PKK açılımlarında önemli işler yapan bir kuruluş var: SETA Vakfı. Kurucu başkanı İbrahim Kalın. Ondan sonraki başkan da Taha Özhan. Özhan da 2014’e kadar başkan ve sonra AKP’den milletvekili de oluyor.

5 Mayıs 2026 tarihli MHP Grup Toplantısıyla birlikte üçüncü nesil PKK açılımı yeni bir safhaya geçti. Bu toplantıda ırkçı bölücü terör örgütü PKK’nın elebaşına verilecek statünün adı kondu: “Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörü”.

Artık terörist başına siyasi bir görev verildi. Bu şimdiye kadar gizli yürüttükleri müzakerelere bundan sonra açıktan devam edecekleri anlamına geliyor. Pazarlık da terör örgütünün siyasi talepleri üzerine olacak. İstedikleri kadar “Teröristle müzakere etmiyoruz.” desinler, mızrak çuvalı delip geçti.

Müzakerelerin öncesi var mı sorusunun cevabı, elbette var. Doğru soru ne zamandan beri devam ediyor olmalı. Yakın geçmişten geriye doğru gidelim. Bakalım nereye kadar gidebileceğiz.

En yakın işaret medyascope’ta Ruşen Çakır imzalı haberdeydi (21 Nisan 2026). Haberde bebek katilinin, statüsünün netleştirilmesini istediği belirtiliyordu. Haber “aksi takdirde…” tarzında tehditleri de içeriyordu.

“Bana bebek katili denemez” diyen bebek katilinin, “Şimdi de bu süreç boşa çıkarılırsa … 500 bin Kürt silah altına alınır … Bunu Türkiye’ye yönlendirirler ve onu yıkarlar. Bu tehdit değil, uyarıyorum.” mesajı vardı. “Davul boynumda ve her gelen vuruyor … İcranın başında benim olmam lazım.” diyerek uygun bir statü talep etmişti.

Devlet Bahçeli’nin “Siyasallaşma koordinatörlüğü” teklifi de bebek katilinin, “Bazı arkadaşlar için sınırlı bir siyaset yasağı da olabilir. Örneğin beş yıl gibi. Meclis’e gelmeyeceğiz, ancak diğer siyasi haklarımızı koruyacağız. Sürekli siyaset yapacağız. Bunların hepsini kapsayan bir demokratik siyaset koşulu gerekir. Meclis buna dair bir karar alırsa, süreç uzamaz.” talebinin tam karşılığı olarak görünüyor. Ve çok da önemli bir eşik.

Biraz daha eski ilişkiler

Bu çok yeni. Daha eskisi de yaklaşık dört yıl öncesinden. Cumhur İttifakı’nın seçim beyannamesinden. İttifak’ın küçük ortağı “Türk ve Türkiye Yüzyılı” diyor ama adı “Türkiye Yüzyılı” vizyonu. 28 Ekim 2022’de Ankara Spor Salonu’nda AKP Genel Başkanı tarafından okundu.

Erdoğan, “Gelin, Türkiye yüzyılını yeni bir millî mutabakat zemini hâline dönüştürelim.

Gelin, Türkiye yüzyılında demokrasimizi, katılımcı demokratik bir Cumhuriyet kimliğiyle taçlandıralım.” demişti.

Var olanın yerine yeniden ve yeni bir millî mutabakat teklif edilmişti. Bununla da yetinmemiş, “demokratik bir Cumhuriyet kimliği” de demişti. Yeni olduğuna göre eskisinden vazgeçiliyordu. Yani vazgeçilecek olan Türk kimliği üzerindeki mutabakattı ve yeni kimlik üzerinden de yeni bir egemenlik yapısıydı.

Buna cevap hiç gecikmeden o zamanki adı HDP olan etnik ırkçı partinin grup toplantısında Pervin Buldan’dan gelmişti:

“Cumhuriyetin demokratikleşmesi tarihsel bir çözüm önerisidir. HDP, Kürt sorununun demokratik çözümü … konusunda üzerine düşen her şeyi yapmaya hazırdır … HDP’nin bu yapıcı ve müzakereci siyaseti bugün Türkiye’nin tüm sorunlarının ortak çözüm yoludur. Temel hedefimiz bu cumhuriyetin demokratikleştirilmesidir.” demişti. Buldan aynı toplantıda, “ilerlemenin yolu bu meseleyi demokratik siyasetle, diyalog ve müzakereyle çözüme kavuşturmaktan geçer.” de dedi

Sonrası kamuoyunun malumu. MHP Genel Başkanı bebek katilini TBMM’ye çağırdı (22 Ekim 2024) . Daha sonra da “kurucu önder” ilan etti (11 Mart 2025).

Bir konuda dikkat çekmek istiyorum. 28 Ekim 2022’de bölgede savaş genişlememiş, Suriye’de daha iç savaş devam ediyordu. Esat rejimi yıkılmamış, Hamas 7 Ekim 2023 saldırısını yapmamış, Gazze’de soykırım başlamamıştı.

Türkiye’de, 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimleri olmamıştı. 31 Mart 2024 Yerel Genel Seçimleri de yapıldı ve süreç ondan sonra başlatıldı.

Peki, bu bilgiler ışığında bakıldığında bugünkü PKK açılımına sebep olarak bölgedeki savaş ve kargaşanın yarattığı beka tehlikesi demek ne kadar gerçekçi acaba?

Bu kadar mı? hayır daha da var.

Daha öncesi

28 Kasım 2015. Bölücülerle 10 maddelik bir devlet mutabakatının açıklandığı gün oldu. İkinci PKK açılımıydı. Bir yandan da seçime gidiliyordu. Seçim 7 Haziran 2015’te yapıldı. Seçimden hiçbir parti tek başına çoğunlukla çıkamadı. Koalisyon görünüyordu.

Ama seçim gününün gece yarısında, tarih 8 Haziran’a dönerken MHP Genel Merkezinde yapılan basın açıklaması ülkenin ve Türk Milleti’nin kaderini farklı yönlendirdi.

Devlet Bahçeli’nin, konuşmasında birçok koalisyon seçeneğini değerlendirmişti ama MHP bunların hiçbirinde yoktu. Hâlbuki MHP’li ihtimaller daha kolay görünüyordu. Ancak daha sonuçlar alınmadan, gece yarısı, bütün kapılar kapatılmıştı. Son söz “seçimse seçim” idi. Tarih artık farklı yazılacaktı.

Sonra anayasa gereği seçim hükümeti ve 1 Kasım 2015’te seçim yenilendi. AKP yeniden tek başına iktidar oldu. Ve ardından 15 Temmuz ihaneti yaşandı ve Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi geldi.

(Bu yazının konusu da farklı. Bu süreç de daha geniş işlenmeyi hak ediyor.)

Çok daha öncesi

PKK açılımlarında önemli işler yapan bir kuruluş var: SETA Vakfı. Kurucu başkanı İbrahim Kalın. Ondan sonraki başkan da Taha Özhan. Özhan da 2014’e kadar başkan ve sonra AKP’den milletvekili de oluyor. Elimdeki kitap Taha Özhan’ın yazarı olduğu “Normalleşme Sancısı”. Kitap 2014 ve 2015’te iki baskı yapmış.

Özhan, medyayı sorumlu bir dil kullanmaya çağırıyor. “Gazete manşetlerinden dizilere, tartışma programlarından köşe yazılarına kadar azami dikkat …” diyor. Ve devam ediyor, benzer hassasiyeti muhalefet parti liderlerinin de sergilemeleri …” gerektiğini söylüyor. Tarihi tekrar edelim birinci açılım süreci 2009 – 2010. Bugün anlaşılmasın.

“Bu çerçevede, özellikle MHP’yi” göz ardı etmemekten bahsediyor. Aksi takdirde “Türkiye’de iç konsolidasyonun sağlanması” gecikir uyarısını yapıyor. Önemli cümle bu uyarıdan sonra: “MHP’nin üstüne düşen ve son 5-6 yıldır oldukça başarılı ve sabırlı bir şekilde oynadığı rolünün yeni süreçte tahkim edici bir etkisi olacaktır”.

Özhan aynı parafta devam ediyor. “Bahçeli’nin Bakan Atalay’ın açıklamalarına verdiği sert tepkiyi de süreci baltalamak girişimi olarak değil, aksine çalışmalarda hak ettiği rolü kervan yola çıkmadan talep etmesi olarak okumak yerinde olacaktır. (Açıklamalarda bir yandan çok sert karşı çıkarken diğer yandan da bir şey yapılmayacağı anlamına gelen sözler ediliyordu)”

Aynı yazıdan son alıntı da “Mevcut Kürt açılımını, milliyetçilik testiyle mahkûm etmenin Türkiye’ye bir faydası olmayacaktır. Bu nedenle gerek iktidar partisinin MHP’siz bir açılımın muhtemel faturasını doğru değerlendirip MHP’yi sürece katmasına, gerekse de MHP’nin sürecin akamete uğramasının Türkiye’ye muhtemel faturasının doğru değerlendirip sürece katkıda bulunmasına azami ihtiyaç vardır.”

Çok uzattım biliyorum. Ancak yıllardır devam eden açılım sürecinin sonuca en yakın olduğu dönemdeyiz. Geçmiş de bugüne ayna teşkil ediyor. Görüldüğü üzere uzak geçmişte başlatılan süreçler hep kaldığı yerden devam ettirilmiş. Bir kenarda bekleyen güçler devreye girmiş ve yeniden başlamışlar. Demek ki etraftaki savaşla, kargaşa ya da yangınla da hiç ilgisi yokmuş…

Bakmaya devam edeceğiz…

07 Mayıs 2026

Hakan PAKSOY

Millî Düşünce Merkezi Genel Başkanı


Yorum bırakın