Bir nesil yetişti… Bu nesil, her sabah tekrar edilen sözlerle yalnızca bir metni ezberlemedi. Bir aidiyeti, bir sorumluluğu ve bir devlet bilincini içselleştirdi. Bu tekrar, bir alışkanlığın ötesinde, müşterek hafızayı kuran bir eğitim pratiğiydi. Bugün eğitim alanında yaşanan tartışmalar- ortak değerlerin zayıflaması, eğitim sisteminin temel yaklaşımlarının tartışmaya açılması ve okul içi şiddetin artması- bize şunu açıkça göstermektedir: Eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değil; karakter ve vatandaşlık inşa etmektir.

Nitekim Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” sözü, bu anlayışın özünü ortaya koyar. Burada esas olan; doğuştan gelen bir tanımdan ziyade, ortak tarih, kültür ve bilinç temelinde oluşan bir aidiyettir. Bu toprakları vatan yapan mücadelede farklı din, mezhep ve kökenden insanlar aynı ideal etrafında birleşmiş; ortak bir kimlik ve kader bilinci oluşturmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti, tarihsel olarak sömürgeci bir politika izlememiştir. Bu durum ahlaki bir üstünlük olmakla birlikte, uluslararası sistemde tek başına yeterli değildir. Tarih açıkça göstermektedir ki; barışı koruyabilenler, savaşa hazır olanlardır. Türkiye’nin yaklaşımı da budur: Barış esastır; ancak egemenliğe yönelen bir tehdit karşısında gerekli iradeyi göstermek zorunludur.

Türkiye’nin coğrafi konumu, onu yalnızca kendi güvenliğini değil, çevresel güvenlik dengelerini de etkileyen bir aktör hâline getirmektedir. Bu nedenle Türkiye kendi sınırlarını koruduğunda dahi, bu durum doğal olarak Avrupa’nın güvenliğine de katkı sağlar. Buna rağmen Avrupa’nın Türkiye’ye olan stratejik ihtiyacı ortadayken, özellikle Fransa’dan gelen ve olası bir kriz durumunda Türkiye’nin karşısında konum alınabileceğine dair açıklamalar, uzun vadeli stratejik akıl ile bağdaşmamaktadır. Bu tür yaklaşımlar yalnızca Türkiye’ye değil, Avrupa’nın kendi güvenlik mimarisine de zarar verebilecek niteliktedir.

Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve Kıbrıs meselesi ise Türkiye açısından yalnızca bir dış politika başlığı değildir. Doğrudan bir güvenlik meselesidir. Adada son yıllarda eğitim, kültür ve çeşitli kurumsal yapılar üzerinden faaliyetler yürütülmektedir. Bu gelişmeler, uluslararası destek mekanizmalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, adanın siyasi ve stratejik dengesini etkileyebilecek bir sürece işaret etmektedir. Türkiye açısından Kıbrıs’taki Türk varlığı ve mevcut denge vazgeçilmezdir. Bu nedenle adada ortaya çıkabilecek herhangi bir ciddi güvenlik riski, Türkiye’nin doğrudan müdahil olmasını gerektirecek bir durum doğurabilir. Bu bir tercih değil, tarihî ve stratejik bir zorunluluktur.

Sonuç olarak mesele açıktır: Eğitimde inşa edilen bilinç ile dış politikada kurulan denge arasında doğrudan bir bağ vardır. Ortak değerler etrafında yetişen nesiller, kriz anlarında devleti ayakta tutan en önemli unsurdur. Türkiye’nin yapması gereken; eğitimde ortak değerleri güçlendirmek, toplumsal birliği tahkim etmek ve dış politikada dengeyi koruyarak caydırıcılığını artırmaktır. Çünkü barışı koruyabilmenin yolu güçlü olmaktan geçer ve o güç, her şeyden önce zihinlerde inşa edilir.

30 Nisan 2026

Dr. Volkan YAŞAR


Yorum bırakın