Serbestiyet.com’da 03 Kasım 2026 tarihinde Gökhan Korkmaz’ın “Tera ve Pusula’ya fetvalar” başlığıyla bir haberi yayımlandı.
İşte Serbestiyet.Com’un “Tera ve Pusula’ya fetvalar” başlıklı haberi: https://iurl.tr/R1C9zw
Bu fetvaları veren Vakıfların/Şahısların fetva vermesinin yasal dayanağı var mıdır?
Haber içeriğinde paylaşılan görsellere bakılınca, vakıf adına şirkete yazılı, tasdikli bir belge verilmektedir. Bu belgelerin/ fetvaların karşılığında ne kadar ücret talep edilmektedir?
Bu belgeler/fetvalar, Türk Patent Enstitüsü ve Türk Standartlar Enstitüsü’nün şirketlere verdiği gibi bir imtiyaz ve yasal bir korunma mı sağlamaktadır?
1 – “Anayasal Düzene Aykırılık ve Din Devleti Algısı”
Hukukun üstünlüğünü ve katı laiklik (laïsizm) ilkesini savunan birçok hukukçuya göre, bu şirketlerin aldıkları dökümanlara ısrarla “uzman raporu” yerine “fetva”, “icazet” veya “fıkhi uygunluk” adı vermesi sıradan bir pazarlama taktiği değildir. Bu durum şu gerekçelerle laik hukuk devleti ilkesini zedeler:
Paralel Bir Otorite Yaratılması: “Fetva” kavramı, kaynağını ve meşruiyetini pozitif hukuktan (TBMM kanunlarından veya SPK mevzuatından) değil, ilahi kurallardan alır. Seküler bir devlette vatandaşın ekonomik güvenliğini ve haklarını koruyan tek otorite devletin yasal kurumlarıdır. Özel vakıfların fetva dağıtması, kamuoyunda devletin denetim mekanizmalarının yerine dini bir otoritenin ikame edildiği algısını yaratır.
Hukukun Seküler Niteliğinin Aşınması: Anayasa’nın 2. maddesindeki laiklik ilkesi, dinin devlet, siyaset ve hukuk işlerine karıştırılmamasını emreder. Finansal piyasalar gibi tamamen seküler olması gereken bir alanda, resmî makamlarda görev yapan kişilerin de içinde bulunduğu kurulların dini onay mekanizmaları kurması, anayasal bir din devleti olmasa bile toplumsal ve kurumsal düzeyde bir “din devleti fiiliyatı ve algısı” yaratmaktadır.
Kanuna Karşı Hile ve Sorumluluktan Kaçma: Bu belgeleri verenler sıkıştıklarında hukuken “Bu sadece bir danışmanlık görüşüdür” diyerek TCK’dan kaçmaya çalışmaktadır. Ancak vatandaşa sunarken bunu “Allah’ın rızasına uygunluk belgesi (fetva)” olarak sunmaktadırlar. Bu durum, kamu gücünün ve dini kavramların suiistimal edilerek hukukun arkasından dolanılması anlamına gelir.
2 – Küresel Finans Piyasaları ve Mevzuat Açısından Bakış: “Katılım Finansı Gerçeği”
Konuya ekonomik mevzuat ve uluslararası finans pratikleri açısından bakan ikinci yaklaşım ise bu durumu doğrudan bir rejim krizi olarak görmez. Bu görüşün argümanları da şunlardır:
Uluslararası Literatür: Dünyada trilyonlarca dolarlık bir büyüklüğe ulaşan ve Londra’dan Kuala Lumpur’a kadar tüm finans merkezlerinde uygulanan bir “İslami Finans” (Islamic Banking / Sukuk) sektörü bulunmaktadır. Bu sektörün küresel literatürdeki adı “Shariah Compliance” (Şeriat Uyumluluğu) ve bu kurulların adı da “Shariah Board”dur (Şeriat Kurulu). Türkiye de bu küresel pazardan pay almak ve Körfez sermayesini çekmek için “Katılım Finansı” adı altında bu terminolojiyi mevzuatına (BDDK ve SPK kurallarına) dahil etmiştir.
Tüketici Tercihi ve Özgürlük: Bu yaklaşıma göre devlet, vatandaşın parasını nereye yatıracağına karışmaz. Eğer bir vatandaş faizsiz ve dini kurallara uygun bir fona yatırım yapmak istiyorsa, devlet o fonun dini kurallara uygun olup olmadığını denetlemez (çünkü laik devlettir); ancak bu işi yapan şirketlerin bağımsız kurullardan “fıkhi uygunluk raporu” almasına izin verir. Buradaki “fetva” kelimesinin kullanımı, devletin niteliğini değiştirmez, sadece o finansal ürünün hedef kitlesine hitap eden sektörel bir terim olarak kabul edilir.
Sonuç olarak; finans sektörü bunu küresel piyasaların bir gereği ve “zararsız bir terminoloji” olarak sunmaya çalışsa da, Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-politik iklimde bu işlem sıradan bir uzman görüşünün çok ötesinde anlamlar taşımaktadır.
Özellikle sistemde batan fonların, arkasında devlet koruması hisseden ve dini referanslarla halkı ikna eden yapılar tarafından yönetilmiş olması, vatandaşta “Devlet hukuku değil, dini referanslar koruma sağlıyor” algısını pekiştirmiştir. Bu yönüyle bakıldığında, bu konudaki eleştiriler son derece haklıdır:
Seküler bir hukuk devletinde, finansal denetimin ve güvenliğin ölçüsü fetvalar değil, bağımsız mahkemeler ve şeffaf devlet denetimidir.
06 Kasım 2026
ÜLKÜ PINARI
