Canımız, ciğerimiz, yüreğimiz, hepsi birden yanıyor

2026 yılının nisan ayı ortalarında Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan olaylar millet olarak hepimizi sarstı. “Hepimizi” diyorum, çünkü öyle olmasını umuyorum. Çünkü milletimiz o kadar ayrıştırıldı, o kadar kutuplaştırılıp gerildi ki kimin neye sevinip neye üzüldüğünü bilemez olduk. Çünkü birlik ve beraberliğin başta gelen şartlarından biri olan “Kederde, tasada, kıvançta beraber olma” özelliğini kaybettirmek için uğraşanlar var. Ötekileştirme, dışlama, “Siyaseten benden olan yaşasın, benden olmayanın canı cehenneme” anlayışı hüküm sürüyor. Adalet, hukuk, eğitim öğretim, ticaret, sosyal ilişkiler o sakat anlayışa göre düzenlenip uygulanıyor. Türkçemizde “Testiyi kıranla dolduran bir tutulmamalı” diye güzel ve anlamlı bir söz vardır. Ancak günümüzde testiyi kıran ve dolduran siyasi tercihlere göre ödüllendiriliyor ya da cezalandırılıyor. Siyaset kurumu öylesine lekelendi, öylesine yoldan çıktı. Çocuk taciz ve tecavüzleri alıp başını gittiğinde bazılarının üstünün örtüldüğüne şahit olmuş, hiç olmamış gibi davranıldığını görmüştük. FETÖ meselesinde siyasi güce sahip ve hatta parası bol olanların paçayı kurtardıklarına dair söylentiler ayyuka çıkmış, milletin malını onlara “parsel parsel” peşkeş çektiği söylenenler hakkında işlem yapılmamıştı. Altın kaçakçılığına adı karışan milletvekilleri yine milletvekili olarak maaş almaya, tanınan bütün hakları tepe tepe kullanmaya devam ediyorlar. Uyuşturucu ticaretine, kullanımına adı karışan siyaset cambazlarının çocukları bir şekilde korunabiliyor. Valilik gibi önemli bir devlet görevine gelmiş olan kişi gücünü ve etkisini kullanarak kendi çocuğunun karıştığı çirkefliği, hatta cinayeti aylar – yıllar sonra cesur bir kadın savcı çıkıp ortaya çıkarana kadar örtbas ettirebiliyor. Can ve mal güvenliğimizin emanet edildiği bir emniyet mensubu evini silah deposuna ve cephaneliğe çevirerek daha reşit bile olmayan çocuğuna silah talimi yaptırıp kontrolsüz güç olarak ortalığa çıkmasına sebep olabiliyor. Örnekler daha da çoğaltılabilir. Kendini bilen, insanı ve insanlığı düşünen hiç kimse siyasi gücünü, makam forsunu kullanarak kötülüklere alet olmamalı, haktan hukuktan ayrılmamalı, insanlar da adeta güce ve paraya taparcasına haksızlıklar karşısında susup dilsiz şeytan olmamalıdırlar. (Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun.) -Nisa Suresi, ayet 135- Yıllar boyunca terör belasından canımız yandı. Her yıl ormanlarımız cayır cayır yanıyor, yakılıyor ve “Ciğerlerimiz yandı” diyoruz. Katliama varan okul baskınlarında geleceğe dönük bütün hayalleri söndürülüp kurşunlara hedef olan çocuklarımızla onları kurtarabilmek için üstlerine kapanan öğretmenimiz için yüreklerimiz yandı, kelimeler boğazlarımızda düğümlendi, gözyaşlarımız sel oldu. Olayların olduğu Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde okullar ikişer, üçer gün tatil edildi ama diğer illerde de sanki tatil edilmiş gibiydi. Bazı veliler çocuklarını okullarına göndermedi, giden çocuklar tedirgin halde, korkarak gittiler. Çocuklar korkuyor, öğretmenler tedirgin, okul idarecileri çaresiz! Bu konuda bir söz söylemeye, eleştiri yapmaya kalkanlar “Acının siyaseti olmaz”, “Siyaset yapmayın”, “Bunda iktidarın ne suçu var”, “Milli Eğitim Bakanı ne yapsın”, “Suç ailenin” gibi suç bastırmaya yönelik pek çok karşı çıkışa muhatap olup adeta linç ediliyorlar. “Dindar nesil yetiştireceğiz diyordunuz, ortaya kindar nesil çıktı” demeye kalkılsa “İşi hemen dine bağlamayın”, “Dinin ne kabahati var”, “Dindar nesil yetişse böyle mi olurdu”, “Bu olaylar hep laik rejimin eseri” gibi ifadeler havada uçuşuyor. Evet, bu işin siyaseti olmaz, olup bitenleri dine bağlamak da doğru değildir. Yalnız göz göre göre gelen tehlikeler karşısında bir öngörüsüzlük, bir adamsendecilik, bir tedbirsizlik, kayırmacılık varsa her türlü eleştirinin yapılması da normal, hatta bir haktır. Şanlıurfa’daki okulda bir olay oluyor, bu hiç kimseyi, hiçbir kuruluşu harekete geçirmiyor. Ertesi gün hemen yakın bir ilde, Kahramanmaraş’taki okulda daha büyük bir felaket yaşanıyor. Aileler sorumsuz, ilgili kurumlar tedbirsiz. Başka bir ilde bir öğrenci tabanca ile yakalanıyor, başka yerlerde “Akran zorbalığı” adı altında adeta salgın hale gelen olaylar zinciri baş gösteriyor. Haliyle insanlar soruyor: “Ne oluyor, nereye gidiyoruz?” Eğitim elbette ailede başlar, bunda şüphe yok. Ancak “Eğitim öğretim kurumları” dediğimiz okullar ve o okulların yönetimi ile politikalarını oluşturup yönlendiren Millî Eğitim Bakanlığı ne iş yapıyor? Bütün olup bitenler karşısında hiçbir Bakan, hiçbir yetkili ellerini vicdanlarına koyarak “Biz nerede yanlış yapıyoruz” diye niye düşünmüyor? “İstifa” kelimesini ağzına alanlara da kızılıyor. Peki elin memleketlerinde benzer olaylar olunca sorumluluk duygusu ile hareket edip istifa edenler yanlış mı yapıyorlar? Çoktan beri bazı okullarla çevrelerinde tehlike sinyalleri oluştuğunda duyarsız davranan, aklıselim sahibi bilim adamlarımızın bu konuyu fark ederek yaptıkları teklifleri, sundukları projeleri dikkate almayan, TBMM’de verilen önergeleri reddeden siyasilerin, yetkili bürokratların hiç mi suçu günahı yok? “Dindar nesil” yetiştirmenin zorlamalarla, her köşe başına cami yapıp her mahalleye İmam Hatip Lisesi açmakla mümkün olamayacağı ortada değil mi? Okulların kendi kadroları, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri varken hurafeci, rivayetçi birtakım cemaat, tarikat, vakıf ve gruplarla protokol imzalayıp okullara sokmak kafa karışıklığı ve tepki çekmekten başka ne işe yaradı? “Değerler Eğitimi veriyoruz” derken değerlerimizin değersizleştirildiği ne zaman anlaşılacak? Son 23 yılda sanırım en az 9 Milli Eğitim Bakanı ve bilmem kaç eğitim sistemi değiştirilmiş olmasına rağmen olayları hala Cumhuriyete, laikliğe bağlamak kaçak güreşip suç bastırmak değildir de nedir?

Bu memlekette yüz yıllık Cumhuriyet dönemini “Reklam arası”, “Fetret Devri” diye nitelendiren siyasetçiler, “Narkozlu dönem” diye çemkiren sendika başkanları var. Allah akıl fikir verip “Hâlâ akletmiyor ve öğüt almıyor musunuz” diye defalarca uyardığı halde neden ders alınmıyor? Müslüman geçinip bunları idrak edememek olacak iş mi? Akıl edilip öğüt alınarak ders çıkarılsaydı Irak, Suriye, Libya gibi ülkelerin, oralarda yaşayanların düştükleri/düşürüldükleri hale bakıp utanılmaz mıydı?

Türkiye, o ülkelerde yaşayan Müslümanların da bir sığınak merkezi, bir umut kapısı olmaya devam ediyorsa Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet yönetiminin eseridir. Bu eseri karalayıp değiştirmeye kalkanlar bir defa değil binlerce defa düşünüp gerçeklerle yüzleşmelidirler. Yine ayet meali ile soralım:

“Hala düşünüp öğüt almayacak mısınız?” (Secde Suresi, ayet 4)

19 Nisan 2026

Osman OKTAY


Yorum bırakın