Recep Tayyip Erdoğan zannediyor ki bu seçimi şöyle ya da böyle kazanabilirse, bir beş yıl daha vakti olacak. Kemal Kılıçdaroğlu da zannediyor ki Erdoğan’ın seçimi kazanmasını sağlayabilirse CHP kendisine kalacak. Ancak unutmasınlar ki o beş yıl, bundan öncekiler kadar rahat geçmez
Kimse koltuğunda rahat oturamaz.

Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha seçilemeyeceği korkusuyla yargı silahına sarılan rejimin CHP’nin başına tayin ettiği kadronun Kurultay’ı toplamaya niyetinin olmadığı bir kez daha ortaya çıktı.

Tüzüğe göre Parti Meclisi’ndeki istifalardan sonra Kurultay’ın olağanüstü toplantıya çağrılması gerekiyordu, çağrılmadı.

Önceki gün de Kurultay delegelerinin çağrısı sumen altına atıldı.

Çok açık görünüyor ki Kemal Kılıçdaroğlu, Saray tarafından kendisine biçilen görevi yerine getirmeden Kurultay’ı toplamayacak.

Kurultay’ı toplamamak için bin türlü bahane bulacak, iş yargıya giderse de Akın Ağabeyinden himmet bekleyecek.

Öyle görünüyor ki bütün mesele “günü kurtarabilmek”!

Recep Tayyip Erdoğan zannediyor ki bu seçimi şöyle ya da böyle kazanabilirse, bir beş yıl daha vakti olacak.

Kemal Kılıçdaroğlu da zannediyor ki Erdoğan’ın seçimi kazanmasını sağlayabilirse CHP kendisine kalacak.

Bu tür falcılıklardan hoşlanmam ama ikisinin de hayal gördüğünü söylemeliyim.

Evet, ilk bakışta Saray’ın aparatçiği CHP’nin başında kalabilir gibi görünüyor.

Geniş çaplı bir tasfiye yapar, istifa edenler gider, geriye kalanlarla partiyi yürütür.

Ne de olsa kasada para da var, seçim barajını geçebileceğine de inanıyordur. İçlerinden beş on tanesinin yeniden milletvekili seçilmesini de sağlayabilirlerse partiyi bir daha kimselere bırakmazlar.

Böyle düşünüyor olmalılar.

Beni dinlemezler ama şunu akıllarında tutsunlar: Seçim kampanyası sırasında mesela çarşı – pazar dolaşmaya kalkmasınlar. Tükürük banyosundan kurtulamazlar çünkü.

Ve istedikleri tasfiyeyi yapsınlar, “baba ocağıdır” diye ayrılmayıp kalmayı tercih edenlerin ilk seçim yenilgisinden sonra o binayı Kılıçdaroğlu’na dar edeceklerini bugünden söyleyebilirim.

Recep Tayyip Erdoğan ve adamları da zannediyorlar ki Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş gibi isimlerin seçime girmesini engelleyebilirlerse Erdoğan seçimi bir kez daha kazanır, bir beş yıl daha Cumhurbaşkanı olarak Saray’da oturur.

Evet bugünkü tabloda bu hesap da tutabilir gibi görünüyor.

Ancak unutmasınlar ki o beş yıl, bundan öncekiler kadar rahat geçmez.

Ahlaki meşruiyetini kaybetmiş bir seçimle iş başına gelmek mümkündür ama huzur içinde iktidar sürdürmeye yetmez.

Türklerin sokaklara dökülmeye çok sıcak bakmadığı kimseyi kandırmasın, Türkiye’yi Orta Asya diktatörlükleriyle, Azerbaycan ile, Rusya ile karıştırmak o kadar doğru bir hesap olmaz.

Yönetme meşruiyetlerini serbest seçimlerle kazananların, bunun farkında olmaları gerekir aslında ama belli ki kaybetme korkusu, aklın önüne geçme istidadı gösteriyor.


Bağımsız medya herkese lazım
Trump, ikinci kez başkan seçilip Beyaz Saray’a yerleştiğinden beri New York Times ile kavga halindeydi. NY Times’ın gazetecilik standartlarının “yerlerde süründüğünü” iddia etmiş, gazeteyi “radikal sol Demokrat Parti’nin sanal muhabiri” olarak tanımlamıştı. Ama gördük ki İran savaşını bitiren anlaşmayı imzalamadan önce kendisini kayıtsız şartsız destekleyen yayın organlarını değil, kavga ettiği NY Times’ın tecrübeli bir muhabirini aramış. Bunun bir tek nedeni var: Trump da gayet iyi biliyor ki kendisine yalakalık eden medyanın bir etkisi yok
ABD Başkanı Donald Trump, İran ile ABD arasındaki çatışmayı durduran mutabakatı imzalamadan önce bir gazeteciyi aradı ve anlaşmanın genel çerçevesi hakkında bilgi verdi, fikrini sordu.

Söz konusu gazetecinin adı David E. Sanger. 40 yıldır New York Times’da çalışıyor.

Sanger, NY Times’daki görevini gazetenin künyesinde şöyle açıklıyor:

“New York Times’ın Beyaz Saray ve Ulusal Güvenlik Muhabiriyim ve Başkan Trump ile yönetimini, özellikle de dış politika ve bunun teknoloji, siyaset ve süper güçler arasındaki çatışmayla kesişimine odaklanarak haber yapıyorum.”

Sanger, New York Times’ın Instagram hesabından yayımlanan videoda Başkan ile nasıl konuştuğunu bizzat anlatıyor.

https://www.dailymotion.com/video/xagnowa
Pazar akşamı (Trump’ın 80. Yaşını kutladığı akşam) saat 21.30’da telefonu çalmış.

Sanger, Başkan Trump’ın o andaki ruh halini “iyi” diye anlatıyor.

Başkan ile Sanger arasındaki görüşmenin tümü kamuya açıklanmış değil. Sanger’in izin verildiği kadarını açıkladığını varsayabiliriz.

ABD ve geri kalan ülkeler, söz konusu anlaşmanın temel unsurlarını bu görüşmeden sonra yazılan haberden öğrendiler.

Trump, ikinci kez başkan seçilip Beyaz Saray’a yerleştiğinden beri New York Times ile kavga halindeydi.

Gazeteyi “başarısız ve yıkılmak üzere” diye tanımlıyor, haberlerinin “yalan, kasıtlı karalama, sahte” olduğunu iddia ediyordu.

Hatta kendisi hakkında “kasten ve kötü niyetli karalama ve iftira içeren” yayınlar yaptığı iddiasıyla tazminat davası da açmıştı.

NY Times’ın gazetecilik standartlarının “yerlerde süründüğünü” iddia etmiş, gazeteyi “radikal sol Demokrat Parti’nin sanal muhabiri” olarak tanımlamıştı.

Ama gördük ki İran savaşını bitiren anlaşmayı imzalamadan önce kendisini kayıtsız şartsız destekleyen yayın organlarını değil, kavga ettiği NY Times’ın tecrübeli bir muhabirini aramış.

Bunun bir tek nedeni var: Trump da gayet iyi biliyor ki kendisine yalakalık eden medyanın bir etkisi yok. Yaptığı anlaşmanın kamuoyunda doğru anlaşılabilmesi için haberinin güvenilir bir kaynaktan yayılmasına ihtiyacı var.

Sadece bu örnek bile gösteriyor ki herkes, günün birinde bağımsız medyaya ihtiyaç duyuyor.

ABD Başkanı olsanız bile buna ihtiyaç duyuyorsunuz.

Bir kulaklarından girer öbüründen çıkar mı bilmiyorum ama bizimkilerin de haberi olsun istedim.

Kamu kaynaklarıyla yaratıp, beslediğiniz medya, en çok ihtiyaç duyacağınız anda hiçbir işinize yaramayacak, haberiniz olsun.

19 Haziran 2026

Mehmet Y. YILMAZ

KAYNAK: https://t24.com.tr/


Yorum bırakın