Son günlerde sosyal medyada yeniden gündeme gelen bir tartışma dikkatimi çekti. Bazı çevreler Millî Mücadele’nin yalnızca Sovyet yardımları sayesinde kazanıldığını ileri sürerken, bazıları ise Rusların geçmişteki politikalarını hatırlatarak böyle bir yardımın hiç olmadığını savunuyor. Her iki yaklaşım da tarihî gerçeklerle bağdaşmamaktadır.
Öncelikle şu gerçeği kabul etmek gerekir: Millî Mücadele başladığında Anadolu son derece yoksuldu. İstiklâl Harbini de dahil edersek yaklaşık on yıldır aralıksız devam eden Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı devletin ve milletin kaynaklarını büyük ölçüde tüketmişti. Savaşın kaderini belirleyen yalnızca cephedeki asker değildir. Lojistik, ikmal ve mali kaynaklar da en az silah kadar önemlidir. Türk milleti var ya da yok olma mücadelesi verdiği bu dönemde elindeki son imkânları seferber etmiştir. Ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için olağanüstü bir fedakârlık göstermiştir.
Bu nedenle Millî Mücadele’nin mali kaynakları ele alınırken öncelikle iç kaynakları görmek gerekir. Millî Mücadele’nin yükünü öncelikle Anadolu halkı taşımıştır. Balıkesir, Nazilli ve Alaşehir Kongrelerinde alınan kararlarla sistemli hâle getirilen yardımlar, İstanbul’dan Anadolu’ya gizlice kaçırılan silah ve mühimmatlar, Akbaş Cephaneliği baskını, Düyun-u Umumiye ve Reji gelirlerinden sağlanan kaynaklar, Millî Mücadele’nin mali kaynakları arasında yer almıştır. İstanbul’da kurulan gizli teşkilatlar büyük riskler alarak Anadolu’ya silah taşımış, Gelibolu civarında Akbaş mevkiinde Fransız denetimindeki depolarından kaçırılan cephaneler cephelere ulaştırılmıştır. 61. Tümen Komutanı Albay Kazım (Özalp) bu teşebbüsün önemini aktarır.
Mustafa Kemal Paşa Başkomutanlık görevini üzerine almasından iki gün sonra 7 Ağustos 1921 günü 10 emirlik “Tekâlif-i Milliye Emirleri”ni yayınlayarak, milletten çoraptan muma kadar neler istediklerini açıklamıştır. Böylece millet topyekûn seferber edilmiştir. Her evden belirli miktarda yiyecek, giyecek ve malzeme alınmış, ulaşım araçları ordunun hizmetine verilmiş, halk elindeki son imkânları vatan müdafaası için ortaya koymuştur. Prof. Dr. Mehmet Akif Tural, devletin halka olan borcunun tamamını savaş sonrasında 1923-1929 yılları arasında toplamda 10.414.864 TL. olarak geri ödediğini ve halka borcu kalmadığını belgelemiştir. Sakarya öncesinde verilen bu emirler, aslında Türk milletinin bağımsızlık uğruna neleri feda etmeye hazır olduğunu gösteren tarihî bir belgedir.
Ancak bütün bunlara rağmen dış yardımların önemi de inkâr edilemez. Azerbaycan Türkleri, Kıbrıs Türkleri, Hint Müslümanları, Buhara Müslümanları ve Sovyet Rusya çeşitli şekillerde Anadolu’nun yanında yer almıştır.
Azerbaycan Türkleri, kendi bağımsızlık mücadeleleri ve iç karışıklıkları içerisinde olmalarına rağmen Ankara ile temas kurmuş, para ve malzeme yardımlarında bulunmuştur. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Ankara Hükümeti’ne gönderdiği yardımlar arasında önemli miktarda para bulunduğu bilinmektedir.
Hint Müslümanları da “Hilafet Komitesi” aracılığıyla geniş çaplı yardım kampanyaları düzenlemişlerdir. Toplanan yardımların miktarı bir milyon Türk lirasını ve yüz binlerce İngiliz sterlinini aşmıştır. Bu yardımlar yalnızca para desteği anlamına gelmemiş, aynı zamanda Anadolu’nun bağımsızlık mücadelesine uluslararası bir meşruiyet ve moral destek de sağlamıştır.
Kıbrıs Türkleri ise ayrı bir takdiri hak etmektedir. İngiliz yönetimi altında ve çeşitli baskılar altında yaşamalarına rağmen Anadolu’nun mücadelesine kayıtsız kalmamışlardır. Yardım kampanyaları düzenlemiş, Hilâl-i Ahmer’e bağış toplamış, gazeteler aracılığıyla kamuoyu oluşturmuşlardır. Hatta Mağusalı Türk kadınları çeyiz sandıklarındaki kıymetli eşyaları ve kollarındaki bilezikleri satarak elde ettikleri gelirleri Anadolu’ya göndermiştir. Bu fedakârlık, Millî Mücadele’nin yalnızca Anadolu’nun değil, bütün Türk dünyasının ortak meselesi olarak görüldüğünün en anlamlı göstergelerinden biridir.
Fransa’nın tutumu da dikkat çekicidir. Başlangıçta Anadolu’nun işgalinde yer alan Fransa, zamanla İngiltere ile çıkar çatışmasına düşmüş ve Ankara Hükümeti ile anlaşma yoluna gitmiştir. 20 Ekim 1921 tarihli Ankara İtilâfnamesi sonrasında Fransız birlikleri çekilirken önemli miktarda silah ve mühimmat bırakmıştır. Bu da Millî Mücadele’nin dış kaynakları arasında değerlendirilmesi gereken bir başka unsurdur.
Gelelim en çok tartışılan konuya: Sovyet yardımları.
Mustafa Kemal Paşa daha Sivas Kongresi sonrasında Rusya ile temas kurulmasını istemiş, Moskova’ya heyetler gönderilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda para, silah ve mühimmat yardımları sağlanmış, 1920-1922 yılları arasında Anadolu’ya önemli miktarda askerî malzeme ulaşmıştır. Hatta Kazım Karabekir Paşa’nın Erzurum’da kurduğu eğitim kurumları için gönderilen 50 bin altın rublelik yardım da TBMM Zabıt Ceridelerinde telgraf suretiyle görülmektedir.
Dolayısıyla “Rus yardımı yoktu” demek tarihî gerçeklerle bağdaşmaz. Ancak burada gözden kaçırılan başka bir mesele vardır.
Rusların Millî Mücadele yıllarında zaman zaman Ermeniler lehine tavır aldığı ve Türk millî menfaatleriyle çelişen politikalar izlediği de bilinmektedir. Buna rağmen Ankara ile Moskova arasında ortak düşmanlara karşı geçici bir iş birliği kurulmuştur. Devletlerarası ilişkiler dostluk veya düşmanlıktan ziyade menfaat üzerine kuruludur. Tarihin herhangi bir dönemindeki savaşlar, başka bir dönemde ortaya çıkan iş birliğini; herhangi bir dönemdeki iş birlikleri de uzun vadeli hedefleri ortadan kaldırmaz.
Tam da bu noktada Buhara meselesi karşımıza çıkmaktadır.
Buhara Cumhuriyeti’nin ilk ve son Cumhurbaşkanı Osman Kocaoğlu’nun açıklamalarına göre, Lenin ile yapılan görüşmeler sonrasında Buhara Meclisi Ankara’ya gönderilmek üzere tam 100 milyon altın ruble yardım kararı almış ve bu para Rus hazinesine teslim edilmiştir. Fakat mevcut kayıtlar Sovyet Rusya’nın Türkiye’ye yaptığı toplam para yardımının yaklaşık 10-11 milyon altın ruble seviyesinde olduğunu göstermektedir (Bir ruble o günlerde 59 kuruştu).
İşte tartışma burada başlamaktadır. Alptekin Müderrisoğlu’nun değerlendirmesinden hareket edildiğinde ortaya çıkan tablo şudur: Buhara tarafından gönderilen 100 milyon altın rubleden yaklaşık 10-11 milyonluk kısmı Türkiye’ye ulaşmış, geri kalan yaklaşık 90 milyon altın rubleye ise Rusya tarafından el konulmuştur. Bu durum, Sovyet yardımlarının kaynağı konusunda yeni sorular ortaya çıkarmaktadır. Sovyet yardımlarının önemli bir bölümünün kaynağında aslında Buhara Müslümanlarının fedakârlığının bulunduğu tarihi bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.
Dolayısıyla mesele “Ruslar yardım etti” ya da “Ruslar yardım etmedi” kadar basit değildir. Asıl mesele, Millî Mücadele’nin arkasındaki zor şartlarda büyük dayanışma ağıdır ve asıl soru da Buhara Müslümanlarının Anadolu için gönderdiği altınların tamamının Ankara’ya ulaşıp ulaşmadığı sorusudur.
04 Haziran 2026
Dr. Volkan YAŞAR
Kaynaklar:
“Askeri Mekteplere Temettü Edilen Para Hakkında Kazım Karabekir Paşa’dan Mevrut Telgraf, TBMM Zabıt Ceridesi, 114. İçtima, Cilt: 6, 14 Aralık 1920 Salı.
Gül Çakır, “Views on Soviet Russia in 1921 Minutes of The Turkish Grand National Assembly”, Gaziantep University Journal Of Social Sciences, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2130547
Mehmet Akif Tural (vd.), Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I, AKDTYK, Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara, 2012.
Mehmet Akif Tural, “Tekalif-i Millîye (Halka Borcu Kalmayan Devlet)”, Atatürkçü Düşünce El Kitabı 1, Ankara, 2004.
Mehmet Akif Tural, Tarihin Gerçeğine Saygı, Cilt 1, Kafajans Yay., Ankara, 2023.
Mehmet Okur, Murat Küçükuğurlu, İngiliz Yüksek Komiserlerinin Gözüyle Milli Mücadele (1918-1920), 1. Baskı, Serander Yay., Trabzon, 2006.
Turhan Ada, “Milli Mücadele Döneminin Başlangıç Evresinde Yayılmacı Sovyet Politikası ve Ankara Hükümeti’nin Yaklaşımı”, Türk Dünyası Araştırmaları, Cilt: 124, Sayı: 244, Ocak-Şubat 2020.
