ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve ABD Başkanı’nın Irak-Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, “Irak, Suriye ve Türkiye’yi, Amerikan temas ve kaldıraç noktasında tek, tutarlı bir odakta dengelemek Başkan Trump tarafından benimsenen bu hayati misyonudur” demeden önce “Akdeniz’e açılan çok sayıda fosil yakıt kaynağının bulunduğu Hazar Denizi’miz var ve Yunanistan ile Türkiye buraya bir kapı ancak 1919’dan beri ulus devletler tarafından engelleniyoruz. Yeni bir bölgesel düzenlemenin zamanı geldi” diye konuşmuştu.
Mustafa Yıldırım ise 2003 yılında, “ABD’nin planı, Hazar koridorunu açmak ve Orta Asya ile güvenli yolları birleştirmek… Ne yazık ki, yurdumuzda bu senaryolara, kimisi ‘milliyetçilik’, kimisi ‘özgürlükçülük’, kimisi ‘iktisadi liberalizm’ diyerek yardımcı olmaktadır” diyordu.
Türkiye’yi yönetenler, bu projenin ABD’nin projesi olduğunu ifade etmeden ülke sınırlarının büyüyeceğini, işin içine biraz da Osmanlı sosu ekleyerek anlatmaktadır.
Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından paylaşım yaparak “Osmanlı çınarı, bayrağımızı 7 iklimde gururla dalgalandırmıştır. Osmanlı’nın yerini alan Türkiye Cumhuriyeti bu topraklardaki ilk değil, son devletimizdir. Devlet-i ebet müddet, aziz milletimizin bizatihi kendisidir. Türk milleti var oldukça devletimiz var olmaya devam edecek.” dedi.
Mahkemenin kararıyla CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu da, mutlak butlan yönetiminin grup toplantısında yaptığı konuşmada “Osmanlı’nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı” diye konuştu!
Derken İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, “Benim valiyken bir niyazım vardı. Cenab-ı Hak’tan bir niyazım vardı. Rabbim bir gün bana, bir gün de olsa Kudüs valiliğini nasip et diye. Yine inanıyorum ki Cenab-ı Hak o günleri bizlere gösterecek” deyiverdi…
Gerçi Kudüs’ün Türk toprağı olması ABD projesinde yok ama zaten, kurulması planlanan Türk-Arap-Kürt İttifakı’nın sermayedarı İsrail olacaktır… İsrail, konfederasyon kuralları içinde Çiftçi’nin Kudüs valiliğine getirilmesine razı olur mu?
Emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu, konuyu şöyle yorumladı:
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını canlı izledim. Sonra videoda tekrar dinledim. Terörsüz Türkiye süreci ve dış politika ile ilgili sözlerinin anlamı şu:
-Terörsüz Türkiye süreci kayıtsız şartsız desteklenecek,
-Anayasa değişikliğine ‘evet’ denilecek,
-Atatürk’ün ‘ulus devlet’ yapısı yerine Osmanlı millet sistemi savunulacak. -Bunlar, ABD’nin hedefi. Lozan’ı bir türlü hazmedemeyenlerin hedefleri. Ve Türkiye’yi parçalar.
–‘Butlan vakası’ sanıldığı gibi sadece koltuk/makam olayı değil, çok ötesinde stratejik hedefi var. Kılıçdaroğlu’nun konuşması, ‘100 yıldır devlet olmamız engellendi’ diyenlerle, ‘Cumhuriyet’in 1923’te açılan bir parantez’ olduğunu söyleyenlerin hedefleriyle örtüşüyor.”
Görüldüğü gibi Türkiye, devlet olarak bir karar vermiş görünüyor. Bunu sadece birinci açılım süreci sırasında özetle “cumhuriyetin kuruluş felsefesi değişecek, devletimiz büyüyecek” diyen Mahir Kaynak’ın sözlerinden çıkarmıyorum. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, “Eski kafayla yeni yüzyılın fırsat ve risklerini okumak, bununla bağlantılı siyasi/stratejik düşünceye malik olmak eşyanın tabiatına aykırıdır.” diyor…
Bu cümledeki “eski kafa”, Türkiye’nin kuruluş felsefesi olsa gerek!
Aslında bu dönüşüm kararını ilk olarak eski MİT Müsteşarı Emre Taner seslendirmiştir. Emre Taner, 2007 yılında Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 80’inci kuruluş yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayınlamıştı. Askerler tarafından olumlu karşılanması, hükümetten bir tepki gelmemesi, mesajın sadece MİT’in tasarrufu olmadığını gösteriyordu.
Emre Taner, “Bulunduğumuz dönem, gelecekte birçok ulus devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu devletler günümüz teknolojik devriminin ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir. Ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekten sağlam politikalar üretebilmek ve uygulayabilmek için ulusal güvenlik ve ulus-devlet yapısına yönelen tehdit ve kaynakları iyi algılayabilmek, ulusun karşı karşıya olduğu fırsatları ve tehditleri öngörmek, doğru analiz edebilmek ve uygun vasıtalar ile karşı koymak zorunluluğu/ihtiyacı her zamankinden daha fazla hissedilir hale gelmiştir.” demişti.
Oysa “Tarih maratonunu kaybedenler”, ulus devletler değil, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi federasyonlardı.
Bir de Amerikan projesini uygulayarak devletin sınırlarını büyütürseniz, o devlet sizin devletiniz olmaktan çıkmaz mı? Böyle bir karar, devletin butlanı olmaz mı?
11 Haziran 2026
Arslan BULUT
KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com/
