Bu işte bir terslik yok mu? 23 yıllık çürümüş bir iktidar, ana muhalefet partisini ve onun Cumhurbaşkanı adayını veya muhtemel adaylarını, yargı yoluyla devre dışı yani seçim dışı bırakmaya çalışıyor. İktidar, belediye başkanlarına operasyon üzerine operasyon düzenliyor, yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet gibi suçlamalarla ana muhalefeti toplum nezdinde yok etmeye çabalıyor.

Bu arada 23 yıldır iktidar tarafından yapılan yolsuzluklar, bunun sonucunda yurt dışındaki bankalara kaçırılan 100 milyarlarca dolarlık mili servet gündeme bile getirilmiyor. Oysa bu para yurt içinde kalsaydı, ne cari açık ne enflasyon olurdu! Yurt dışına kaçırılan paralar, çoğunlukla devlet halelerinden alınan yüksek oranlı komisyonlardan oluşuyor. Öyle ki komisyon alınmayan ihale yok gibi… Bunu dünyada bilmeyen yok ve zaman zaman gemilerle taşınan kayıt dışı bu paralara ABD tarafından el konuluyor!


AKP iktidarında (2003-2025 dönemi) toplanan toplam vergi gelirleri 4.5 trilyon dolar seviyesindedir. Bu rakamın ne kadarının yurt dışına kaçırıldığını, devlet ihalelerindeki komisyon oranlarından hesaplamak mümkündür. Komisyon oranları bazı ihalelerde yüzde 50’yi aşmaktadır!

İhaleler yandaş şirketlere verilmekte, böylece “alan razı veren razı” durumu devam etmektedir. Sadece beş şirkete verilen ihalelerin toplamı 20 yılda 418 milyar dolardır!

Köprü ve otoyol projelerinde şirketlere verilen araç geçiş garantisi, sözleşmelerde taahhüt edilen günlük veya yıllık araç sayısının altında kalınması durumunda Hazine tarafından aradaki gelir farkının firmalara ödenmesi sistemidir.

Dövize endeksli ve enflasyon artışlarına göre güncellenen bu ödemeler düzenli olarak bütçeden karşılanmaktadır. Şehir hastanelerine de hasta garantisi verilmiş olup, bunun için şehir içindeki hastaneler kapatılmakta, garanti hasta sayısına yine de ulaşılamazsa aradaki fark bütçeden ödenmektedir. Bütün bunlar, devletin yani halkın soyulması değil midir?


Bugün CHP yönetimini yargı yoluyla teslim ettikleri Kemal Kılıçdaroğlu bile hakkında tedbir kararı uygulanan Özgür Özel yönetimini FETÖ’cülükle suçluyor. Oysa doğrudan Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’daki evine polis operasyonu planlanınca bozulan AKP-FETÖ ittifakı sırasında Türk ordusuna ve Türk aydınlarına kurulan kumpasın hesabı o günlerin CHP’si yani Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından sorulmalıydı; sorulmadı! Hesap sorması gereken parti, şimdi hesap vermeye zorlanıyor.

Fetullah Gülen, devlet içindeki kadrolaşmayı yani ne istediyse verilmesini yeterli görmemiş, devlet ihalelerinden pay istemiştir. Bu payı alamayınca da iktidar sahiplerinin “irin dolu havuzlarından” bahsetmiştir. “İrin dolu havuz”dan kastı, kamu ihalelerinden alınan komisyonların toplandığı havuz sistemiydi… FETÖ-AKP ilişkisi böyle bozulmuştur!


Dış ilişkilerde ise tamamen ABD güdümlü politikalar uygulandı. AKP iktidarı, Libya’da, Suriye’de ABD’nin Truva atı gibi davrandı ve Trump’ın deyimiyle, Suriye toprakları “2000 yıl sonra”, ABD/İsrail kontrolünde bir terör örgütüne teslim edildi.

Terör örgütü PKK, Suriye yönetimine ortak edildi ve aynı model, Terörsüz Türkiye denilerek Türkiye’de uygulanmak isteniyor. İktidarın dış politikasının özeti, ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi’ne hizmet etmektir. Buna rağmen, iktidar değil, ana muhalefet ve ona destek olanlar, yabancılarla işbirliği yapmakla suçlanıyor ve bunun propagandası yapılıyor. Hatta alenen casusluk suçlamasına bile muhatap ediliyorlar!


Elbette kim yolsuzluğa bulaşmışsa hesap sorulmalıdır ama iktidar partisi sütten çıkmış ak kaşık mıdır? Kendi bakanlığına kendi şirketinden mal satan bakana bile hesap sorulmadı! Rıza Sarraf olayında, polis tarafından rüşvet aldığı belgelenen dört bakan yargılanmadı. Ele geçirilen paralar, bir müddet sonra faiziyle ve bavullarla iade edildi. FETÖ ile işbirliği yaptığı iddiasıyla istifaya zorlanan İstanbul ve Ankara Büyükşehir belediye başkanları ile ilgili tek bir soruşturma kaydı yok ama ailesiyle tehdit edilen gizli tanıkların ifadeleriyle CHP’li belediye başkanları tutuklandı. Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu da onlardan hesap soracakmış ama masum olanları kurtaracakmış…


Genel olarak iktidarın yaptığı işi anlatan bir atasözü var: Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır!

Açıklaması, “Haksız veya suçlu olan bir kişinin, kendini savunmak ve haklı çıkarmak amacıyla bağırıp çağırarak veya saldırgan bir tutum sergileyip zarar verdiği kişiyi suçlu duruma düşürmesini ifade eden bir atasözüdür.” diye yapılıyor.

02 Haziran 2026

Arslan BULUT

KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com/


Yorum bırakın