Döviz kuru içeride garibanı, dışarıda sanayiciyi yakıyor

Uygulanan ekonomik modelin toplumun büyük bir kesimini yoksullaştırdığını yıllardır yazıyoruz, dilimiz döndüğünce televizyonlarda anlatıyoruz. Orta gelir düzeyi yok edildi. Toplumun yüzde 80’ine yakını yoksulluk sınırının altında bir gelirle yaşıyor. Emeklinin, işçinin, çiftçinin sorunlarını sürekli dile getirmeye çalışıyoruz.

Döviz kuru baskılanarak enflasyon indirilmeye çalışılıyor ama enflasyon inmek bir yana artıyor. Başından beri bu işin yanlış olduğunu söyleyen bizlere şimdi Ortodoks iktisatçılar ve özel sektör de katılmaya başladı. TÜSİAD’ın geçmiş dönem bakanı ve Yüksek İstişare Kurulu Başkanın başına gelenler ortada. Özel sektör zaten konuşmaya çekiniyordu. Ama artık sanayici de dayanamaz hale geldi.

Özel sektörden ve sanayicilerden neden eleştiriler yükseliyor? Öncelikle krediye erişimleri zorlaştı. Ucuz kredi bulamıyorlar. Baskılanan döviz kuru nedeniyle, ihracatçıların rekabet avantajı ciddi şekilde kayboldu. Eleştirilerin temelinde, “döviz kurunun enflasyona göre çok aşağıda kalması” yatıyor.

Bu politika, AKP’nin 2003’den 2016’ya kadar ağırlıklı olarak uyguladığı bir politika idi. Sıcak paraya yüksek faiz ödeyerek içeride suni bir bolluk yaratıldı. Yıllardır bunun Türkiye’nin sanayide, tarımda rekabet gücünü yok ettiğini, Türkiye’yi borç batağına sürüklediğini ve yurt içinden yurt dışına servet transferine neden olduğunu yazdık.

Paranın mübadele (değişim), ölçme ve tasarruf fonksiyonları vardır. Uzun yıllardır enflasyonla yaşayan Türkiye’de Türk Lirasının ölçme değeri kalmamıştı. O nedenle sözleşmeler, fiyatlar döviz kuru ile belirlenir, Türk Lirası ile ifade edilirdi. 2007 yılında yazdığım kitapta ısrarla vurguladım. Sıcak paraya verilen yüksek faiz nedeniyle döviz kurunun da ölçme fonksiyonu kalmadı. Bir ekonomide döviz kurunun ölçme fonksiyonu kalmazsa, o ekonomide fiyatlar piyasa şartlarında arz talebe göre belirlenmez. Bizim Merkez Bankamız, ekonomi yönetimimiz ve kibar iktisatçılarımız, buna “fiyatlama davranışında bozukluk” diyor. Oysa tam adı, fiyat mekanizmasında anarşinin hâkim olma durumudur ve beraberinde fırsatçılığı, spekülasyonu doğurur.

Çok tuhaf bir durum ortaya çıkıyor. Yüksek enflasyon nedeniyle ülkenin para biriminin değeri o ülke içinde yaşayanlar için kalmıyor. Alım gücü düşüyor. Ancak döviz kuru baskılandığı için kur enflasyon kadar artmıyor. Kur enflasyon kadar artmadığı için bu kez para birimi, yabancı para birimlerine karşı, dolara, avroya karşı değerleniyor. Türk lirası içeride pul oluyor ama dışarıya karşı pahalı kalıyor. Bunun sonucunda da ihracat yapılamıyor. Ekonomi büyüyemiyor.

Mehmet Şimşek öncesi ekonomi iyi değildi. Dünyada enflasyon yükselirken, faizler yükselirken, faizlerin düşürülmesi (Eylül 2021) ve sonrasında zaten bozuk olan dengeler daha da bozuldu. Çare bulsun diye Mehmet Şimşek ve mevcut Merkez Bankası ekibi göreve getirildi. Ama bildikleri tek şey, yoksulun talebini baskılayan, dövize, sıcak paraya yüksek faiz veren, döviz kur baskılayan ve bu yolla dış finansman çevrelerine kaynak aktaran politikalar uyguladılar.

Özellikle döviz kuru ve enflasyon ilişkisi kopunca, özellikle ihracat yapan sanayici iyice sıkıştı. Dünyanın öbür ucundan gelen muz, yerli muzdan daha ucuz hale geldi. Tarım bitti. Mehmet Şimşek öncesi dönem bir facia idi. Mehmet Şimşek sonrası dönem, daha ağır bedeller ödeyerek aynı faciayı yaşamaya devam ediyoruz. Neden Mehmet Şimşek’e çakıyorlar. Açıklamaya çalışalım.

1 dolar ve 1 avroyu toplayıp değerini ikiye bölerek bir sepet kur hesaplıyoruz.

Mehmet Şimşek, 2023 Mayıs başında göreve geldi. Nisan sonundaki sepet kur 21.36 lira idi. Bugün ise 48.76… aradan geçen üç yıla yakın sürede döviz kurundaki artış yüzde 128…

Aynı süre içinde enflasyondaki artış ise yüzde 209… Döviz kuru olması gereken seviyenin yüzde 35 altında. Sanayicinin, turizmcinin içeride enflasyon nedeniyle maliyetleri artıyor ama malını ihraç ederken kur artışı bunu karşılamıyor. Eğer döviz kuru artışı ile enflasyon at başı gitseydi, sepet kur (dolar ve avro toplamının yarısı) 48 lira 76 kuruş değil, 66 lira 15 kuruş olacaktı. Bu da kimsenin inanmadığı TÜİK enflasyonuna göre… ENAG enflasyonuna göre çok daha fazlası…

Mehmet Şimşek neden başarısız diye sorarsak… Neyle kıyaslayacağız. Kendisinden önceki 3 yıllık dönemle… O dönem de çok berbat bir dönemdi ve o berbat dönemden kurtarması için Şimşek ve ekibi göreve gelmişti. 2023 Nisan’ından üç yıl geriye gittiğimizde 2020 Nisanı’ndaki sepet kur artışı yüzde 193 idi, aynı dönemdeki TÜİK tüketici fiyatları ile enflasyon artışı da yüzde 186 idi… Kurla enflasyon başa baş gitmiş, hatta sepet kur 5 puan daha fazla artmıştı.

Döviz kurunu baskılamasalardı, enflasyon daha da yüksek olacaktı. Bu doğru ama bunun sorumlusu kurun yükselmesi değil ki… Kur yükselir ama sizin maliye politikalarınız, arzı artırıcı üretim politikalarınız da olacak ki, dengeler sağlansın, ekonomik refah elde edilsin.

Mehmet Şimşek, kuru baskılayarak, dar gelirlinin talebini kısarak enflasyonu düşürmeye çalıştı ve başaramadı. Halkın alım gücü gitti, Bütçedeki faiz ödemeleri alıp başını gitti. Türkiye’den yurt dışına sıcak paraya ödenen faiz tutarı 15 milyar dolarlardan 25 milyar dolar seviyelerine ulaştı. Önce yoksulu daha da yoksullaştırdı, şimdi iktidara dayanmadan iş yapmaya çalışan özel sektörü köşeye sıkıştırdı. Enflasyon düşmüyor artıyor, yoksulluk yaygınlaşıyor, işsizlik artıyor, kamu kesiminin borçları ve faiz ödemeleri şişiyor, Türkiye’nin dış borcu yükseliyor. Bırakın Türkiye’ye yabancı sermaye gelmesini mevcut sanayici ve sermaye yurt dışına kaçıyor.

Önce dar gelirlinin alım gücü eridi. Şimdi üreticinin rekabet gücü eriyor. Türkiye’de artık yalnızca emekçi değil, sanayici de nefes alamıyor.

10 Mayıs 2026

Meriç KÖYATASI

KAYNAK: https://12punto.com.tr/


Yorum bırakın