Ulusal Kanal’da 2011 yılında Kurtul Altuğ’un hazırlayıp yönettiği programda, açılım sürecinin Türkiye’de bir rejim değişikliği plânlandığı için yaşandığını anlattım ve “AKP’nin Cumhuriyet ve Atatürk ile hatta Türk kimliği ile kavgası var” dedim. Hüsamettin Cindoruk, programın son sözü olarak seyirciye hitaben, “Cumhuriyeti geri alalım” dedi.


Aslında Cumhuriyetin ilanı, Atatürk’ün Nutuk’ta anlattığı gibi, “hükümet teorisini değiştirmek” stratejisi ile mümkün olabilmişti.

Atatürk, “Efendiler; Türkiye’yi bu tuttuğu hastalıklı yollardan tükenişe ve yok olmaya sevk eden bu vadiden kurtarabilmek için bütün alimlerin keşfedebildikleri bir hakikat vardır. O da Türkiye’nin fikir hayatını yeni bir imanla istila etmek lazımdır. Yani Türkiye çıkmazında hükümet teorisini değiştirmek lazım idi. Milleti düştüğü felaket çıkmazından kurtarabilmek için millete benliğini tanıtarak, haysiyetini tanıtarak, hayat ve bağımsızlığını kurtarmak için uğraşmaya kabiliyetli olduğunu anlatmakta yeni bir maneviyatın gelişmesi lazım geliyordu. Bu maneviyat ise hükümet teorisinin aslen değiştirilmesi ile mümkün olabilir. İşte bugün efendiler, milletimiz ve milletimizin hakiki temsilcileri bulunan yüksek heyetiniz, ilmin tarihi vakalarla benzerliği kurulmak ve sarılmak lazım gelen hakikati keşfetmiş ve fiilen meydana gelmiş ve ortaya çıkmış bir hale koymuş bulunuyorsunuz ve emin olalım ki, memleketi ve milleti kurtarmakta bundan başka çare yoktur. Dolayısıyla bugünkü vaziyetimiz gayet mühim bir yeniliktir. Millet ve devlete hayat bahş olacak bir yeniliktir. Bu itibarla bütün memleketin canıyla, başıyla buna sarılması lazımdır. Bütün milletin bu uğurda en son nefesini ve en son kanını akıtarak azim ve sebat göstermesi Allah’ın emirlerindendir.” demişti.


Cumhuriyet rejimi şeklen devam etmekle birlikte, 15 Temmuz darbesinden sonra mühürsüz oyların geçerli sayıldığı gayrimeşru referandumla hükümet teorisi fiilen değiştirilmiştir. 16 Nisan 2017’den itibaren, hukuk devleti ortadan kaldırılmış, hükümet teorisi tek adama indirgenmiştir.

Cumhuriyeti geri almak yine de mümkündür. Mesela İstanbul Barosu seçimlerinde “Baroyu geri almak” mümkün olabilmiştir. Bunun için yapılması gereken İstanbul Barosu Başkanlığı’na seçilen Prof. Dr. Ümit Kocasakal’ın yaptığı gibi “Cumhuriyetçi Güç Birliği” kurmaktır. İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu’nun bu birliğin sağlanmasındaki katkısı sonuç alınmasını sağlamıştır. İstanbul Barosu, fabrika ayarlarına böyle dönebilmişse, Türkiye de fabrika ayarlarına dönebilir.

Yalnız mevcut siyasi parti düzeni içinde Cumhuriyetçi Güç Birliği kurulamaz. Çünkü iktidar partisi, milliyetçilerin bir kısmını kontrol eden parti ile birlikte kurucu parti ve ondan doğan parti “geçiş süreci”ni yani rejim değişikliğini destekliyor.


O halde ne yapmak gerekir?

Bunun yolunu Sırbistan seçimleri gösterdi. Takipçilerimden Murat Emre, “Sırbistan’daki seçimler için yazdığınız yazıya ithafen” diyerek “Sırbistan’da öğrenciler siyasetin yöntemini değiştirdi! Türkiye’de neden olmasın?” başlıklı bir yazı gönderdi.

Benim yazımdaki ana fikir, “Artık sadece işçiler değil öğrenciler de iktidarı değiştirebiliyor. İktidarın gençlik hareketlerinden korkmasının sebebi bu imiş. Cumhuriyetçi Güç Birliği ise artık her yerde kazanıyor.” şeklindeydi.

Murat Emre ise özetle şöyle diyor:

“Sırbistan’da Öğrenci Listesi 250 sandalyeli parlamentoda 141 sandalye kazandı.

Adayları parti genel merkezleri değil, öğrenci genel kurulları belirledi.

Bunlar klasik öğrenci kulüpleri veya birkaç temsilciden oluşan öğrenci konseyleri değil öğrencilerin doğrudan katılarak tartıştıkları ve karar aldıkları genel kurullar.

Aday belirleme sürecine Sırbistan genelinde 80’den fazla öğrenci kurulu katıldı.

250 milletvekili adaylığı; Belgrad, Novi Sad, Niş, Kragujevac, Novi Pazar ve Kosovska Mitrovica olmak üzere altı üniversite merkezi arasında öğrenci sayılarına göre dağıtıldı.

Öğrenciler, kendi aralarından değil, toplumun içinden seçkin isimler önerdi

Klasik parti sisteminde süreç çoğunlukla yukarıdan aşağı işler.

Sırbistan’daki öğrencilerin oluşturduğu modelde ise süreç aşağıdan yukarı doğru işledi.

Türkiye’de de üniversitelerden başlayan fakat yalnızca öğrencilerle sınırlı kalmayan geniş bir yurttaş hareketi düşünülebilir.

Türkiye’de hukuki sistem farklı olsa bile adayların belirlenme kültürü değiştirilebilir.

Bir siyasi parti adaylarını bu yöntemle belirleyebilir.

Yeni kurulacak bir siyasi hareket böyle bir sistemi benimseyebilir.

Bağımsız yurttaş hareketleri toplumun içinden belirledikleri kişileri destekleyebilir.

Burada önemli olan isimlerden önce yöntemdir.”


Süleyman Demirel’in sözüyle, “Meşruiyet içinde çare tükenmez.”

29 Ekim 2026

Arslan BULUT

KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com/


Bir Cevap Yazın