1949 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülüğünde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne karşı emperyalist amaçlarla kurulan NATO adlı askeri ittifak örgütü, SSCB ve NATO’ya karşı bir tepki olarak kurulan “Varşova Paktı” yıkıldıktan sonra da varlığını sürdürdü.

NATO’nun bu bağlamda varlığını sürdürmesi ve NATO’nun genişlemesi stratejisini benimsemiş olması, uzun vadeli emperyalist amaçlarla hareket ettiğinin de göstergelerinden birisidir.

NATO üyesi ülkelerin neredeyse tamamı, kendi ülkelerinde iyi kötü bir demokratik düzen kurmuş olmalarına rağmen; örneğin çok partili özgür ve serbest seçimler; düşünceyi ifade, yayınlama, örgütlenme özgürlüğü; yasama, yürütme, yargı arasında güçler ayrılığı; yargı bağımsızlığı; laiklik; gelişmiş bir eğitim ve sağlık sistemi alanlarında çok önemli gelişmeler sağlamış olmalarına rağmen; kendi vatandaşları için öngördükleri bu düzeni, NATO üyesi olmayan ülkelerin vatandaşları için öngörmemektedirler; başka ülkelerdeki diktatörlükleri, kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece doğrudan veya dolaylı desteklemektedirler; demokrasi konusunda büyük bir iki yüzlülük ve çifte standart uygulamaktadırlar; “özgür ve demokratik dünyanın temsilcisi” oldukları yalanıyla onlarca yıldır propaganda yapmaktadırlar.

İşin garibi, NATO üyesi ülkeler bu stratejiyi sadece NATO üyesi olmayan ülkelerde değil, NATO üyesi olan Türkiye’de de uygulamaktadırlar!

Türkiye bugün NATO üyesi olup demokratik olmayan tek ülkedir!

NATO’nun ise bu konuda ortaya koyacağı hiçbir ciddi açıklama olmadığı gibi, bunu umursamamaktadır da!

Türkiye’de çok partili özgür ve serbest seçimler; düşünceyi ifade, yayınlama, örgütlenme özgürlüğü; yasama, yürütme, yargı arasında güçler ayrılığı; yargı bağımsızlığı; laiklik; gelişmiş bir eğitim ve sağlık sistemi yoktur!

Acaba “özgür ve demokratik dünyanın temsilcisi” olduğunu sürekli vurgulayan ve bu bağlamda Rusya ile Çin’i eleştiren NATO, bu konuyu nasıl açıklamaktadır?

Bu NATO’nun en büyük çelişkilerinden birisi değil midir?


NATO’nun Türkiye’de 12 Mart 1971 askeri darbesini de, 12 Eylül 1980 askeri darbesini de, 2007 yılından itibaren devreye giren AKP’nin sivil darbesini de desteklemesi, NATO tarihinin utanç vesikalarından birisidir!

Türkiye sadece bu nedenden ötürü bile uzun vadede NATO üyeliğinden çıkmalıdır.

Ancak Türkiye bu konuda bir yandan da çok dikkatli ve gerçekçi davranmalı, NATO’dan çıkma stratejisinin zamanlamasını ve koşullarını iyi hesaplamalıdır.

Türkiye siyasi, ekonomik ve askeri açıdan belli bir güce ulaştığında ve bağımsızlığını belli bir ölçüde kazandığında NATO’dan çıkmalıdır. Almanya, Fransa, İspanya, İtalya gibi bazı ülkeler bu güce NATO üyesi olarak da ulaşabildiklerine göre, Türkiye de bunu başarabilir.

Türkiye’nin bunu başarması için öncelikle demokratik bir düzene geçmesi, halkın egemenliğini yeniden sağlaması ve karma bir ekonomik modelle üretim ekonomisine geçmesi gerekmektedir.

Türkiye bunu gerçekleştirmeden NATO’dan çıkarsa, ABD ve NATO da Türkiye’yi Libya, Irak, Suriye, İran gibi parçalayıp bölecektir!


Türkiye’nin NATO’dan çıkmadan önceki geçiş sürecinde yapması gereken bir başka şey de, NATO’nun pasif üyesi olmaktan çıkıp NATO’nun aktif üyesi olmasıdır.

Türkiye AKP iktidarı döneminde NATO’daki veto hakkını aktif bir biçimde kullanmamıştır. Ortadoğu’daki gelişmeler, yeni ülkelerin NATO’ya üyelikleri ve NATO’nun genişlemesi, Türkiye’nin içişlerine müdahale konularında, AKP iktidarı, ABD Devlet Başkanı Donald Trump’ın da ifade ettiği gibi, ABD’nin ve NATO’nun istediği hemen hemen her şeyi yerine getirmiştir.

AKP’nin 24 yıldır iktidarda kalmasının nedenlerinden birisi de zaten budur. AKP iktidarının bu kadar uzun sürmesi, NATO’nun “özgür ve demokratik dünyanın” temsilcisi olmadığının bir kanıtıdır!

Türkiye’nin NATO’dan çıkması için, öncelikle AKP’den çıkması gerekir!

04 Temmuz 2026

Örsan ÖYMEN

KAYNAK: https://cumhuriyet.com.tr/


Yorum bırakın