Son zamanlarda sosyal medyada karşıma çıkan görüntülerin önemli bir bölümünü Türkiye’nin farklı şehirlerinde yaşanan trafik kavgaları oluşturuyor. Motosiklet sürücüleri, otomobil sahipleri, taksiciler, dolmuş şoförleri… Küçücük bir anlaşmazlığın hakarete, tehdide, hatta ölümcül saldırılara dönüşebildiğini görüyoruz. Elbette sosyal medya algoritmalarının bu görüntüleri daha sık karşımıza çıkardığının farkındayım. Ancak bu durum, karşılaştığımız manzaraların önemini azaltmıyor.
Beni asıl düşündüren, insanların birbirlerine karşı giderek tahammülsüzleştiği izlenimidir. Haksız olanın özür dilemek yerine bağırarak haklı çıkmaya çalışması, bir yol verme meselesinin şiddete dönüşmesi, insan hayatının birkaç saniyelik öfkeye feda edilebilmesi… Bunlar trafik güvenliği olduğu kadar, toplumsal ahlakın ve birlikte yaşama kültürünün de meseleleridir.
Üstelik trafikteki tehlike yalnızca sürücüler arasında yaşanan kavgalardan kaynaklanmıyor. Alkollü araç kullanarak bir veya birden fazla insanın ölümüne veyahut bir kimsenin ağır yaralanmasına sebep olan bir sürücünün, ileride yeniden alkollü araç kullanırken yakalandığını düşünelim. Böylesine ağır sonuçlar doğuran bir olayın ardından aynı sorumsuzluğun tekrarlanması ve sürücü belgesine yalnızca belirli bir süre el konulması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir mesele değil midir? Burada asıl sorgulanması gereken, kişinin geçmişte işlediği fiilden ziyade, aynı tehlikeyi yeniden yaratmasına imkân veren şartlardır. İnsan hayatını böylesine ağır biçimde tehlikeye atan ve davranışını tekrarlayan bir kişinin yeniden direksiyon başına geçebilmesi karşısında devletin ve toplumun daha etkili önlemler üzerinde düşünmesi gerekmez mi?
Kanaatimce ağır sonuçlara yol açan ve özellikle tekrarlanan bu tür davranışlarda, mahkeme kararıyla sürücü belgesinin ömür boyu iptali de hukuki seçenekler arasında bulunmalıdır. Bu öneri ağır görülebilir. Fakat araç kullanmak, başkalarının yaşam hakkından daha üstün bir hak değildir.
Elbette cezalar tek başına yeterli değildir. Devletin son dönemde uygulamaya koyduğu ağır yaptırımların sonuçları da düzenli olarak incelenmeli, kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Sürücü eğitiminde öfke kontrolüne, insan hayatına saygıya ve sorumluluk bilincine çok daha fazla önem verilmelidir. Eğitimden kastım yalnızca diploma değildir. Üniversite mezunu bir insan da saldırgan olabilir; hiç yükseköğrenim görmemiş biri de örnek bir ahlaka sahip olabilir.
Kendi adıma, trafikte saldırgan biriyle karşılaştığımda mümkün olduğunca uzaklaşmayı tercih ediyorum. Çünkü karşımızdaki insanın ne yapabileceğini bilemeyiz. Haklı olmak, her tartışmayı sürdürmeyi gerektirmez. Ancak kurallara uyan, kimseye zarar vermeyen insanların sürekli geri çekilmek zorunda kalması da kabul edilebilir bir toplumsal düzen değildir.
Bir toplumun gelişmişliği sadece yollarıyla, araçlarıyla veya ekonomik imkânlarıyla ölçülmez. İnsanların birbirlerinin haklarına gösterdikleri saygı da bunun temel göstergelerindendir.
Direksiyon başına geçmek bir özgürlük olduğu kadar sorumluluktur. Bu sorumluluğu ağır biçimde ihlal ederek insan hayatını tehlikeye atanların, aynı tehlikeyi yeniden yaratmasına hukuk eliyle engel olunmalıdır.
18 Ekim 2026
Dr. Volkan YAŞAR
