Şu anda “Türkiye’de en nefret edilen kim” anketi yapılsa; birinciliği elde edemese de, ABD’nin sömürge valisi Tom Barrack’ın ilk üçe gireceği tartışmasız. Ama bakın, CHP’ye atılan güdümlü “mutlak butlan” füzesi yüzünden neredeyse onu bile unutacak hale geldik.
Oysa Barrack cenahında da önemli gelişmeler var.
Şöyle ki; dört gün önce ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Suriye konusunda “paha biçilmez bir rol oynadığını” belirtip şunları kaydetti:
“Bu görevi sona ererken, uzmanlığı, ilişkileri ve ‘Önce Amerika’ gündemine dair anlayışıyla hem Suriye hem de Irak’ta Trump yönetimi için önde gelen bir rol oynamaya ve büyük ülkemiz adına kazanımlar elde etmeye devam edecektir. Büyükelçi Tom Barrack, Suriye konusunda merkezi bir muhatap ve Irak konusunda da kilit bir güvenilir isim olmuştur ve olmaya devam etmektedir.”
Rubio ayrıca Trump ekibinin “vazgeçilmez bir üyesi” diye nitelendirdiği Barrack’ın sadece Türkiye Büyükelçisi değil, Başkan Trump’ın Suriye hükümetiyle stratejik işbirliğini ilerleten biri olduğunu, Irak’taki yeni hükümetle çalışmalarda da hayati bir rol oynamaya devam edeceğini bildirerek, “Kendisine tam güvenim vardır ve Dışişleri Bakanlığının tam desteğiyle çalışmaktadır. Bu çalışmaya liderlik etme istekliliğinin devam etmesi Amerikan halkına büyük fayda sağlamaktadır.” değerlendirmesini yaptı.
İktidar medyası, Rubio’nun bu açıklamalarını, “Tom Barrack’ın Suriye Özel Temsilcisi unvanının süresi doldu” diye yorumlayıp, “Suriye’den bir Barrack geçti” başlıklarını attı.
İktidarın en büyük destekçisi bir medya kuruluşu ise “ABD’nin, İsrail’in hedefindeki Barrack’ı görevden aldığını” iddia etti. Ama niyeyse İsrail’in onu neden, ne zaman ve nasıl hedef aldığını belirtmedi. Tek bildiğimiz, İsrail tarafınca “Arap milliyetçisi” olmakla suçladığı.
Hasılı, medyamız her gün Türkiye’ye bir kefen biçen bu adam için karalar bağlayıp yas tutacakken, Trump yüreklerine su serpip Trump’ın mevcut görevlerine ilave Irak Özel Temsilcisi olarak da görev yapacağını duyurdu. Sebebini, “Suriye ve Irak hükümetleriyle stratejik işbirliğimizi ilerlettiğimiz ve onlarla ilişkilerimizin büyümeye devam ettiği bir dönemdeyiz.” diye açıkladı.
Daha önemlisi; Tom Barrack’ın Türkiye’de “harika işler çıkardığını” vurguladı.
Üç Ülke Aynı Potada
Öncelikle sömürge valisi Barrack’ın Suriye’de ve Irak’ta ne işler çıkardığına bakalım.
İngiliz ve ABD istihbaratınca yetiştirildiği ortaya çıkan HTŞ’nin lideri Colani’yi Şara yapıp Suriye’nin başına oturttuktan sonra Barrack’ın “paha biçilmez rolüyle”, hem onunla istedikleri anlaşmaları imzaladılar hem de İsrail’in arka bahçesine, İran’a saldırıların güzergâhına çevirdiler. Yetmedi, on yıllardır besleyip büyüttükleri Suriye PKK’sını yönetime ortak ettiler.
Trump ile Şara’nın son telefon görüşmesi yeter; ikili ilişkilerin yanı sıra bölgedeki siyasi ve güvenlikle ilgili gelişmeleri ele aldılar… Suriye’nin istikrarını destekleyecek ve gelecek dönemde ekonomik toparlanma sürecine katkı sağlayacak ortak işbirliği yollarını konuştular… Ortak öneme sahip dosyaların takip edilmesi konusunda mutabık kalırken, bunun iki ülkenin çıkarlarına hizmet edeceğini ve bölgede güvenlik ile istikrarın desteklenmesine katkı sunacağını belirttiler.
Özetle Barrack’ın “paha biçilmez rolüyle” Suriye tamamen ABD’nin kontrolü altına alınmışken, Erdoğan’ın, hakkında “Köşesinde gereğini yapıyor” dediği Ahmet Hakan, CHP’ye kayyum atanması konusunda Erdoğancıların ne düşündüğünü şöyle açıkladı:
“Bizim Reis, Suriye’ye kayyum atamış liderdir. CHP falan küçük gelir ona.”
Suriye’ye gerçekte hangi liderin “kayyum” atadığı anlaşıldığına göre, Barrack’ın Irak’taki “kilit rolüne” geçelim.
Bakmayın birkaç gün önce Irak Özel Temsilcisi yapılmasına; aslında Şubat’tan beri fiilen bu görevi de yürütüyor.
Nasıl mı?
Trump geçtiğimiz Ekim’de, Detroit’te yasal kenevir ticaretiyle uğraşan ve hiçbir diplomatik deneyimi bulunmayan Irak asıllı iş insanı Mark Savaya’yı özel temsilci olarak atadı. Ancak Şubat’ta görevine son verdiği, sebebin de Washington ile Bağdat arasında tırmanan “İran nüfuzu” ve eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden bu makama aday gösterilmesini engelleyememesi olduğu kaydedildi.
O dönemde Trump, Maliki’nin “çılgınca politikaları ve ideolojisi” nedeniyle yeniden başbakan seçilmesi halinde ABD’nin Irak’a desteğini çekeceği tehdidini savurup, “Irak’ı yeniden büyük yapalım” dedi.
Bunun üzerine hem Irak Cumhurbaşkanlığı hem de Irak Yüksek Yargı Konseyi, hükümet kurma sürecinin bir “egemenlik meselesi” olduğunu ve “dış müdahalelerin kabul edilmeyeceğini” açıkladı. Irak İslâm Yüksek Konseyi Başkanı Humam Hammudi ise ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği yetkilileriyle bir araya gelip yeni hükümetin kurulması sürecinde “karşılıklı anlayış” çağrısında bulundu.
Hedefteki isim Maliki de, “Ülkeme, egemenliğimize ve halkımın iradesine duyduğum saygı gereği geri adım atmıyorum. Irak’ta kime oy verilip verilmeyeceğini söylemek dış güçlerin haddi değildir. Ben bu yarışı sonuna kadar götüreceğim.” sözleriyle Trump’a meydan okudu.
Ancak 27 Şubat’ta Tom Barrack’ın Maliki ile yüz yüze görüşmesinden sonra tüm dengeler değişti. Nihayetinde de bir iş insanı, bankacı ve TV sahibi Ali el-Zeydi “uzlaşma adayı” olarak başbakanlık koltuğuna oturdu.
Fidan ve İktidar Medyası da Karşıydı
Bu süreçte iktidar medyası ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da hatırlanmaya değer bir tavır sergiledi.
Sanki ABD astırmamış gibi, “Saddam’ı idam eden adam geri dönüyor. Maliki başbakan olacak mı?” telaşına düşen medya, Maliki’nin Erdoğan için, “Osmanlı hayalleriyle bölgeyi yönetmeye çalışıyor” dediğini ve Türkiye’yi “düşman devlet” olarak nitelendirdiğini vurguladı… Dengelerin Maliki aleyhine bozulmasından sonra da, “Irak’ta Türkiye düşmanı Nuri el-Maliki’nin defteri kapandı” sevincini yaşadı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise daha süreç bu noktaya gelmemişken; “Türkiye Maliki’ye itiraz ediyor, değil mi?” sorusuna, “Bizim resmi politikamız, hiçbir zaman için özellikle Irak’ta seçimle gelen, parlamento yoluyla gelen bir Hükümeti, bir Başbakanı herhangi bir şekilde tercih etmeme gibi bir durumumuz yok. Kim gelirse gelsin biz orada çalışırız.” karşılığını verdikten sonra Trump’ın “Maliki Başbakan olmasın” tehdidi için şu yorumu yaptı:
“Ben bunun çok ciddi şekilde Irak tarafında dikkate alınacağını düşünüyorum. Şundan dolayı düşünüyorum: Irak’la ilgili alınmış BMGK kararları vardı çok uzun zamandır devam eden. Bunların bir kısmı hala çok deklare edilmese de hâlâ ortalıkta. Hâlâ Irak petrolleri satıldıktan sonra parası Amerika’ya gider. New York’tan her ay belli miktar dolar Irak bankalarına gelmese, Irak ekonomisinin yürüme şansı yok. Böyle bir mekanizma hala var. Amerika’nın elinde çok fazla şey var.”
İşte Trump, üç ülkede de aynı adamı görevlendirdiğine ve onun eliyle Suriye ile Irak’ı böyle hizaya soktuğuna göre, Barrack’ın Türkiye’de ne gibi “harika işler çıkardığının” da sorulması gerekmiyor mu?
Türkiye’de de“Etkisiz Hale Getirdikleri” Var mı?
Trump’ın son açıklamaları da dikkat çekiciydi.
İran’a yönelik askeri operasyonlar sırasında ülkenin düzenli ordusunu kasten hedef almadıklarını öne sürüp bir ülkenin askeri kurumlarını tamamen tasfiye etmenin “hata” olduğunu, “Irak tecrübesini tekrarlamak istemediklerini” anlatırken şunları söyledi:
“Daha önceki savaşlarda büyük hatalar yapıldı ve her şey yok edildi. Bir ülkenin tüm kurumlarını ve ordusunu yok ettiğinizde, o ülke 40 yıl boyunca bir daha kendini inşa edemiyor… Bakın Irak’ta neler yaşandı. Orada çok kötü bir iş çıkardık. (Ordunun ve kurumların tasfiye edilmesi) Gerçekten aptalcaydı. İran operasyonunda bu hataya düşmedik.”
Trump, İran ordusunda “ılımlı olanlara” dokunmadıklarını vurgularken de, “Ilımlı olmayan başka kişiler var. Onları etkisiz hale getirdik. Liderlik kademelerindeki çeşitli isimleri de devre dışı bıraktık.” dedi.
Keşke Trump, Balyoz ve Ergenekon kumpasları, hatta eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ifadesiyle “bal gibi arkasında olduğu” 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle ABD’nin, Türk Ordusu’na ne yaptığını veya “ılımlı” görmedikleri kimleri “etkisiz hale getirdiklerini” de açıklasaydı!..
İşte iktidarın tek kelâm edemediği Trump ile üç ülkedeki “kayyum”u Tom Barrack bölgemizde böylesine “harika işler” çıkarırken; iktidar medyası, küresel güçlerin Ekrem İmamoğlu ve CHP üzerinden Türkiye’de “yeni nesil bir vesayet rejimi” projesi yürüttüğünü anlatmaya devam ediyor!..
Dışişleri Bakanı Fidan da Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi için, “Şu ana kadar tüm hazırlıklarımız Başkan Trump’ı ağırlayacak şekilde yapılıyor.” diyebiliyor!..
02 Haziran 2026
Müyesser YILDIZ
KAYNAK: https://12punto.com.tr/
