Anavatandan uzakta olmak özellikle Milli Gün ve Bayramlarda kendini daha fazla hissettiren bir duygudur. Bu satırların yazarı da zaman zaman görev tarihleri böyle günlere rastladığında hem kendisi bunu yaşamış hem de görevli bulunduğu ülkedeki vatandaşlarında gözlemleme olanağı bulmuştur. Tam da bu nedenle bugün ki yazımı bu konuya ayırmak istedim.

Diasporada milli günlerin temel işlev ve anlamları şunlardır:

  1. Kimliğin korunması
  • Milli bayramlar aracılığıyla tarih ve kültürel mirasla bağlar canlı tutulur, ikinci ve üçüncü kuşaklarda ulusal kimlik bilincinin aktarılmasına katkı sağlanır
  1. Toplumsal dayanışma
  • Bayram kutlamaları diaspora üyelerini bir araya getirir, vatandaşlar arasında ortak aidiyet duygusu oluşturur.
  1. Tarihsel hafızanın aktarılması
  • Cumhuriyet Bayramı, Çanakkale Zaferi, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gibi günler; genç nesillere milletin ortak tarihini öğretme fırsatı sunar, Milli Mücadele, bağımsızlık ve egemenlik değerleri yeni kuşaklara aktarılır.
  1. Kamu diplomasisi ve görünürlük
  • Diaspora toplulukları milli gün etkinlikleriyle yaşadıkları ülkelerde kendi kültürlerini tanıtma imkânı bulurlar.
  1. Psikolojik ve duygusal bağ
  • Bayramlar, bireylerin ana vatanla olan manevi bağlarını kuvvetlendirir, özellikle göçmenlik deneyiminin oluşturduğu yabancılaşma hissini azaltır.

Yazımın bu bölümünde de bir iki anıyı aktarmak isterim;

  • Atatürk’ün Sofya’da askeri ataşe olarak görev yaptığı dönemde anlattığı ve daha sonra “Köylü milletin efendisidir” düşüncesiyle ilişkilendirilen meşhur bir gözlemi vardır. Buna göre, Sofya’da bir çayhane/pastanede otururken içeri köylü kıyafetli bir Bulgar girer. İşletme çalışanları onu görünüşünden dolayı istemez, servis yapmamakta direnirler. Bunun üzerine köylü yüksek sesle itiraz ederek, ülkeyi barış zamanında besleyen, savaş zamanında koruyan kişinin kendisi olduğunu, dolayısıyla herkes kadar hatta daha fazla saygı görmeyi hak ettiğini söyler. Sonunda işletme geri adım atar ve hizmet verir.

Atatürk’ün anlattığı rivayete göre Bulgar köylüsünün sözleri şu anlamı taşır:

“Kimi nereden kovuyorsun? Bulgaristan benim sapanımla ve tüfeğimle yaşıyor.”

Atatürk bu olaydan çok etkilendiğini belirterek çevresindekilere:

“Türk köylüsünü de mutlaka bu hale getireceğiz.”

  • Dimitrina Kovaçeva, Bulgaristan Savunma Bakanının kızıdır ve Mustafa Kemal Sofya günlerinde kendisiyle arkadaşlık ve sohbet etmektedir. Bu sohbetlerden birinde kadın haklarının sohbet konusu olduğu rivayet edilir.

Anlatıya göre Sofya’da askeri ataşe olarak bulunduğu dönemde Mustafa Kemal, Bulgar toplumunda kadınların sosyal hayata daha aktif katıldığını gözlemler. Dimitrina ile yapılan sohbetlerden birinde, Türk kadınlarının da bir gün erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğini, eğitim ve kamu hayatında yer almalarının zorunlu olduğunu dile getirir. Daha sonra Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen kadın hakları reformları bu görüşlerle ilişkilendirilir. Ancak kaynaklarda bu konuşmanın kelimesi kelimesine geçtiğine dair güvenilir bir tutanak bulunmamaktadır.

Tarihsel olarak kesin olan husus şudur:

  • Türkiye’de kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı 1930’da verildi.
  • Muhtarlık seçimlerine katılma hakkı 1933’te tanındı.
  • Milletvekili seçme ve seçilme hakkı ise 5 Aralık 1934’te kabul edildi.

Bu tarih, birçok Avrupa ülkesinden önce gerçekleşmiştir. Örneğin Bulgaristan’da kadınların genel seçimlerde tam oy hakkına kavuşması Türkiye’den daha sonra olmuştur. Bu nedenle Sofya yıllarında edinilen gözlemlerin, Atatürk’ün kadınların toplumsal konumu hakkındaki düşüncelerini etkilediği değerlendirmesi tarihçiler tarafından sıkça yapılmaktadır.

Bu bir vizyondur. Henüz Kurtuluş Savaşı başlamamış, Cumhuriyet konuşulmamıştır.

“Atatürk, Sofya’da Avrupa toplumunu gözlemlerken Türk kadınının da hak ettiği yere ulaşması gerektiğini düşünüyordu. Cumhuriyet’in ilanından yalnızca on bir yıl sonra Türk kadınlarına milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınması, bu vizyonun somut sonucuydu.”

  • Rivayete göre, Fahrettin Altay Paşa, Atatürk’e Cumhuriyet’in neden özellikle 29 Ekim 1923’te ilan edildiğini, neden birkaç gün önce veya sonra olmadığını sorar. Atatürk, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’ni hatırlatarak şu düşünceyi dile getirir: Cumhuriyet’in 29 Ekim’de ilan edilmesi tesadüf değildir. Mondros’un yarattığı teslimiyet ve işgale karşı Türk milletinin verdiği cevaptır. “Mondros 30 Ekim’dir, Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da mazlum bir milletin ahıdır.”

Daha sonra sözünü şu ifadeyle güçlendirdiği aktarılır:

“Deyiniz ki bu, tarihten silinmek istenen bir milletin öcüdür.”

  • “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir”

Mustafa Kemal Atatürk bu sözleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışında yaptığı 1 Kasım 1928 tarihli konuşmasında söylemiştir. Konuşmada hükümetin sosyal yardımlar, kimsesizler ve muhtaçlara yönelik faaliyetlerini değerlendirirken Cumhuriyet’in toplumsal adalet yönünü vurgulamıştır.

  • Cumhuriyet, sadece bir yönetim şekli değildir.
  • Devletin koruyucu gücü, özellikle toplumun en zayıf kesimlerine yönelmelidir.
  • Yetimi, yoksulu, himayesizi, imkânı olmayanı korumak Cumhuriyet’in asli görevidir.
  • Vatandaşın arkasında bir aile, aşiret, zümre veya ayrıcalıklı bir sınıf bulunmasa bile devlet onun güvencesi olmalıdır.

Sonuç olarak Milli Gün ve Bayramlar diasporada yaşayan vatandaşlarımız için çok daha önemlidir.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı özelinde, diaspora için bu gün sadece bir devlet bayramı değil; ortak bir siyasi iradenin, bağımsızlığın ve vatandaşlık bilincinin sembolüdür. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın Türk toplulukları için Cumhuriyet, ortak tarih ve ortak gelecek fikrini temsil eder.

Bu nedenle diasporada milli bayramlar, bir yandan geçmişin hatırlanmasını sağlarken diğer yandan topluluğun geleceğe birlikte yürümesini mümkün kılan sosyal ve kültürel köprülerdir. Bu yönüyle onların anlamı, çoğu zaman ana vatandaki kutlamalardan bile daha güçlü hissedilebilir.

Nice 103 Yıllara. İlel ebed Cumhuriyet. “Ne Mutlu Türküm Diyene”

29 Ekim 2026

M.Engin ÖKTEM, BASE (Başkent Ankara Strateji Enstitüsü) Başkanı


Bir Cevap Yazın