Yolsuzluk karşısında susan da dilsiz şeytandır…

Gençlik yıllarımızın iddialı sloganları vardı, biri de “savaşımız vurguncu düzene” idi. Bu inancı savunarak gençlik yıllarını geçiren bir neslin mensuplarının gün gelip vurguncu düzenin bir parçası olabilecekleri hiç aklımızın ucundan geçer miydi?… “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” de diyorduk. Memleketi “aç hürler, tok esirler” ülkesine döndürenlere destek verip, yıllardır iktidarlarına sebep olup ve ortaklık ederek “han-ı yağma”nın devamını sağlamak ve
“yiyin efendiler yiyin” hicvini hayatın gerçeği kılmak hangi “ahlak ve maneviyatta en yükseğe çıkmak” davasının neresinde yazmaktaydı?… 15 Temmuz fetö darbe teşebbüsünün arkasından uyduruk bir “beka davası” türküsü tutturarak günümüze kadar uzanan bir çizgide yarım asırlık “Türk milliyetçiliğinin yegane siyasi temsil ve aksiyon yeri” olarak tarif ettiğimiz Partiyi rayından çıkarıp, makas değiştirterek önce bir başka siyasi parti ve liderin uydusu yapan; sonra da bütün geçmişi inkar ederek DEM+PKK işbirliği yolunu seçen kişi ve kadrosu, sadece ülkeyi dibi görünmez bir uçurumdan yuvarlamadılar; halkımızın da yoksulluğa, yolsuzluğa, yasaklara, yalanlara, yokluğa mahkumiyetinin sebebi de oldular. Vurgun, soygun, yalan, talan düzenine bekçilik etmek ile ülkenin yaşadığı, halkımıza yaşatılan her musibetin ortağı ve sorumlusu oldular. “Hesabını sormazsam namerdim ” dedikleri 17-25 Aralık’ı hasır altı ettiler. Andımız, sayelerinde yasaklandı. Rıza Zarrab ve çevresi vurgununu seyrettiler. Öcalan TRT’ye çıktı partilerine (cumhura) oy istedi. Ülkede ciğnenip ayaklar altında ezilmeyen ne Anayasa, ne de uygulanmayan kanun kaldı. Haksızlık, hukuksuzluk kol gezer oldu. Adalet adliyeye uğramıyor. TCK,Terörle Mücadele Kanunu, Ceza İnfaz Kanunu yerlerde sürünüyor. Duran Kalkan, Sabri Ok İmralı’da “yetkili”ler eşliğinde görüşmeler yapıyor. Bese Hozat dağdan indi, dağa döndü. Bütün ülke, bütün dünya, emniyet, savcı, hakim seyretti, kimin sayesinde?..Devlet beydir tek sebep… Halk perişan, emekli geçinemiyor, pahallılık, faiz, enflasyon almış başını gidiyor; devletin bakanı devlete şirketinden mal satıp fatura kesiyor; gemiler, gemicikler dünya denizlerinde “mal” taşıyor; bir avuç zengin iktidar yanlısı doyurma, kayorma ittifakından fayda ile “karun” misali zenginliklere ulaştırılıyor; iktidar çevresine çöreklenmiş aileler (mebus, bürokrat, akraba, bakan, bunların yakınları) akıl almaz servetlere kavuşuyor, kavuşturuluyor. Bakıyorsunuz soruşturma uzantıları SPK’da, Borsa’da, MHK’nda , yargıda, partide en yüksek seviyede görevlendirilmiş kişilere uzanmış. Devenin misali işler “nerem dogru ki?” noktasında… ABD’li üç kuruluş (Banc of America, Standard of Poors, Black Rocke) dokuz, on aydır bizden tarafa doğru bağırıp cağırmaktalardı “…borsanız patlayacak…” diye… Bunların dedikleri yazıldı, çizildi, duyuldu. Bir felaketin geleceğinin haberini vermekteydiler. Bu zavallı ülke ve bu zavallı ülkenin zavallı halkı için ancak bir “FELAKET” olarak tanımlanabilecek bu elim hadise bir avuç iktidar çevresi azınlığı için düğün, bayram oldu. 800 küsur milyarı lüplediler. Bu lüplenme yeni bir şey degildi ki… Sekiz on aydan bu yana devam ettirilen soygun ve vurgunun patlamasıydı. Türkiye’de bir SPK varken, BDDK varken (milyarlarca işlem bankalardan yapılmış) bir BORSA yönetimi varken, maliye bakanlığı ve vergi sistemi varken ve MASAK varken ve uçan kuştan haberli cumhur yönetimi dururken bütün bu işlerin yürütülmesi ve bu dümenin çevrilip bu düzenin (soygun, vurgun, talan) devam ettirilmesi nasıl olabilmiştir?… Hani deriz ya “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır…” Yolsuzluğu görmeyen, görüp de yol veren, vurgun, soygun, yolsuzluğa sesi çıkmayan da “dilsiz, kulaksız, gözsüz” şeytan değil midir?…

Bizler “toplumu ahlak ve maneviyatta yeniden en yükseğe çıkartma davası”nın savunucusu gençler olarak, bugün artık yaşımızı başımızı alsak da, Türk milliyetçiliği ülküsüne gönül verdiğimiz günlerin heyecanıyla “TÜRKİYE AÇ HÜRLER, TOK ESİRLER YURDU OLMIYACAKTIR…”; “KOMŞUSU AÇKEN TOK YATAN BİZDEN DEĞİLDİR…”; “SAVAŞIMIZ VURGUNCU DÜZENEDİR…” demeye devam ediyoruz, edeceğiz…

05 Ekim 2026

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın