Terörün bitmesini kim istemez? İnsanlarımız ölmesin, silahlar sussun, Türkiye huzur içinde yaşasın. Hepimizin isteği budur.
Fakat tarih bize silahların susmasının her zaman meselenin bittiği anlamına gelmediğini gösteriyor.
Kuzey İrlanda bunun açık örneklerinden biridir. IRA yıllarca Kuzey İrlanda’daki Britanya egemenliğine son vermek amacıyla silahlı mücadele yürüttü. 1994’te ateşkes ilan etti. İki yıl sonra ateşkesi bozdu ve yeniden bombalı saldırıya yöneldi. Daha sonra görüşmeler yeniden başladı ve 1998’de Belfast Anlaşması imzalandı.
Ortaya çıkan anlaşma yalnızca silahsızlanmayı değil; Kuzey İrlanda’nın yönetiminden mahkûmların durumuna, güvenlik ve polis düzenlemelerinden bölgenin gelecekteki statüsüne kadar çok geniş bir alanı kapsıyordu.
Peki böylesine önemli bir anlaşmanın ardından ne yapıldı?
Halka soruldu.
22 Mayıs 1998’de Kuzey İrlanda’da referandum yapıldı. Halkın yaklaşık yüzde 71’i anlaşmaya “evet” dedi. Aynı gün İrlanda Cumhuriyeti’nde de anlaşmanın gerektirdiği anayasa değişiklikleri halkoyuna sunuldu ve yaklaşık yüzde 94 oranında kabul edildi.
Türkiye, Kuzey İrlanda değildir. PKK da IRA değildir. Zaten tarihsel karşılaştırmanın amacı iki farklı olayı birbirinin aynısı saymak değildir. Amaç, benzer süreçlerde ortaya çıkan sonuçları incelemek ve kendi geleceğimiz bakımından ders çıkarmaktır. Tarih aynı biçimde tekrarlanmaz; fakat geçmişte yaşananları bilmek, gelecekte karşılaşılabilecek ihtimalleri önceden görebilmemizi sağlar.
Bugün PKK’nın silah bırakması ve kendisini feshetmesi elbette önemlidir. Fakat şu soruları sormak zorundayız: Örgüt ortadan kalkarken yıllardır savunduğu siyasi hedefler de ortadan kalkacak mı? Bugün getirilen ve bundan sonra getirilebilecek hukuki düzenlemeler yarın hangi sonuçları doğuracak? Aynı kadrolar veya başka yapılar birtakım istekleri gerçekleşmediği takdirde yıllar sonra yeniden şiddete yönelirse ne olacak?
Ben Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda ciddi siyasi ve toplumsal gerilimlerle karşı karşıya kalmasından kaygı duyuyorum. Umarım yanılırım. Çünkü mesele benim haklı çıkmam değil, Türkiye’nin geleceğidir.
İşte bu nedenle referandum seçeneğinin daha ciddi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Elbette devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri referandum konusu değildir. Bunlar tartışılmaz. Ancak yürütülen süreç Türkiye’nin geleceğini etkileyecek kapsamlı hukuki ve siyasi sonuçlar doğuracaksa, milletin bunlara razı olup olmadığı neden doğrudan millete sorulmasın?
Kuzey İrlanda’da sordular.
Biz de milletimize güvenelim. Sorun. Millet kabul ediyorsa devam edin; etmiyorsa durun.
Terörün bitmesini istemek başka, bunun için izlenen her yolu doğru kabul etmek başka şeydir. Bugün silahların susmasına bakarak yarının Türkiye’sini tehlikeye atacak sonuçları görmezden gelmek, barışı değil yalnızca bugünü düşünmek olur.
Devletler yalnız bugünü yönetmez; yarını da korur. Silahların susması elbette başarıdır. Fakat gerçek başarı, yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda Türkiye’nin daha güçlü, daha huzurlu ve daha bütün kaldığını görebilmektir.
Tarih bize sonucu söylemez; fakat tehlikeyi önceden görme imkânı verir. Devlet aklı da tam olarak bunun için vardır.
13 Ağustos 2026
Dr. Volkan YAŞAR
