Bu gaspların yolu, mahkemenin kendisini o kurultaylarda oy kullanan, genel başkanı ve yetkili kurulları seçen delegelerin iradesinin de yerine koymasıyla açılıyor. Zaten tam bu nedenle, bu olup bitenler sadece bir siyasi partinin iç meselesi değil, iktidar partisi hariç hiçbir siyasi parti açısından hukuki güvenliğin bulunmadığı anlamına geliyor. Ve aynı nedenle de fikirleri, yolları birbirine benzemez siyasi partiler aynı orta paydada bir araya geliyor.
Okurlar ve izleyenlerden mesajlar ulaştı, oradan biliyorum:
2023 depremlerinde enkaz altındaki binlerce binaya, o binalardan yükselen yardım çığlıklarına arama kurtarma aletleri ve ekipleriyle geç kalan, altın değerindeki zamanı koordinasyonsuzlukla geçiren AFAD’ın üniformalı personelini, CHP Genel Merkezi demir kapısı önünde canla başla “çalışırken”, en sonunda da devlet kurmuş o partinin kapısının tekmelerle indirilmesini seyreden milyonlarca vatandaş değişik duygular hissetti.
Ancak devlet, kalp kırıcı duyguları dikkate alacak değil tabii. Nihayetinde kısaca “istinaf” diye anılan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, kararını dört kuruma göndermişti ve Ankara Valiliği de bunlardan biriydi. İçişleri Bakanlığı’na bağlı faaliyet gösteren bir kurum olan AFAD, sıklıkla bağımsız olduğu açıklanan yargının “Türk Milleti adına” verdiği kararın gereğini icra ediyordu.
Adına karar verilen Türk Milleti’nin bu sahne karşısındaki duygu ve düşüncelerinin, AFAD, istinaf, valilik tarafından dikkate alınma zorunluluğu bulunmuyordu.
Mazbata sorunu
Bu, meselenin duygularla ilgili kısmı. Kararın ürettiği sorunlardan biri ise acil çözüm bekliyor. En az, Kılıçdaroğlu’nun hızla koyulduğu işlemler kadar acil çözüm bekleyen o sorun “genel başkanlık” hakkının kimde olduğu. İstinaf, mutlak butlan ile sakatlandığı gerekçesiyle Genel Başkan Özgür Özel’in ve parti organlarının “tedbiren görevden uzaklaştırılmasına” karar verdi. Evet ama “mazbata” konusunda kurulmuş bir hüküm yok. Bir seçim sonucu seçilen kişinin, seçildiği göreve başlayabilmesi için seçimle ilgili kurumların verdiği durum tespiti belgesi olan “mazbata”, Kılıçdaroğlu’nda değil, Özgür Özel’de bulunuyor.
Adı üzerinde mazbata, “seçilen” kişilere seçildikleri için veriliyor. Atanmış bir kişiye “mazbata” verilmesi söz konusu olmadığı gibi, mutlak butlana karar veren istinafın “mazbata” verme yetkisi de bulunmuyor. Dolayısıyla, her ne kadar 36. Hukuk Dairesi, yani istinafın kararı 4-5 Kasım 2023 tarihli Kurultay öncesine dönülmesini gerektirse de bu durum otomatik olarak mazbatayı Kılıçdaroğlu’na geçirmiyor. YSK’nın, butlan kararı için yapılan itirazı reddederken bu konuda bir değerlendirme yapmayışı, sorunun belirsizliğini arttırıyor. YSK Başkanı’nın “bilahare” dediği gerekçe açıklaması yapılınca bu durum açıklığa kavuşur mu o da belli değil. Ancak mazbata ile ilgili bir karar verilmesi gereği açık.
Çünkü bir başkan iki üye, üç kişiden oluşan istinafın (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi) oy birliği ile verdiği “ihtiyati tedbir” kararının gönderildiği diğer 3 kurum; Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Ankara İl Seçim Kurul, Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu. Dolayısıyla içinde seçim geçen bu kurumların olup bitene karşı seyirci kalmaması gerekiyor.
Ana muhalefet partisinin bütün yönetiminin değiştirilmesi sonucunu doğuran bu kararın, somut, maddi olarak gerçekliği kanıtlanmış delillere, mahkumiyetle sonuçlanmış davalara değil, görülmekte olan ceza davalarındaki ifadelere, dosyadaki tespitlere dayanması, sadece yetki değil, irade gaspı anlamına da geliyor. Yetki gaspı ve irade gaspı, beraberinde bir siyasal partinin kurumsal kimliğini gaspa kadar gidiyor.
Bu gaspların yolu, mahkemenin kendisini o kurultaylarda oy kullanan, genel başkanı ve yetkili kurulları seçen delegelerin iradesinin de yerine koymasıyla açılıyor. Zaten tam bu nedenle, bu olup bitenler sadece bir siyasi partinin iç meselesi değil, iktidar partisi hariç hiçbir siyasi parti açısından hukuki güvenliğin bulunmadığı anlamına geliyor. Ve aynı nedenle de fikirleri, yolları birbirine benzemez siyasi partiler aynı orta paydada bir araya geliyor.
Öte yandan bu ibretlik olayda, kıdemli vatandaşın aşina olduğu “kandırılma” kelimesi, başka bir form ve nitelikte hayat buluyor. Kılıçdaroğlu’na oy vermiş, ona güven ve inanç duymuş milyonlarca seçmen, bugün geriye dönük bir anlama, yaşadıklarını anlamlandırma çabası içinde. Bu ise çok anlaşılır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, CHP’nin başına bu şekilde gelmeyi kabul etmesi, artık tartışmaya değer bir konu olmaktan çıkmalı. Önemsiz olduğu için değil, enerjiyi dikkatli kullanmak gerektiği için.
Bundan sonrası, hakları sürekli elinden alınan, sadece temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere fatura, borç ödeyecek şekilde sıkıştırılmak istenen bu yurttaşın; kendisine biçilmek istenen bu haysiyet dışı rolü, durumu reddetmek, artık hayatın dayattığı bir zorunluluktur.
Bayram duygusunu yeniden hissedip hatırlayabileceğimiz bir gelecek dileğiyle, iyi bayramlar.
27 Mayıs 2026
Çiğdem TOKER
KAYNAK: https://t24.com.tr/
