AKP yargısının CHP’ye tayin ettiği kayyım Kemal Kılıçdaroğlu, bu son hamlesiyle kuşkusuz Türk siyasi tarihinde de CHP’nin tarihinde de kendisine özel bir yer edinmeyi başardı. Polis zoruyla, biber gazlarıyla, partililerini dövdürerek oturduğu makamda ne kadar oturabileceğini zannediyor? İleride bu tarihleri okuyanlar bir insanın kendisine nasıl böyle bir kötülüğü reva gördüğünü anlamakta güçlük çekecekler…
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta AKP TBMM Grup toplantısında şöyle konuştu:
“Bu hareket en başından itibaren millet, memleket, büyük Türkiye davasıdır. Bu hareket ümmet davasıdır. Bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir.”
AKP’nin eskiden vardıysa bir “davası” olduğunu artık hatırlayan kaldı mı bilmiyorum ama şunu kesin olarak söyleyebilirim:
“Bu dava” bir süredir “bir Tayyip Erdoğan’ın” ne olursa olsun iktidarda kalmasını sağlama davasına dönüşmüş bulunuyor.
“Birinci Recep Tayyip Erdoğan” gerçekten “nasıl olsa arkamda daha bin tanesi var, dava garanti” diye düşünüyor olsaydı, gitmemek için Cumhuriyetin ve “seçimli demokrasimizin” önemli kurumlarını bu hale getirmezdi.
Ana muhalefet partisi giderek halk nezdindeki etkisini arttırıyor, yargı operasyonları bu gidişi durdurmaya yetmedi.
Şimdi hedef muhalefet partisini felç ederek, kendi derdiyle uğraşır hale getirmek gibi görünüyor.
Erdoğan, tecrübeli bir politikacı olarak normal bir seçimi kazanamayacağının farkında.
Yenebileceği rakipler ile seçime girmenin hayalini kuruyor, bunun için de bugüne kadar kendi meşruiyetinin de kaynağı olan Anayasal düzeni yıkıyor.
Recep Tayyip Erdoğan ve partisi çeyrek yüzyıla yakın bir süredir iktidarda.
Bu süre içinde defalarca seçim kazandı ve kazandığı seçimlerin meşruiyeti hiç tartışılmadı.
YSK’nın, kanunun açık hükümlerini yok sayarak, TBMM’nin yetkisini gasp ettiği referandumun meşruiyeti bile tartışılmadı. (Seçim Kurullarının mührünü taşımayan zarf ve oy pusulalarının, oylama sürerken “geçerli sayılması” için verilen karardan söz ediyorum.)
Ancak CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir kayyıma devredilmesi adımı, bundan sonraki seçimlerin meşruiyetini de tartışılır hale getirecek.
Çünkü bu adım, Türkiye’de 1950’den beri belki de demokrasimizin en az tartışma konusu olan kurumunu berhava etti.
Askeri dönemlerin sonunda, darbenin etkileri olanca gücüyle hissedilirken bile yürüyebilen süreçleri baltaladı.
12 Eylülcülerin kurdurduğu partinin, darbeciler her şeye hâkimken seçim sonunda üçüncü parti çıktığını, seçimin darbeciler tarafından bile kontrol edilemediğini hatırlayalım.
Yetkisiz mahkemeler, temyiz süreci beklenmeden uygulanmak istenen kararlar, ceza davasının bitmesini beklemeden ceza davasının konusu ile ilgili olarak alınan kararlar, YSK’nın kendi verdiği mazbataları yok sayması…
Önümüzdeki seçimler, parti rozetini çıkarıp hâkim cüppesi giyen partizanların gözetiminde yapılacak, itirazları da partinin bir uzantısına dönüşmüş seçim yargısı değerlendirecek.
Erdoğan da tarihte kendisinden önceki tek adamların sorununu yaşıyor aslına bakarsanız.
Sonucunun nereye varacağını hiç düşünmeden, elindeki gücü kullanmakta tereddüt etmiyor.
Hatta bazı durumlarda onun bu konuda bir talimat vermesine bile gerek kalmadan sadece göze girme kaygısıyla hareket edenler de aynı şeyi yapıyorlar.
Seçimlerin meşruiyetini tartışmalı hale getirmenin, muhalefeti kontrolsüz bir güçle ezmeye çalışmanın geçmiş muktedirlere ne kazandırdığını hatırlatmak isterdim ama böyle bir kazanç elde edemedikleri için yapamıyorum.
Çünkü geçmişin muktedirleri de bu tür müdahalelerden uzun vadeli bir zafer çıkarmayı başaramadılar.
Bu tür girişimlerin hiçbiri elde edilmek istenen sonucu sağlamıyor.
Böyle ekilen tohumların nihai hasadı hiçbir zaman iyi olmuyor.
Tarihe o son hamlenin sahibi olarak geçmek de cabası.
AKP yargısının CHP’ye tayin ettiği kayyım Kemal Kılıçdaroğlu’na gelince.
Bu son hamlesiyle kuşkusuz Türk siyasi tarihinde de CHP’nin tarihinde de kendisine özel bir yer edinmeyi başardı.
İleride bu tarihleri okuyanlar bir insanın kendisine nasıl böyle bir kötülüğü reva gördüğünü anlamakta güçlük çekecekler.
Polis zoruyla, biber gazlarıyla, partililerini dövdürerek oturduğu makamda ne kadar oturabileceğini zannediyor?
Günün birinde o koltuktan inmek zorunda kalacağını, insan içine çıkamaz hale geleceğini nasıl olup da düşünemiyor; anlamak gerçekten çok zor.
25 Mayıs 2026
Mehmet Y. YILMAZ
KAYNAK: https://t24.com.tr/
