Her zamankinden de akılcı ve ihtiyatlı davranılması gereken bu dönemde iktidar ulusal egemenlik ve çıkarlar konularında aşırı titizlenmesi gerekirken Yemen’e asker göndermek, Suudi Arabistan’ın hava savunmasına destek olmak gibi fanteziler peşinde koşuyor
Türkiye’nin kuzeyinde ve güneyinde ne zaman ve nasıl sona erecekleri kestirilemeyecek iki sıcak çatışma alanı var. Üstelik aşağıdaki İran çatışma alanı Yemen – Babülmendep ve Hürmüz olarak iki cepheye bölünmüş de durumda.
Cephelerin tümünün ortak yanı küresel etkileri bulunmasında. Bu savaşlar küresel enerji fiyatlarını yukarıya iterken, tedarik zincirlerini de kırıyor. Gübreden alüminyuma, tahıldan helyuma uzanan geniş bir yelpazede hammadde ürünleri Karadeniz, Babülmendep ve Hürmüz’deki sıkışmadan nasiplerini alıyor.
Aynı zamanda batımızda Avrupa’da da bir süper seçim yılına giriyor. Seçimler tarihi erkene alan İspanya’dan başlayarak, sırasıyla Fransa ve Polonya ile devam edecek ve İtalya ile kapanacak. Ağır sıklet dörtlüye ilkbahardan başlayarak eyalet seçimleri yapılacak Almanya da şansölye değişikliği ile katılabilir.
Söz konusu gelişmeler karşısında Ankara’nın kurguladığı dış politika setiyse bir sacayak görünümünde: Karadeniz’de keskin sessizlik. Arap âlemine yönelik İslâm birliği varsayımı ve İsrail tehdidi/Filistin davası algılarında ortaklaşma çağrısı. Tüm yatırımı Trump’a yaparak “kısa günün kârı” fırsatçılığı.
İçeriye dönük olarak ise başka bir türkü söyleniyor: Türkiye’nin jeostratejik konumu dolayısıyla her koşulda vazgeçilemezliği…. Sözde güçlü ve güvende tutan bölgesel liderlik iddiası. “Denge siyaseti” denilerek pazarlanan (ancak esasen “iki arada bir derede”, “ne yardan ne serden” vazgeçmem tutumlarıyla) “geminin maharetle yüzdürüldüğü” anlatısı.
Gerçekte filmin sonu ise başka türlü ve artan hızla geliyor. Fon vurgunu maliyeti yıllardır çözülemeyen ekonomik bunalımın üzerine biniyor. Kuzeyde ve güneyde süregiden çatışmalar nedeniyle enerji ve hem sanayi hem tarım girdileri olağanüstü fiyatlarda seyretmeyi sürdürüyor. Gelişmiş ülkelerin kamu borç yükleri de yine görülmedik düzeylerde seyrediyor.
Batı’da süper seçim yılına şimdiden girilmesi, radikal sağın yükselişi ve bozuk gelir dağılımı siyasal belirsizliği katmerlendiriyor. Alışıldık siyasal merkez yok olurken kitle desteği ve özellikle gençler sağ ve sol uçlara yöneliyor. Hatta belki toplumsal öfke kurumların temellerin sarsılmasını talep ediyor.
Gerek sağ gerek sol uçlar Ukrayna’ya yapılan yardımların kesilmesinden ve sözde barışa Putin’in emperyal yayılmacı heveslerinin tatmin edilmesiyle erişilmesinden yana gözüküyor. Meloni gibi tekil örnekler iktidara gelindikten sonra daha akılcı politikaların izleneceği yönünde bir kesin kanıya varılmasına yeterli olmuyor.
Ankara ise ekonomik olarak en önce Avrupa’ya bağlı olsak da çeyrek yüzyıla uzanan iktidarın verdiği sahte özgüvenle Türkiye’yi bir Ortadoğu hatta giderek bir Körfez Arap ülkesi olarak konumlandırmaya çabalıyor. Avrupa Birliği’nin “Made in Europe” politikaları da Türkiye’yi yörünge dışına itiyor.
Azerbaycan’daki CICA zirvesine İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un çağrılması en yakın ilişkilerimiz olan komşularla bile yüzeyin altında var olan gerilimi dışa vuruyor. Suriye bile Azerbaycan’ın yoluna girebileceğinin işaretlerini veriyor.
Aslında Türkiye dünyanın en zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip iki komşuya sahip olmakla -deyim yerindeyse- “kutsanmış” durumda. Başta Almanya Avrupa’nın tüm devleri ana tedarikçi Rusya’nın yerine neyi kaça koyacaklarını kara kara düşünedursun bizim Azerbaycan ve Irak’la akılcı ilişkiler yürütmemiz yeterli.
Ukrayna da başta BAYRAKTAR savunma sanayimizin stratejik bir işbirliği ortağı olduğu SICH MOTOR ve IVCHENKO DESIGN gibi firmalarının motor, teknoloji, tasarım vb. katkılarıyla kanıtlanmış durumda. Bir gün savaş sona erdiğinde Ukrayna’nın yeniden imarında Türk inşaat firmalarının en önde koşacağını öngörmek için de kâhin olmaya gerek yok.
Trump çok yaklaşan ara seçimde alacağı büyük yenilgiyi enflasyona, enflasyonu dizel fiyatlarına, dizel fiyatlarındaki artış da Ukrayna’nın Rusya’nın rafinerilerine bağlayarak Zelenski’ye yeniden sırtını döndü hatta oturduğu koltuktan indirilmesi gerektiğini bile belirtti. Oysa, petrolde gerçek sıkıntının Trump’ın kendisinin önünü arkasını hesap etmeden İran’a saldırmasından kaynaklandığı biliniyor.
Trump’ın öngörülemez ve tutarsız politikaları sayesinde Britanya’yı da içerecek biçimde Avrupa ve Kanada savunma alanında hızla ABD’den özerkleşiyor. Aynı oyuncular askeri alanda fark yaratan yapay zekâ konusunda da ABD ile Çin arasına sıkışmaktan kurtulmanın yollarını arıyor.
Zelenski’nin bu haftaki Londra ve Brüksel temasları hem Trump’ı hem Putin’i gücendirmemek için olsa gerek, Ankara tarafından görmezden gelindi. Tıpkı Karadeniz’deki saldırıların failinin de Rusya olmasının görmezden gelindiği gibi. Oysa, ne Trump ne Putin sonsuza dek başta kalacaklar ve Türkiye’nin tarihsel yönelimi, coğrafi konumu, ekonomik ilişkileri ve kurumsal kimliği belli. Böylece ne kadar kaçılmaya çalışılsa da seçime en fazla yaklaşık 18 ay kaldığı anlaşılırken söz konusu 18 ayda jeostratejik ve ekonomik küresel bağlam görüleceği üzere iyimser olmaya hatta karamsar olmamaya olanak tanımıyor.
Her zamankinden de akılcı ve ihtiyatlı davranılması gereken bu dönemde iktidar ulusal egemenlik ve çıkarlar konularında aşırı titizlenmesi gerekirken Yemen’e asker göndermek, Suudi Arabistan’ın hava savunmasına destek olmak gibi fanteziler peşinde koşuyor.
17 Ekim 2026
Namık TAN
KAYNAK: https://t24.com.tr/
