Arapça’da “seçen, isteyen” veya “seçilmiş” anlamına gelen muhtar/muhtâr kelimesinin bizdeki anlamı şöyle veriliyor: “Özerk, otonom”, “Dilediği gibi hareket edebilen…”
Biz bu kelimeyi Arapça’dan ya da Araplardan alıp “En küçük idare birimi” dediğimiz mahalle ve köylere seçtiğimiz idarecilere ad olarak vermişiz ama Suudi Arabistan’daki benzer idarecilerin adı “Muhtar” değil “Umde, Umdah.”
Muhtar ve Muhtarlıkların bizde bir zamanlar önemli bir yeri vardı. Son yıllarda idari yapılanmamızdaki düzenlemeler, dijitalleşmenin ve internet kullanımının yaygınlaşmasından sonra artık “Kendi gitti adı kaldı yadigâr” desek yeridir.
Türk Dil Kurumu sözlüğünün “Muhtar” maddesinde, kelimenin cümle içinde kullanılışına örnek olarak ünlü yazarlarımızdan Halide Edip Adıvar’dan bir alıntı yapılmış. Bu cümle, muhtarların bir zamanlar hayatımızda ne kadar önemli olduğunu anlatıyor:
“Bir sabah kalktım, sofaya muhtar önde bütün köy yığılmış.”
Bizim memleketin, Burdur’umuzun da meşhur bir türküsü vardır malum:
“Hasır sepet elinde/Gümüş kemer belinde/Cümle alem dilinde/Muhtar mı oldun Kezban Yenge/ Aza mı oldun Kezban Yenge?”
Kitaba ya da kanunlarımıza göre muhtarlar köylerde ve şehirlerde halkın oylarıyla seçilerek devlet ile vatandaş arasında köprü görevi görmesi gereken yerel yöneticilerdir. Hemen yukarıda verdiğimiz örneklerden anlaşılacağı üzere bir zamanlar öyle imiş ve tabir yerinde ise muhtarların, onlarla birlikte seçilen azaların ve dolayısıyla muhtarlıkların bir havası varmış. Şimdilerde ise özellikle şehirlerde oturanlar ne muhtarı görürler ne kim olduğunu bilirler ne de bir işleri düşer.
Muhtar seçimleri genelde diğer seçimlerle birlikte olduğu için oy vermeye gidenler daha oy verme yerine girmeden büyük bir curcuna ile kargaşanın içine düşer, hatta muhtar adayı taraftarlarının başlattığı kavgalara şahit olurlar. Ellerine tutuşturulan pusulalardan rasgele birini zarfa koyup sandığa attıktan sonra da muhtarla ve muhtarlıkla işleri biter!
Artık seçilen muhtarın saltanatı başlar. Çünkü devletin bağladığı bir maaşları ve bazı belediyelerin yaptırdığı muhtarlık büroları vardır. Bir ara Sayın Cumhurbaşkanı da gruplar halinde muhtarları toplayıp ziyafet veriyor, kendilerine hediyeler takdim ediliyor ve hatta umre ziyaretine bile gönderiliyorlardı. Dolayısıyla muhtarlık için verilen yarışın ya da kavganın aslında bir hizmet yarışı olmadığı apaçık ortada duruyor.
Konu kamuoyunda ve sosyal medya kanallarında çoktan beri tartışılıp duruyordu. Nihayet MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli herhalde bu seslere kulak vermiş olacak ki muhtarlıkların kaldırılması yönünde bir açıklama yaptı.
Kamuoyunda, “Bahçeli istiyorsa bu iş olur” diye bir anlayış var. Gerçi onun isteyip dile getirdiği bazı konular iktidar tarafından “Sümen altı” edilerek sürüncemeye bırakılıp unutturulmaya çalışılsa da çok önemli hale gelen bu konuyu sonuçlandırması bekleniyor.
Muhtarlıkların şu andaki asli görevi postacının bıraktığı adresinde bulunamayanların mahkeme bildirimlerini, bazı tebligatlarla trafik ceza tutanaklarını alıp gelirse ilgilisine teslim etmek…
Kaldı ki ikamet senedi ve nüfus cüzdanı suretleri gibi artık o işlemlerin çoğu da e-devlet üzerinden yapılıyor. Bir de dört yılda mı olur beş yılda mı her ne ise seçimlerde oy kullanacakların listesini asıp kaldırmak!
Kayıtlara göre şu anda Türkiye’de 32 binden fazla muhtarlık var ve her muhtara asgari ücretten aşağı kalmamak üzere maaş ödeniyor. Hesabını yapmaya gerek yok, durum ortada. Kısacası gelinen noktada Muhtarlıkların devlete ve millete bir faydası kalmadı ama götürüsü koskoca bir yük. Bu maddi yük ortadan kaldırılıp mahalle ve köylerin altyapı çalışmalarına, çevre düzenine aktarılsa ne güzel olur değil mi?
Kısacası muhtariyeti/özerkliği, işlevi kalmayan muhtarlıklar devlete de millete de yüktür. Siyasiler de bunu dillendirmeye başladığına göre iktidarın bir an önce siyasi kaygıları bir yana bırakarak gereğini yapmasını umuyoruz.
Bakalım; bekleyip göreceğiz.
03 Kasım 2026
Osman OKTAY
