Trump 1 yıl önce soykırımcı Netanyahu ile görüşürken, Erdoğan’a, “Tebrikler, başka kimsenin iki bin yıldır yapamadığını yaptınız. Suriye’yi aldınız. Başka isimlerle ama aynı şey.” dediğini açıkladı. Ardından da Suriye’de Türkiye ile İsrail arasında aracılık yapabileceğini söyledi.
Suriye’yi nasıl “aldık”?.. Türkiye’nin sadece ekonomisini değil, demografik yapısını bozma pahasına “aldık” ve “adamımız” HTŞ lideri Colani’ye teslim ettik. Colani Ocak 2025’ten beri Şara adıyla Suriye’nin Cumhurbaşkanı.
Colani/Şara’dan en büyük beklentimiz; Türkiye ile Suriye arasında Doğu Akdeniz’i yakından ilgilendiren “Deniz Yetki Anlaşması”nın imzalanmasıydı.
Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi hemen devreye girdi; anlaşmanın imzalanması halinde AB’nin Türkiye’deki sığınmacılar için taahhüt ettiği 1 milyar avroyu veto edeceğini, ayrıca HTŞ’nin terör örgütleri listesinden çıkarılmaması için harekete geçeceklerini bildirdi.
Yetmedi; uzmanlarımız ve iktidar medyası, Türkiye-Suriye arasındaki anlaşmanın Doğu Akdeniz’deki dengeleri nasıl etkileyeceğini anlatırken, Hakan Fidan’ın yakın dostu Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis soluğu Şam’da alıp Ahmet Şara ve Dışişleri Bakanı Şeybani ile görüşerek, “uluslararası hukuk ve deniz hukukuna bağlılığın önemine” dikkat çekti. Gerapetritis’ten 10 gün sonra Şama giden Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos da Şara tarafından “Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı” olarak kabul edildi. Yani “adamımız”, Türkiye’nin tanımadığı Rum kesimini tanıdı.
Yine geçen yıl bu zamanlardı; bu defa Yunanistan ve Rum kesiminin hamileri İsrail ile AB hep birlikte kol kola girdi. AB, Suriye’ye yönelik bazı yaptırımları kaldırırken, metne şu şartları ekledi:
“İstikrarı bozan yabancı aktörlerin ülkeye müdahalelerine son verilmesi… Suriye’nin üçüncü ülkelerle imzalayacağı deniz yetki alanı sözleşmelerinde BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve uluslararası hukuk çerçevesinde AB üyelerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi…”
Türkçesi, Şara’ya; “Türkiye’yi Suriye’deki işlere karıştırma… Türkiye’nin taraf olmadığı BM Deniz Hukuku Sözleşmesine uy… Kıbrıs Rum kesimini tüm Kıbrıs’ın sahibi olarak tanı” denildi.
Hemen peşinden bir şey daha oldu; AB’nin Dışişleri ve Güvenlik Politikasından sorumlu Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın, Hakan Fidan’dan, “Türkiye’nin Şam ile Münhasır Ekonomik Bölge’nin belirlenmesine ilişkin bir memorandum imzalama niyetinde olmadığına dair güvence aldığı” öne sürüldü!..
İsrail, Kıbrıs Rum kesimine yerleşmiş; ABD’sinden İngiltere’sine, Yunanistan’ından Fransa’sına Doğu Akdeniz’e yığılmışken, Türkiye için hayati önemdeki bu anlaşmanın hâlâ imzalanmadığının altını çizip bugüne gelelim.
Türkiye “İşgâlci” AB “Garantör” İlân Edilirken
Perşembe ve Cuma günü AB’nin bölge ülkeleriyle gayri resmi toplantısı vardı. Ev sahibi AB dönem başkanı Kıbrıs Rum kesimi, bölge ülkeleri olarak davet edilenler ise Suriye, Mısır, Ürdün ve Lübnan’dı. Geçtiğimiz günlerde AB’nin genişlemesini desteklediğini belirtirken, “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz.” diyen AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de oradaydı.
Rum Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis toplantıya katılan “değerli dostları”ına yaptığı konuşmalarda; AB ve Körfez İşbirliği Konseyi arasındaki işbirliğini savunduklarını, Lübnan ve İsrail arasındaki işbirliğine önem verdiklerini, Suriye’nin kapsayıcı bir şekilde toparlanmasını desteklediklerini, toplantıda tartışılanların riskler ve harekete geçmek konusunda ortak bir anlayışı kanıtladığını, daha güçlü bir AB ile el ele daha güçlü ve istikrarlı bir bölge amaçladıklarını, Kıbrıs’ın AB ile bölge arasında bağlantı kuran, üç kıtanın kesişiminde bir köprü olduğunu anlatırken Türkiye ve KKTC hakkında şu mesajları verdi:
“Gayri resmi toplantı dün kısmen işgâl altındaki Ammochostos (Gazimağusa) bölgesinde, Agia Napa’da başladı. Ve bugün, Avrupa kıtasındaki son bölünmüş başkent olan ve Avrupa’nın en büyük zorluklarının yanı sıra en derin başarılarının da aynası görevi gören Lefkoşa’da bir aradayız. Aslında, işgal koşullarında yaşama deneyimi, Avrupa projesine ve daha fazla Avrupa entegrasyonuna olan derin inancımızı besliyor. Ve zaman tam olarak bunu gerektiriyor: daha fazla Avrupa entegrasyonu ve daha stratejik olarak özerk, bağımsız bir birlik.”
“Ukrayna’ya her alanda destek, [dönem] başkanlığımızın temel önceliklerinden biridir, çünkü uluslararası hukukun ihlâl edildiği her yerde onu savunuruz ve Kıbrıs, işgâl ve istilanın yıkıcı sonuçlarını bizzat deneyimlemiştir.”
“Hepimiz, bir üye devletin egemenliği tehdit edildiğinde, yanıtın ‘eğer’ değil, ‘ne kadar hızlı’ olacağı konusunda hemfikir olduk. Bu nedenle, geçici düzenlemelere güvenmeye devam edemeyiz. Karşılıklı Savunma Maddesini yapılandırılmış bir operasyonel mekanizmaya dönüştürmek ve siyasi açıklamaları öngörülebilir eylemlere dönüştürebilmek zorundayız. Bu, AB’nin muteber bir güvenlik garantörü olarak hareket etmesini temin eder.”
AB’nin bu toplantısında; Erdoğan’ın 10 yıl boyunca, “darbeci, katil, zalim” ilân ettikten sonra “aziz kardeş” yaptığı Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile Rum Lider Nikos Hristodulidis’un stratejik ortaklık deklarasyonu yayımlandı. Deklarasyonda da “Kıbrıs ve Mısır’ın, BM Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda Kıbrıs’ın yeniden birleşmesini destekleme konusunda ortak tutumu”, “uluslararası anlaşmazlıklarda barışçıl çözümümn desteklenip hukuka aykırı güç kullanımının reddedildiği”, “uluslararası deniz hukukuna ve Akdeniz’deki deniz güvenliğine sarsılmaz bağlılık ile BM Deniz Hukuku Sözleşmesi dahil olmak üzere uluslararası hukuka saygı gösterilmesi” vurgulandı.
Colani/Şara da Oradaydı
Tüm AB toplantılarının değişmez manzarası. Ama bu defa önemli bir fark vardı; Suriye Cumhurbaşkanı Colani/Şara da oradaydı. Böylece “adamımız” hem Türkiye’nin tanımadığı Rum kesimini tanımış hem de aleyhimizdeki bu konuşmaları dinlemiş oldu.
Türkiye’nin tüylerini diken diken eden Ursula von der Leyen’le düzenlediği basın toplantısında da; Suriye’nin “dört deniz ve dokuz koridor” girişimiyle Orta Asya ile Körfez’i Avrupa’ya bağlayan güvenli ve alternatif bir ana damar olduğunu, toplantının geleneksel işbirliği çerçevelerini aşan yeni bir jeopolitik gerçekliği tescil ettiğini, Avrupa-Arap Akdeniz ortaklığının “kaçınılmaz bir yol” haline geldiğini söyledi. Bu arada Rum kesimi İsrail’in üssü haline getirilmişken; “Avrupalı ortaklarına”, İsrail’in Suriye topraklarına yönelik saldırıları karşısında sorumluluk alma çağrısında bulundu, iyi mi?!
Colan/Şara ne kadar “adamımız”; anlatmaya devam edelim.
Rum kesimindeki o toplantıda birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüştü. Özel görüşme yaptığı isimlerden birisi de Fransa Cumhurbaşkanı Macron’du. Bölgesel güvenlik, savaş sonrası yeniden yapılanma ve siyasi istikrar konularını ele aldıkları bildirildi.
Suriye PKK’sının hamisi ve akıl hocası olması bir yana, bu görüşmeden önce ve sonra Macron neler yaptı?
- Sözde Ermeni soykırımını andı…
- 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmalarına aykırı olarak Ada’ya Fransız askerleri yerleştirmek üzere Rum kesimiyle “daimi asker” anlaşması imzalayacağını açıkladı…
- Rum kesiminde sonra gitti Atina’da da Türkiye’den gelebilecek olası bir “tehdit” durumunda Yunanistan’ın yanında olacaklarını söyledi…
Kimler kimlerle beraber, görüyor musunuz?
Ez cümle; 11 Mayıs’ta Brüksel’de gerçekleştirilecek olan “Üst Düzey Suriye-Avrupa Siyasi Diyaloğu” ile Suriye-AB stratejik ortaklığını pekiştirme peşinde olan Colani/Şara, hiç Türkiye ile deniz yetki anlaşması imzalar mı, imzalamasına izin verilir mi?!
Ve dahi kardeş Türk Cumhuriyetleri, AB’nin 12 milyar avroluk fonu karşılığında Kıbrıs Rum kesimine büyükelçi atadığında, bunu “ailevi konu” sayıp kamuoyu önünde tartışmama kararı alan Ankara, hiç “Eyyyyy Şara” diyebilir mi?!
26 Nisan 2026
Müyesser YILDIZ
KAYNAK: https://12punto.com.tr/
