‘Teröristbaşı-PKK-DEM eşittir Kürtler’ mi diyorsunuz?!

Başta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş olmak üzere tüm yetkililer, PKK/KCK yöneticileri ve teröristbaşı Öcalan’ın, yani askerimizi, polisimizi şehit edenlerin Meclis’te rekor oyla kabul edilen yasadan kesinlikle yararlanmayacağını anlatmıyor mu?..

Bizzat PKK açılımının mimarlığını yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli daha geçenlerde, “Terörle mücadeleden geri dönüş yoktur.” demedi mi? Hem de “barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü” nün İmralı’daki teröristbaşının “hakkı” olduğunu savunurken!..

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi de daha iki gün önce, “terör örgütleriyle kesinlikle herhangi bir pazarlık yapılmadığını ve herhangi bir taviz verilmediğini” vurgulamadı mı?..

Bu açıklamaları yüzünden “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” ile suçlanmasınlar sakın!?..

Ne demek mi istiyoruz?

Düzce’deki Pankart

Evvela 5 Ekim gecesine, Düzce’ye gidelim.

Zafer Partisi İl Başkanlığı binasına, “Evlâtlarımızın katillerine af yok! Terörle müzakere olmaz mücadele olur” yazılı bir pankart asıldı.

Devamını, bu pankarttan dolayı “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla hakkında işlem başlatılan İl Başkanı Hülya Eroğlu’nun polisteki ifadesinden aktaralım.

Eroğlu’na, “Bu pankartı asma amacınız nedir?” diye soruldu, o da özetle şunları anlattı:

“5 Ekim günü saat 23.00 sıralarında telefonla arandım. Arayan kişi kendisini polis olarak tanıttı, ‘pankart konusunda şikâyet var, bu şikâyet gereği kaldırılması gerekiyor’ dedi. Şikâyeti kimin yaptığını sorup savcılık talimatını görmek istediğimi belirttim. Şikâyetçi konusunda bilgi sahibi olmadıklarını bildirdi. O saatte müsait olmadığımı, pankartı sökmek için parti binasına gidemeyeceğimi, ertesi gün gelebileceğimi ve savcılık talimatını da görmek istediğimi söyleyip telefonu kapattım. Saat 00.00 sıralarında parti binamıza itfaiye ve polisin geldiğini, pankartın da itfaiye marifetiyle indirildiğini öğrendim. Pankartı, hem parti politikamızın gereği hem de vatanın bölünmez bütünlüğü, şehit ve gazilerimizin aziz hatırası, laik, milli, üniter Türkiye Cumhuriyeti’nin bizlere verdiği anayasal hak gereği astım. Bizler herhangi bir renk, ırk ayırımı olmaksızın Atatürk’ün ve Anayasamızdaki Türk Milleti tanımı doğrultusunda yaşayan ve vatana hizmet eden düşünce yapısına sahibiz. Ayrıca pankartta belirtilen bir terör örgütü ya da kitle yoktur.”

İl Başkanı Eroğlu ifadesinin sonunda ise parti binasına izinsiz ve herhangi bir hakimlik/savcılık kararı olmaksızın girerek pankart “hırsızlığı” yaptıkları, ayrıca siyasi parti faaliyetlerini ve düşünce hürriyetini engelledikleri, işyeri dokunulmazlığını ihlâl ettikleri gerekçesiyle görevli polisler ile itfaiye çalışanlarından şikâyetçi oldu. Üç gün sonra da avukatı Şener Bakbak’la birlikte Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunup söz konusu görevliler hakkında soruşturma açılmasını istedi.

Muğla’daki Sirkeli Su

Düzce’deki bu olaydan bir hafta sonra Muğla’da da şu yaşandı:

DEM’in Sınırsızlık Meydanı’nda düzenlediği asgari ücret eyleminde “Abdullah Öcalan’a özgürlük” pankartları açıldı.

Bunun üzerine Yeniden Refah Partisi mensupları; eylemin yapıldığı alanı sirkeli suyla yıkarken, İl Başkanı Fatih Kocabıyık, “Teşkilâtıma talimat verdim, burayı kırk gün sirkeli su ve Arap sabunuyla yıkayacağız. Temizlemek ancak bu şekilde mümkün olur.” açıklamasını yaptı.

Savcılar değil, ama DEM’liler harekete geçti. İmralı heyetinde yer alan TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, “Kürt halkının onuru sizin sirkeli suyunuzla kirlenmez. Nefretle, ayrımcılıkla ve ırkçılıkla siyaset yapanlar, tarihe kendi utançlarıyla geçer.” diye tepki gösterdi… DEM Sözcüsü Ayşegül Doğan, bunu “siyasi eleştiri değil, açıkça ırkçılık” olarak nitelendirdi… DEM’in avukatları hemen ertesi gün “hakaret, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama ile nefret ve ayırımcılık” suçlamalarıyla İl Başkanı Kocabıyık hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Suç duyurusundaki şu iddiaların da altını çizelim:

“Eylemin Kürt kimliği ve Kürt siyasi hareketini aşağılama niteliği taşıdığı… Olayın, Türkiye’de yürütülen barış ve demokratik toplum süreci açısından da değerlendirilmesi gerektiği…”

İl Başkanı Kocabıyık’ın bu tepki ve suçlamalara cevabı mı? Şunları söyledi:

“Biz bu temizliği, DEM Parti’nin asgari ücret eylemi yaptığı için değil; meydanda ‘Abdullah Öcalan’a Özgürlük’ yazılı pankartlar açılarak, açıkça bölücülük propagandası yapıldığı için gerçekleştirdik. Hiç kimse bu haklı tepkimizi ırkçılığa indirgeme gibi bir saptırma ve saçmalığa kapılmasın. Muğla Meydanı’nda ‘Kürdistan’ı kuracağız’ yahut ‘Abdullah Öcalan’a özgürlük’ yönünde açıklamalar yapmak, bu devlete açıktan meydan okumak ve bu milleti aptal yerine koymaktır. Konuyu çarpıtarak bizleri ırkçılık yapıyormuşuz gibi lanse eden, hedef gösteren hiç kimseye hakkımızı helal etmiyoruz.”

Kocabıyık şunu da vurguladı:

“Hayatı paylaştığım sevgili eşim bile Kürt kökenli iken, meselemizin asla bir etnik köken veya ırk meselesi olmadığı çok açıktır.”

Gelgelelim Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın tepkisi, DEM’lileri aratmadı. Erbakan, bu eylemi asla tasvip etmediklerini, teşkilâta gerekli uyarıların yapıldığını ve il yönetiminin görevden alınmasının gündemde olduğunu belirttikten sonra, şu ifadelerle olayı “Kürt karşıtlığına” bağladı:

“Biz Erbakan Hocamızın Doğu ve Güneydoğu ile ilgili politikalarını aynı şekilde takip eden bir partiyiz. Bölge insanına en sıcak yaklaşan, bölge insanının haklarını yıllarca savunan ve bölgeye en önemli, en büyük yatırımları yapan Erbakan Hocamız hangi zihniyetteyse, biz de Yeniden Refah Partisi olarak o zihniyetteyiz. Kimseyi dışlamamız veya ayrımcılığa tabi tutmamız söz konusu olamaz… Türk-Kürt kardeşliği konusunda da biz mirasımızı Erbakan Hocamızdan aldık. Bu konuda son derece hassasız.”

Kimin Ne Haddine?

Bu iki olaydan hareketle şuraya geleceğiz:

Bizatihi kendisinin de PKK-DEM’in de İmralı’daki teröristbaşını sadece ülkemizdeki değil Suriye, Irak ve İran’daki Kürt kökenlilerin sözde “lideri” sayıp bunu herkese kabul ettirmeye çalıştığı malûm.

PKK’nın 30 keleş yakma şovunun başındaki Bese Hozat daha geçenlerde bir kez daha, “önder Apo Kürt kimliğidir, Kürt halkıdır. önder Apo bir kişi değil, kollektif bir kimliktir… Halkımız da öyle ele alıyor… önder Apo’ya yaklaşım, Kürt halkına, Kürt soruna yaklaşımdır.” dedi.

Ama bir tek yetkili çıkıp da yüksek sesle, “Hayır, teröristbaşı Kürt kökenli vatandaşlarımızın önderi, lideri, temsilcisi değildir.” karşılığını vermedi.

HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu hariç. Meclis’teki PKK komisyonunun İmralı’ya gitmesi gündeme geldiğinde, “Ben gitmem. Öcalan tüm Kürtlerin temsilcisi değildir. Kendi örgütünün ve kendisini öyle kabul edenlerin temsilcisi olabilir. Bunların dışında milyonlarca Kürt var.” diyen Yapıcıoğlu, önceki gün de, Öcalan’la ancak PKK’nın lağvedilmesinin ve silahtan vazgeçmesinin müzakere edilebileceğini vurgulayıp, “Bizim PKK ile hiçbir görüşmemiz olmadı. O yasa dışı bir örgüt.” diye konuştu.

Ezcümle; “Evlâtlarımızın katillerine af yok! Terörle müzakere olmaz mücadele olur” pankartının ve DEM’e gösterilen tepkinin “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçu kapsamında gösterilmesi; teröristbaşı-Kandil-DEM’in, “Kürtlerin temsilcisi biziz” iddiasının fiilen kabulü anlamına gelmez mi?!

Öyleyse, Bahçeli’nin birinci açılım sürecindeki şu sözünü hatırlatalım:

“Bölücü terörle Kürt kökenli kardeşlerimi ilişkilendirmeye kalkışmak, teröre rehber tayin edip insanlık düşmanı mücadelesine ruh katacaktır ki, buna ne AKP’nin, ne de CHP’nin hakkı ve salahiyeti asla bulunmamaktadır.”

19 Ekim 2026

Müyesser YILDIZ

KAYNAK: https://12punto.com.tr/


Bir Cevap Yazın