Stuttgart Devlet Operası Genel Müdürlüğüne
Konu: “Atatürk-Mustafa Kemal Efsanesi” başlıklı opera hakkında tarihsel doğruluk, çoğulculuk ve kamusal sorumluluk çerçevesinde görüş ve bilgi talebi.
Sayın Victor Schoner,
Stuttgart Devlet Operasının 10 Nisan 2027 tarihinde prömiyerini gerçekleştireceğini açıkladığı, Bassem Akiki tarafından bestelenen, librettosu Olga Bach tarafından kaleme alınan ve Ersan Mondtag tarafından sahnelenecek olan “Atatürk-Die Legende von Mustafa Kemal (Atatürk-Mustafa Kemal Efsanesi)” başlıklı eser hakkında Türk-Ermeni Konusunu Araştırma (TEKAR) Vakfı olarak görüşlerimizi ve kaygılarımızı bildirmek istiyoruz.
Öncelikle Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihsel, siyasal ve sanatsal faaliyetlere konu edilmesine ilkesel olarak karşı olmadığımızı belirtmek isteriz. Atatürk yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu değil, aynı zamanda yirminci yüzyıl tarihinin uluslararası ölçekte etkili şahsiyetlerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olan, sadece Türk Milleti’nin değil dünya milletlerinin de gönlünde yer etmiş bir liderin farklı bakış açılarıyla ele alınması, tarih ve sanatın doğal alanı içindedir. Bununla birlikte, sanat özgürlüğü; tarihsel olgulara karşı kayıtsız ve kamusal sorumluluktan bağımsız olamaz. Özellikle kamu kaynaklarıyla faaliyet gösteren Stuttgart Devlet Operası gibi saygın bir kültür kurumunun, toplumların tarihsel hafızasını ve günümüzdeki ilişkilerini doğrudan etkileyebilecek bir eseri hazırlarken tarihsel bağlam, kronoloji, kaynak kullanımı, temsil dengesi ve kurgu ile tarihsel iddia arasındaki ayrım konularında yüksek bir özen göstermesi gerektiği kanaatindeyiz.
Operanızın resmî tanıtımında Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’ye umut ve gelecek perspektifi kazandıran laik ulus devletin öncüsü olarak tanımlanmakla birlikte, aynı zamanda “çelişkili” bir şahsiyet olarak sunulmakta; toplumun yeniden kurulmasının bedelleri, reformlardan kimlerin yararlandığı, bedeli kimlerin ödediği ve ulusal birlik düşüncesinin ne ölçüde şiddet içerdiği sorulmaktadır. Bu soruların sorulması tek başına itiraz konusu değildir. Ancak soruların hangi tarihsel kabullerden hareketle sorulduğu ve eserde hangi kaynaklarla cevaplandırıldığı belirleyicidir. Çünkü tarihsel bir şahsiyetin yaşamını kronolojiden bağımsız, belgesel izlerle kurguyu bir araya getirerek ele almak, sanat bakımından meşru olsa da tarihsel nedenselliklerin karıştırılması ve farklı dönemlere ait sorumlulukların tek bir şahsiyette yoğunlaştırılması tehlikesini taşımaktadır.
Bu bakımdan operada Ermeni konusunun nasıl ele alınacağı özel bir önem taşımaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde bir kısım Osmanlı Ermenisi’nin de dahil edildiği sevk ve iskan uygulaması tarihsel incelemenin konusudur. 1915 yılında icra edilen sevk ve iskan uygulaması sırasında Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı Devleti’nin sevk ve iskân politikalarını belirleyen siyasi karar mekanizmasının bir mensubu değildir. Kendisi aynı dönemde, Alman subay ve generallerle birlikte Çanakkale Cephesi’nde İtilaf devletlerine karşı savaşan bir Osmanlı subayıdır.
Dolayısıyla 1915 olaylarının Atatürk’ün hayatını konu alan bir esere hangi tarihsel ve nedensel bağla yerleştirildiği açıklanmalıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı yıllarına denk gelen son döneminde olan hadiselerin, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsında sembolleştirilmesi; kronolojik, hukuki ve tarihsel sorumluluk alanlarını birbirine karıştıracaktır.
Aynı şekilde, Kürt kökenli vatandaşlarla ilgili konunun ele alınışında da; dönemin savaş şartlarının, merkezî devletin kuruluş sürecinin, iç ve dış güvenlik sorunlarının, ayaklanmaların niteliğinin, İngiltere başta olmak üzere dönemin büyük devletlerinin bölgedeki faaliyetlerinin ve Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışının birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Tarihsel olayların yalnızca günümüzün kimlik ve azınlık kavramlarıyla okunması, anakronik sonuçlara yol açabilir.
Resmî rol dağılımında Ermeni şair Zabel Yesayan ile Sabiha Gökçen’in aynı sanatçı tarafından; Şeyh Said ile Soghomon Tehlirian’ın yine aynı sanatçı tarafından canlandırılacağının açıklanması da dikkat çekicidir. Böyle bir sahneleme tercihinin estetik ve dramaturjik gerekçesi bulunabilir. Ancak söz konusu eşleştirmelerin tarihsel kişiler arasında peşinen ahlaki veya siyasal özdeşlikler kurup kurmadığının açıklanması, eserin anlaşılması bakımından gereklidir.
Opera tanıtımında olayların siyasi müttefiklerin, muhaliflerin, yakınların ve “mağdurların” gözünden anlatılacağı belirtilmektedir. Burada “mağdur” kavramının kimleri ve hangi tarihsel ölçütler doğrultusunda kapsadığı önemlidir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’dan Kafkasya’ya kadar uzanan çözülme döneminde yalnızca Hıristiyan topluluklar değil, milyonlarca Müslüman ve Türk de katliamlara, zorunlu göçe, açlığa ve yurt kaybına uğramıştır. Millî Mücadele yıllarında Anadolu’da yaşanan işgaller, sivil kayıplar ve yerinden edilmeler de kurulacak tarihsel tablonun ayrılmaz bir parçasıdır.
Gerçek anlamda çok sesli bir anlatı, yalnızca günümüzde Avrupa’da daha görünür olan hafıza çevrelerini sahneye taşımakla yetinmemeli; imparatorluğun yıkılışını, Anadolu’nun işgalini, Türk ve Müslüman toplumların yaşadığı kitlesel kayıpları, Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesini ve yeni devletin hangi ağır şartlarda kurulduğunu da dikkate almalıdır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihsel mirası, “güç”, “şiddet”, “milliyetçilik” ve “otoriterlik” kavramlarından ibaret değildir. Atatürk;
- Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrasında işgal edilen ve parçalanmak istenen bir ülkede millî egemenliğe dayanan bir bağımsızlık hareketinin önderliğini yapmış,
- Monarşi yerine millet egemenliğini yerleştirmiş,
- Dinî aidiyete dayalı tebaa yerine hukuk önünde eşit yurttaşlık uygulamasını getirmiş,
- Eğitimi birleştirmiş ve geniş halk kesimlerine ulaştırmayı hedeflemiş,
- Kadınların medeni ve siyasal haklarını çağının birçok ülkesinden önce genişletmiş,
- Hukuk sistemini laikleştirmiş,
- Türkiye’nin başka devletlerin mandası veya nüfuz alanı olmasını reddetmiş,
- Dış politikada bağımsızlık ve barış ilkelerini birlikte savunmuştur.
Bu tarihsel gerçekler görmezden gelinerek Atatürk yalnızca “yukarıdan toplum kuran otoriter lider” kalıbına yerleştirilirse, ortaya eleştirel tarih değil, tek yanlı bir tarih anlatısı çıkacaktır.
Ayrıca tarafınızdan kamuoyuna yapılan ve Atatürk’ün “birçok vahşete karıştığı” yönünde peşin hüküm içeren açıklama bizleri kaygılandırmıştır. Henüz tamamlanmış eseri kamuoyunun görmediği bir aşamada, kurumun genel müdürü tarafından kullanılan bu ifade, yapımın tarihsel konuları açık uçlu biçimde araştırıp araştırmadığı konusunda tereddüt yaratmaktadır.
Atatürk’ün Caesar, Nixon ve Nero gibi farklı dönemlerin ve farklı yönetim biçimlerinin şahsiyetleriyle aynı bağlamda anılması da bilimsel bir karşılaştırmadan çok, olumsuz çağrışımlar üreten retorik bir eşleştirme izlenimi vermektedir. Bir tarihsel şahsiyet elbette eleştirilebilir; ancak eleştirinin somut kararlar, belgeler, dönem koşulları ve açık bir nedensellik temelinde yapılması gerekir.
Bu nedenle Stuttgart Devlet Operasından aşağıdaki konularda açıklama ve kamuoyu ile paylaşım yapmasını talep ediyoruz:
- Eser hazırlanırken yararlanılan temel tarihsel kaynakların ve akademik çalışmaların kamuoyuyla paylaşılması,
- Yapım sürecinde görev alan tarih danışmanlarının isimlerinin ve uzmanlık alanlarının açıklanması,
- Türkiye Cumhuriyeti tarihi, Millî Mücadele, Osmanlı’nın son dönemi ve Atatürk konusunda çalışan farklı görüşlerden Türk ve uluslararası tarihçilerin sürece dâhil edilmesi,
- Eserde kurmaca sahneler ile belgelere dayanan tarihsel iddiaların birbirinden açık biçimde ayrılması,
- Ermeni ve Kürt anlatılarının yanı sıra Türk ve Müslüman toplumların savaşlar, işgaller, zorunlu göçler ve katliamlar sırasında yaşadığı kayıpların da tarihsel çerçeveye dâhil edilmesi,
- Mustafa Kemal Atatürk’ün Millî Mücadele’nin önderi, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve laikleşme, hukuk, eğitim, kadın hakları ve millî egemenlik alanlarındaki rolünün aynı tarihsel ciddiyetle ele alınması,
- 21 Mart 2027 tarihinde yapılacağı açıklanan tanıtım toplantısının tek yönlü bir sunum olarak değil, farklı görüşlerden tarihçilerin katıldığı açık ve çoğulcu bir tartışma şeklinde düzenlenmesi,
- Opera öncesinde Türkiye’den tarihçiler, Almanya’daki Türk toplumu temsilcileri, yapım ekibi ve Opera yönetiminin katılacağı akademik bir toplantı gerçekleştirilmesi,
- Librettonun tamamının yayımlanması, mümkün değilse en azından tarihsel olayları, kişileri ve temel sahneleri açıklayan ayrıntılı bir dramaturji dosyasının kamuoyuna sunulması.
Bu talepler sanatın denetlenmesi veya yasaklanması amacı taşımamaktadır. Tam tersine, sanat özgürlüğünün tarihsel bilgi, kamusal sorumluluk ve çoğulcu tartışmayla birlikte güçlenmesini amaçlamaktadır.
Türk milletinin Mustafa Kemal Atatürk’e bağlılığı, eleştiriden korkan kör bir bağlılık değildir. Bu bağlılık; emperyalist işgale karşı kazanılmış bağımsızlığın, millet egemenliğinin, laik hukukun, çağdaş eğitimin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığıyla doğrudan bağlantılıdır. Atatürk’ün tarihsel mirasına yönelik kanıtsız isnatlara, kronolojik çarpıtmalara veya tek taraflı suçlamalara karşı çıkmak da demokratik düşünce ve ifade özgürlüğünün bir parçasıdır.
Tepkimizin hukuki, barışçıl, akademik ve demokratik sınırlar içinde kalması gerektiğine inanıyoruz. Aynı sorumluluğun, kamu kaynaklarıyla faaliyet gösteren Stuttgart Devlet Operası tarafından da tarihsel doğruluk, temsil dengesi ve toplumsal duyarlılık bakımından gösterilmesini bekliyoruz.
Türk milletinin yüce değeri hakkında uydurma bir tarih dramaturjisiyle, yüksek sanat olan opera sanatı kullanılarak bir ulusu incitmek, yaralamak ve saygınlığını sorgulatmak en hafifiyle opera sanatıyla seyirci veya sanatçı olarak hemhal olanlara büyük bir ayıp olacaktır.
Henüz eser sahnelenmemişken bu mektubu kesin bir hüküm bildirmek için değil, resmî tanıtım metniniz ve kamuoyuna yapılan açıklamalarınızın ortaya çıkardığı ciddi soruları dikkatinize sunmak ve cevap almak amacıyla gönderiyoruz. Bu kaygılarımızın giderilmesinin yolu tartışmayı kapatmak değil; kaynakları, yöntemleri ve sanatsal tercihleri şeffaflaştırarak gerçek bir diyalog kurmaktır.
Stuttgart Devlet Operasının bu çağrıyı sanata müdahale olarak değil, Türk Milleti’nin kalbinde gömülü olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, dünya tarihinde yeri ve önemi büyük bir şahsiyet hakkında hazırlanan kamusal bir eserin daha değerli ve sanatsal hale gelmesine yönelik yapıcı bir katkı olarak değerlendirmesini temenni ederiz.
Konu hakkında yazılı açıklamanızı ve yapım ekibiyle bilimsel bir görüşme gerçekleştirilmesine ilişkin değerlendirmenizi bekliyoruz.
Saygılarımızla,
30/09/2026
(İMZALI)
Ender GÜNER
Başkan
Türk-Ermeni Konusunu Araştırma Vakfı
