Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren bugünkü gelişmeler karşısında üzerinde durulması gereken temel mesele millî iradedir. Anayasa’nın hükmü açıktır: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.”
Elbette Türkiye Büyük Millet Meclisi millet adına karar verme yetkisine sahiptir. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında da devletin geleceğini belirleyen son derece önemli kararlar Meclis tarafından alınmıştır. Saltanat kaldırılmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, hilafet kaldırılmış, Lozan onaylanmış ve yeni devletin temel kurumları yine Meclis eliyle oluşturulmuştur.
Fakat o kararların arkasında, kendi kaderini belirlemek için mücadele etmiş bir millet bulunuyordu.
Türk milleti bağımsızlığını kendisine bağışlanmış bir siyasal düzenleme sonucunda kazanmadı. İşgale karşı direndi, savaştı ve kendi devletini kurdu. TBMM de bu Millî Mücadele’nin içinden doğdu. Dolayısıyla Cumhuriyet’in kuruluşunda Meclis tarafından alınan tarihî kararların temelinde, milletin kanıyla ve canıyla ortaya koyduğu bağımsız yaşama iradesi vardı.
Terörün sona ermesini ve silahların susmasını istemek başka bir şeydir; bunun karşılığında ortaya çıkabilecek hukuki ve siyasal sonuçları kabul etmek başka bir şey. Eğer yürütülen süreç yalnızca bir terör örgütünün silah bırakmasından ibaret olmayacak ve Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren daha kapsamlı sonuçlar doğuracaksa, milletin bu konudaki iradesinin doğrudan ortaya konulmasından çekinilmemelidir.
Gelinen noktada mesele artık geleceğe ilişkin bir ihtimal değildir. Yıllarca terör yoluyla Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı mücadele eden bir örgüt ve onun talepleri, yürütülen süreç içerisinde fiilen siyasal bir muhataplık alanı kazanmıştır. Asıl tehlike buradadır. Çünkü bugün atılan adımların nerede duracağı belli olmadığı gibi, silah bıraktığı kabul edilen yapının veya onun devamının gelecekte yeniden şiddete yönelmeyeceğinin de mutlak bir güvencesi yoktur. Böyle bir durumda Türkiye hem bugün verilen hukuki ve siyasal karşılıkların sonuçlarıyla hem de yeniden ortaya çıkabilecek terör tehdidiyle karşı karşıya kalabilir. Bu, devletin caydırıcılığı bakımından son derece ağır bir sonuç olur. Türkiye’yi önümüzdeki dönemde ciddi sorunların beklediği yönündeki kaygımın temelinde de bu bulunmaktadır.
Bu nedenle referandum yapılmalıdır.
Burada bir hususun altını özellikle çizmek gerekir: Referanduma konu edilmesini savunduğum şey, Cumhuriyet’in temel nitelikleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü veya Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri değildir. Bunlar bir çoğunluk meselesi olmadığı gibi tartışmaya da açık değildir. Millete sorulması gereken, terör örgütünün silahsızlandırılması ve tasfiyesi gerekçesiyle yürütülen sürecin ortaya çıkardığı ve bundan sonra ortaya çıkarabileceği hukuki ve siyasal sonuçların millet tarafından kabul edilip edilmediğidir.
Bu, TBMM’nin yetkisini reddetmek değildir. Tam tersine, böylesine önemli bir meselede doğrudan milletin iradesine başvurulmasını istemektir. Milletin geleceğini ilgilendiren bir konuda milletin ne düşündüğü sorulmalıdır.
Cumhuriyet’in kuruluşundan çıkarılacak ders de budur. Mesele yalnızca kararların Mecliste alınmış olması değildir. O Meclisi var eden irade, bağımsızlığını kendi mücadelesiyle kazanan milletin iradesidir.
Millete sorun. Kabul ediyorsa devam edin; etmiyorsa durun.
Çünkü dün olduğu gibi bugün de milletin kaderini millet belirlemelidir.
11 Ağustos 2026
Dr. Volkan YAŞAR
