiye’nin Manzarası

Gelelim, Türkiye’ye… Türkiye’de de, manzaranın bundan çok farklı olduğunu kimse söyleyemez. Siyasetin, siyasetçinin haysiyetinin tartışıldığı bir ülkede, manzaranın farklı olmasını bekleyemezsiniz. Pragmatizm ve makyavelizm belki maddeci dünya görüşlerinin bir sonucu olarak değerlendirilmesi gereken ve maneviyatçı, ahlaki değer hükümlerine bağlı olduğunu iddia eden görüşlerle ters düşecek uygulamalar olduğu için, Türkiye’deki bazı fikir ve düşünce sistemlerinin bunları inkar edeceği ve barındıramayacağı ileri sürülebilir. Ama, en dinci, en ahlakçı, en maneviyatçı fikir, düşünce ve inanç sistemini savunan Refah ideolojisi ve Partisinin bile (bırakınız fert bazında bir tahlili) topyekün Parti olarak pragmatist ve makyavelist olduğunu söylemek yanlış değildir, herhalde… İktidar olabilmek yolunda yenilen herzeler ortadadır. Öte yandan işin ta başından beri bir idealistler topluluğu olarak siyasette varlığını sürdüren kendi hareketimizin ise zaman zaman nasıl yoğun bir şekilde istismarcı istilalara maruz kaldığını hep beraber gördük ve onun içinde, “Ülkücüler, ülkücü geçinenler, ülkücülükten geçinenler” tanımlamalarını yaptık.

İdealizmi Saptıranlar

Bir ara, neredeyse hakim unsurun hangisi olduğu noktasında akıllarımız karıştı. İdealizmle eş anlamlı olan ülkücülüğün, bazı kişilerce geçim yolu, ilerleme, yol alma yolu; işini, gücünü yürütme yolu olarak görüldüğünü hep birlikte üzüntüyle izledik. Kara toprağa genç yaşlarında verdiğimiz “gülyüzlülerin” gölgesinde dehşet ticareti yapmaya kalkanlarımız- emeği, kanı, teni, gözyaşını unutarak; “Allah rızasını kazanma” inancını bir kenara iterek işi kul kavgasına dönüştürenlerimiz olmadı mı? Bir kongrede kazanmak daha doğru ifadeyle desteklediğimizin kazanması uğruna, ancak dişilere özgü bir metodla el altından mektuplar yazıp postalamadık mı?… Ülküdaşlarımızın özel hayatlarına dil uzatmadık mı? Bu erkekliğe yakışır mıydı?… Ama, pragmatizmi yol seçip, makyavelizmi metod alırsanız insanın haysiyeti, gururu, erkekliği hiçbir değeri kalmaz…

Ne ise geçelim Makyavielizmi ve Foucheciliğe gelelim…

Fouche ve Foucheizm

Makyavel’in adı çıkmış, siz Fouche’ye bakın…Bu Fouche, çok enteresan bir adam! Dünya siyasetinde sergilediği, örnek davranışlarla(!) belki de Makyavel’den bile daha önemli bir kişilik… Filvaki, siyaset literatüründe Fouchecilik, Foucheist gibi terimler yer almış, yerleşmiş değil ama, ben şahsen fiiliyatta ve siyasetin gerçeğinde yüzlerce, binlerce Foucheci, Foucheist olduğunu, Foucheizmin de, çok önemli bir siyasi meslek ve mektep olarak siyaset sosyolojisinde yerini alması gerektiğini düşünüyorum.

Bu Fouche, Fransa’da “zehir hafiye”… Önce, Kral varmış, rejim krallıkmış ve Fouche de Kralın zaptiye nazırı, muhaliflerin korkulu rüyası, insanları giyotinlere yollayan Fouche…

Sonra aynı Fouche, birinci ve ikinci imparatorlukta Napolyon’a, cumhuriyet ara rejiminde Cumhuriyete, Üçlü Konsey’de Robespiyer, Danton ve Mara’ya aynı sadakatla hizmet etmiş… Ama, bu hizmetlerin hepsini yerine getirirken, mevcut rejimi koruma ve kollama(!) adına o andaki rejim muhaliflerine karşı hep acımasız; giyotinler hep kurulu… Üçlü Konsey, bunun yüzünden birbirine girmiş, hepsi başını O’nun yüzünden kaybetmiş. Birini ötekine, öbürünü berikine satmış.. Fransa’nın meşhur Kardinal’i bile bu adamdan illallah demiş… Krallık yıkılıyor Fouche ayakta, cumhuriyet yıkılıyor Fouche ayakta, İmparatorluk yıkılıyor Fouche ayakta, Üçlü Konsey yıkılıyor Fouche ayakta; biri gidiyor, öbürü geliyor Fouche yine yerinde… Nazır, nazır değilse bakan, bakan değilse, güvenlik koordinatörü… Bir isim, bir ünvan ve görevle hep piyasada… Yarabbim, ne Foucheymiş?…

Türk Siyaseti Fouche Dolu

Dünya siyaseti Fouche’lerle dolu, hele hele Türk siyasetinde Fouche’den geçilmiyor…. Hatırlayacaksanız, bir de bizim “zehir hafiye”miz vardı. Garibim, önce AP’nin bakanıydı, sonra “tik”li parti kurup oradan bakan oldular, en hızlı Ecevit muhalifiydi, Ecevit’e bakan oldu. Bu Bakanlığı sırasında “Cumhuriyet tarihinin en büyük kredi yolsuzluğunu ortaya çıkartıyorum” diye bir basın toplantısı yaptı. Bu basın toplantısına boynunu aşan dosyalarla geldi. İşte yolsuzluğun belgeleri, dedi… Sonra, sonra ne mi oldu. Bu yolsuzlukların muhatabı olarak suçladığı şirketler grubunun başındaki adamın koluna girip, yeniden AP’ye kaydını yaptırdığı törene gitti. Sonra, Fouche’ler çoğaldı. Bakıyorsunuz adamlar zıp orda, zıp burda. Öyleleri var ki, hangi partiye girse o partiden bakan oluyor. Babüroğlu, Özgüneş, Öztrak’lar gibi canlı örneklerin dışında bir de ilgisi olduğu bakanlığı kovalayanlar var. Mesela gümrüklerle çok sıkı fıkı işleri olan Antepli İmam Hüseyin İncioğlu gibi…. Adam Gümrük Bakanlığını takip ederdi. Bakanlık CHP’de iken CHP’li, CGP’deyse CGP’li AP’deyse AP’li… Hatta MHP’ye bile girme teşebbüsü olmuştu. (Rahmetli Gün Sazak’la, Namık Kemal Zeybek bu işe şahittir.) Son devrin Fouche’leri de az değil. Adam CHP’li, ANAP’lı, DYP’li. Ama, nereye gitse el üstünde hangi parti kabine kursa bunlar bakan. Topçu’lar, Dedelek’ler, Saygın’lar, Aktuna’lar… Adam DYP’de, Çiller’in en büyük müdafii, ANAP’a geçiyor, Çiller’in en büyük muhalifi oluyor. DYP’de ikenki Yılmaz düşmanlığı ise işin cabası…

İşin aksi de mümkün. ANAP’ta Yılmaz için avukatlık ediyor, Çiller’i ipe çekmeye hazır, bakıyorsunuz atlamış DYP’ye, Çiller’in avukatı olmuş. Yılmaz’a sövüp sayıyor. Oradan da parti yöneticisi, öbür tarafta da bakan… Oh, ne keyifli iş… Bunların yüzsüzlükleri, ahlaksızlıkları, haysiyet düşkünlükleri bir tarafa, ne olduklarını bile bile bağrını açan liderlere, partilere, partilililere ne demeli?…. Oh, ne keyifli iş… Bunların yüzsüzlükleri, ahlaksızlıkları, haysiyet düşkünlükleri bir tarafa, ne olduklarını bile bile bağrını açan liderlere, partilere, partililere ne demeli?… Sen böyle havadan atıp tutuyorsun da, sen olsan ne yapardın? diyebilirsiniz. Adamın siyasi geleceği burada kararmış, öteye gitmesin mi, diyebilirsiniz?… Hem vallahi, hem billahi bir daha o Meclis’in kapısından giremeyeceğimi bilsem de, bir daha kırmızı plakalı arabaya binemeyeceğimden emin olsam da, bu haysiyetsizliği yapmam, yapamam… Gider köşeme otururum.

Bunları niye yazdım?…

Netice: Erkekçe Davranalım

Ama, erkekliğin yerini dönmeliklerin aldığı, dansözlerin fırıl fırıl kıvırdığı bir alemde bizimkisi halt etmek. Kemal Tahir üstad, Namusçular’da der ki? “…. Oruspuluk huydur, oruspunun erkeği dişisi olmaz…”

Bu kadar lafı niye ettim, herkesin aklına, hem de Türk milliyetçisi camianın okuduğu bir yayın organında bunları niye yazdım. Fouche’yi milliyetçi camiaya niye tanıttım?… “Fouche örnekleri bizde de mi çoğalmaya başladı, acep?”diye düşünüyorum. Ben, ne Makyavelizmin, ne de Foucheizmin ülkücülüğün mayasıyla bağdaşmayacağı inancındayım. Ülkücü dümdüz olmalıdır, kıvırmamalıdır, diye inanıyorum. Ülkücü camianın ise, politikada makyavelizmi metod seçenlere, dişice el altından imzasız postalanan mektuplardan medet uman zavallılara; ülkücülükten geçinmeye çalışanlara, dansözlüğe soyunanlara, Foucheistlere “dur” diyeceğine ve geçit vermeyeceğine inanmak istiyorum.

Gelin, birbirimizle olan siyasi mücadelemizi de, merçe, yiğitçe, erkekçe, ülkücüye yaraşır olgunluk ve vakarla yapalım. Kıvırmalar ve kıvırtmalar camiaya yakışmıyor…

28 Temmuz 1997-

15 Ağustos 2026

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın