Bugünlere de ışık tutacaktır.
Dündar Taşer beyin tarifiyle Türk milleti bir “med cezir” olayı yaşamıştır. Büyümenin ve yükselmenin ihtişamıyla milyonlarca kilometre kareye hükmeder hale gelmiş, Viyana kapılarına dayanan bir devlet olmuştuk. Bu bir “med” idi. Yahya Kemal’in “Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu…” diye büyük gururla tarif ettiği böylesi bir “med” devriydi. Sonra maalesef Karlofça, Yaş, Küçük Kaynarca gibi bir düşüş cizgisi ile Ayastefanos’a kadar geldik. Peş peşe gelen Mondros ve Sevr ile artık parçalana parçalana ufalan ve küçük coğrafyaya sıkışan bir devlet olmuştuk. Çanakkale ihtişamı ve zaferi de küçülmeyi engelleyememişti. Rus doğudaydı, Ermeniler Rus ve Fransız yardımlarıyla Kars’ta, Ardahan’da, Erzurum’da, Van’da ve daha güneyde ayaktaydılar. Fransız güneydoğu illerine, İtalyan Antalya’ya çökmüştü; İstanbul ve civarı İngiliz, Fransız, İtalyan, Rus kaynıyordu. “Kaleler zaptedilmiş, tersanelere girilmişti”. Emperyalistler her yerdeydi ve yerli işbirlikçileri vardı. Yunan’ı İzmir’e çıkardılar. Ama Hasan Tahsin vardı. Sütçü İmam vardı, Şahin bey vardı, Nene Hatun, Fatma Bacı vardı, Börekçizade Rıfat vardı. Hainler ve ihanetler olacaksa, kahramanlar ve kahramanlıklar da vardı. Kuvva vardı, mudafa-i hukuk vardı, azmi milli vardı, Karakolcular vardı, Teskilat-ı Mahsusa vardı. Bir Mayıs günü yol alan Bandırma Vapuru vardı, Mustafa Kemal ve arkadaşları vardı.
Dağıtılmış, silahları elinden alınmış, mütarekenin kontrol subaylarının fink attığı Anadolu’da bir millet uyanacak, silkinecek, ırz, namus, vatan yoluna düşecekti. Bu “cezir” zilletine son vermek ve yurdu bu zilletten kurtarmak vaktiydi. KURTULUŞ VE KURULUŞ mucizesi için küçümseme ile bugün de konuşanların dedeleri o günlerde de “hilafet”, “şeriat” nutukları attılar, ama Rus, Fransız, İngiliz, Yunan emperyalistlerine karşı bırakın ırzı namusu, vatanı, İslamı bile korumak için yola düşmediler, düşenlere de “hain” bile dediler. “Med” devrinin ihtişamı ile övünen Şair bu zillet karşısında Allah’a sığınıyor ve “galip et, bu son Ordusudur İslamın…” diyordu. “Cezir” zilletine çare aranıyordu. Savasılmış, çarpışılmış, emperyalist dünya destekli Yunan’la boğuşulmuş ve fakat “cezir”in ( alçalma, çekilme lugat manasi) önüne geçilememişti. “Cezir” gelip Sakarya’ya, nehir boyuna dayandı. İşte Dündar beyin bahsettiği gibi bizi Viyana önlerine kadar götüren yükselme (med) tarih çizgisi dönüşe geçmiş, Viyana bozgunuyla başlayan çekilme ( cezir)gelip Sakarya hattına kadar gelen bir kaderi de bize yaşatmaktaydı. 105 yıl önce başta İngiliz destekli 120.000 kişilik Yunan ordusu “Türkleri tarihten kazıyacaksınız” talimatı gereği Sakarya hattına kadar geliyor; biz de çekiliyorduk. “Cezir” Sakarya’ya gelip dayanmıştı . Bugün o sıcak Ağustos günlerinin yıldönümü. Bugünler zillet “cezir”ine son verip yeniden “med” devri diyerek 22 gün 22 gece ‘Melhame-i Kübra’
diye tarihe geçecek büyük varoluş kavgasının başlangıç günleri. Malıköy’de trenden bozma karargâhta Sakarya direniş hattının planlarının yapıldığı günlerin yıldönümü. Sakarya Büyük Taarruz, 9 Eylül, 13 Ekim, 29 Ekim, Lozan.. .Bütün bunlar milyonlarca kilometre kare toprağı kaybetmek için yapılmadı, bugün vatan dediğimiz sınırlara Sakarya hattından çıkarak kavuştuk. Kuvvaya, Kuvvacılara, Müdafa-i Hukukçulara, Mustafa Kemal’in askerlerıne selam olsun … 105 yıl öncesinin Ağustos günlerini bebelerinize iyi belletin!…
10 Ağustos 2026
Şevket Bülend YAHNİCİ
