Hiç kimsenin aklı, devlet aklı değildir. Hiçbir partinin, hiçbir grubun, hiçbir kurumun aklı da devlet aklı değildir. İktidarda olanların, onların ortaklarının aklı da devlet aklı değildir.

5 Mayıs 2026 tarihli grup toplantısında Bahçeli şöyle diyor:

“Farklı partiler olacaktır, eleştiri yapılacaktır. Demokrasinin tabiatı budur. Ancak eleştiri başka, ülkenin moralini yıpratmak başkadır. Rekabet başka, Türkiye’nin istikametini karartmak başkadır. Muhalefet etmek başka, milli meselelerde ortak aklı zehirlemek başkadır.”

Bu sözlerde “demokrasinin tabiatı” denilerek eleştiriye izin veriliyormuş gibi bir hava var. Ardından gelen cümlelerde ise kapılar kapatılıyor. Kendilerinin “millî meselelerde ortak akıl” olarak niteledikleri görüşleri eleştirirseniz bu eleştiri olmuyor; “ülkenin moralini yıpratmak” oluyor, “Türkiye’nin istikametini karartmak” oluyor, “ortak aklı zehirlemek” oluyor.

“Millî meselelerde ortak akıl” kimin, kimlerin aklıdır? “Kurucu önder” nitelemesinden sonra bir de “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” statüsü çıkardınız. On binlerce insanın katledilmesinden müebbet hapse mahkûm edilmiş bulunan bir suçluya statü vermek midir ortak akıl? Bu tutumu, bu söylemleri eleştirmeyecek miyiz? “Terörsüz Türkiye” dediğiniz süreci eleştirmeyecek miyiz? Bu politikanın yanlış olduğunu söylemeyecek miyiz, yazmayacak mıyız? Söyleyip yazarsak Türkiye’nin istikametini karartmış mı olacağız? Millî meselelerde ortak aklı zehirlemiş mi olacağız?

On binlerce cana mal olmuş, amacı bölücülük olan bir terör örgütünün liderine statü istiyorsunuz sonra da “Terörsüz Türkiye teslimiyet değildir, Terörsüz Türkiye taviz değildir, Terörsüz Türkiye terör örgütüyle pazarlık değildir.” diyorsunuz.

Bir teklifim var. Şunları da üstüne basa basa, açıkça söyleyiniz: “Terörsüz Türkiye, Türk devletine ortak kabul etmek değildir, terörsüz Türkiye üniter yapıyı değiştirmek değildir.” Evet, bunları da söyleyiniz.

Öcalan PKK’nın lideri değil mi? Sizin deyişinizle “PKK’nın kurucu önderi” değil mi? Siz kime statü istiyorsunuz? Statü istemek, görüşmelerde onu muhatap kabul etmek değil midir? Nitekim “Temennimiz PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır.” diyorsunuz. Bu muhatapla, bu koordinatör ile pazarlık etmeyeceksiniz de evcilik mi oynayacaksınız? Örgütün de onun siyasi uzantısının da neler istediklerini herkes duyuyor da siz duymuyor musunuz?

Biz, bazı siyasilerin ağzında dolaşan “Türk Kürt Arap” söylemini kabul etmiyoruz. Türkiye Türk devleti olarak kurulmuştur, öyle de devam edecektir. Türk’ün ne olduğu da anayasanın 66. maddesinde belirtilmiştir.

Türkiye, millî, üniter bir Türk Devleti olarak kurulmuştur. Cumhuriyetin bütün anayasalarında da bu durum açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla…

Devletimize ortak kabul etmeyiz, üniter yapısının değişmesine izin vermeyiz. Yoksa Türkiye teröre yenildi de mi örgütle müzakere ediliyor?

Sürece destek veren, süreci Öcalan’la yürüten bütün siyasi partiler ve özellikle ana muhalefet partisi, siz de kendinize geliniz! Türkiye Cumhuriyeti bir Türk devletidir ve bundan vazgeçecek değildir.

Eğer birilerinin kulaklarına bütün bunların “devlet aklı” olduğunu fısıldayanlar varsa onlar da kendilerine gelmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni “üniter bir Türk devleti” olmaktan çıkaracak hiçbir söylem, hiçbir eylem “Türk devletinin aklı” olamaz, olsa olsa başka bir devletin aklı olur.

10 Mayıs 2026

Ahmet B. ERCİLASUN

KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com/


Yorum bırakın