Hani yapay zekâ ürünü sanıp inanmakta zorlandığımız bazı görüntüler, haberler oluyor ya, Adalet Bakanı’nın https://iurl.tr/0RItyC ‘Türkiye’deki hukuki öngörülebilirlik’ üzerine sözleri de öyleydi.
Geçen ay ABD’deki Küresel İş Zirvesi’nde “Kesinlikle Türkiye hukuk alanında dünyada, Avrupa’da en güvenilir, öngörülebilir ülke” diyordu…
Eline tutuşturulan o metni yazanın belli ki dünyadan haberi yok—zır cahil.!
Dünya Adalet Projesi (WJP) verilerine göre Türkiye’nin ‘Temel Haklar’ puanı 100 üzerinden 30; dünyada 140 ülke arasında 134. sıradayız.!
Yürütmenin denetlenmesi yani ‘kuvvetler ayrılığındaki’ durum içler acısı; 134. sıradayız. Rusya, Çin, İran hatta Afganistan (127) bile bizim önümüzde…
İnanmayan buradan bakıp görür: https://worldjusticeproject.org/rule-of-law-index/global/2025/Türkiye/Fundamental%20Rights/
Biz bunları zaten biliyor, yaşıyoruz ama Bakan Bey bilmiyor ki önüne konan ‘yalan’ metni okurken gözünü bile kırpmıyor.
Muhteremin o konuşmasından altı gün sonra Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO), 2026 Türkiye Raporunun özetini yayımladı.
Niçin ‘özeti’ derseniz Türkiye’yi yönetenler asıl raporun kamuoyuna açıklanmasına izin vermiyorlar—bizim gerçekleri bilmemizi istemiyorlar. (2023 Raporu da hala saklı)
GRECO, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun bağımsızlığı [ve tarafsızlığı] için yaptığı tavsiyelerde hâlâ somut hiçbir bir ilerleme kaydedilmediğini, dolayısıyla ‘hukuk güvencesi’ ve ‘öngörülebilirliğin’ olmadığını söylüyor. İşte burada: https://www.coe.int/en/web/greco/-/greco-publishes-summaries-of-reports-on-denmark-hungary-türkiye-and-ukraine
Aynı ‘evlere şenlik’ adalet kadrosu, ister inanın ister inanmayın, 8-9 Ekim’de İstanbul’da ‘Uluslararası Adalet Zirvesi’ topladı.
Bakın Cumhurbaşkanı’nın eline verip okuttukları metinde ne cevherler var…
“Vicdan ve hakkaniyetin terk edildiği yerde, kanun önünde eşitliğin göz ardı edildiği bir hukuk sisteminde, hak ve özgürlüklerin giderek aşındığı bir ortamda, adalet kendisine yer bulamaz” diyor. Üstelik, “Uluslararası mahkeme kararlarının tanınmadığı, uygulanmadığı, dikkate bile alınmadığı bir sistemin barış ve güvenlik üretmesi düşünülemez-miş.”
Bu laflar edilirken, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ağustos ayındaki—ikinci—Osman Kavala https://iurl.tr/rs9vWm kararını görüşüyordu. Avukatları, AİHM’nin ‘Kavala’nın birden fazla hakkının ihlal edildiği’ kararı üzerine ‘infazın durdurulması, yeniden yargılama ve Kavala’nın tahliyesini’ talep etmişlerdi. Mahkeme, geçtiğimiz Salı günü, iç hukuk yollarının tüketilmediği—Anayasa Mahkemesinin henüz bu konuda karar vermediği—gerekçesiyle taleplerin tümünü reddetti.
Kavala, 9 yıl önce bugün, 18 Ekim 2017’de, gözaltına alınmıştı; 1 Kasım 2017’de Gezi’de—dört yıl sonra, ‘Hükümeti devirmeye, görevini yapmasını engellemeye teşebbüs’, 15 Temmuz’da ‘cebir ve şiddetle anayasal düzeni devirmeye teşebbüs’ suçlamalarıyla tutuklandı.
AİHM’nin 2019 yılındaki ilk ‘hak ihlali ve serbest bırakılma’ kararı üzerine tutukluluğu devam ettirmek amacıyla üçüncü bir suçlama—casusluk suçlaması—uyduruldu.
Beş yıl, 3 ayrı suçlamayla yargılandı. Defalarca tutuklama, tahliye, yeniden tutuklama, beraat kararı verildi ama hiç dışarı çıkamadı. Sonunda 2022’de, yıllarca tutukluluk halinin devamına gerekçe yapılan iki suçlamadan beraat etti, ama daha önce 2020 yılında beraat ettiği ‘Hükümeti devirmeye teşebbüs’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi.
Kanıtlar, ‘peynirli poğaça’, 10 adet yüz maskesi, piknik masa-sandalye seti; şaka değil böyle.!
Aynı davada Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi hakkında da 18’er yıl hapis cezası kararı verildi. (Yargıtay Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ayşe Mücella Yapıcı kararlarını bozacaktı.)
Osman Kavala hala hapiste ve bugün dokuz yılı doldurdu.!
Anayasa Mahkemesi niçin bu dosyayı karara bağlamayıp böyle bir zulme seyirci kalıyor, sürmesine izin veriyor derseniz, bilmiyorum.?
Çok yoğunlar, aldırmıyorlar ya da korkuyorlar; kendilerine sorun, onlar cevaplasınlar.
O arada belki, AİHM’nin Anayasa Mahkemesi’ni artık ‘etkin bir hukuk yolu’ olarak kabul etmiyor olması hakkındaki değerli görüşlerini de bizimle paylaşmak lütfunda bulunurlar.
On gün önceki ‘adalet’ zirvesinde aleme ‘uluslararası mahkemelere saygı’ nutku atanlar zamanında o mahkeme kararları için, “AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi ne demiş; bu bizi çok ilgilendirmiyor. Biz kendi mahkemelerimize saygı duyulmasını bekliyoruz. Bu saygıyı duymayanlara da kusura bakmasınlar bizim saygımız olmayacaktır” diyorlardı.
Allah söyletiyor derler ya, aleme, “Neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var. Bunları hamaset olsun, polemik olsun veya ajitasyon için söylemiyorum; bunlar yüzleşmemiz gereken acı gerçeklerdir” diyenler de onlar; yönettikleri ülkenin bin-beter halde olduğunun farkında değilmiş gibi.!
Osman Kavala da bunları izliyor—dokuz yıldır kaldığı hücrede…
Evet, yüzleşmemiz gereken ama yüzleşemediğimiz gerçekler bunlar.!
Neresinden tutsak elimizde kalan bir ‘hukuk’ sistemiyle karşı karşıyayız.
Osman Kavala vakası Türk hukuk tarihine ve siyasi tarihine bir utanç anıtı olarak geçmiştir.
Ama ısrarla, bir ‘büyük yalanı’ bize dayatmaya devam ediyorlar.!
18 Ekim 2026
Haldun SOLMAZTÜRK
KAYNAK: https://gazetepencere.com/
