Eski bir hukukçu olmama rağmen, hukukun bazı dalları ve konularıyla pek fazla ilgilenemedim. Hele ticaret, borçlar, miras vb. benzer konularda şahsen yaşadığım problemlerde her daim meslektaşlarımızdan hukuki yardım aldım. Okuduğumuz yıllardan aklımda kalan, yaşamakta olduğumuz yıllar içersinde de zaman zaman duyduğumuz, kulağımıza çalınan, karşılaştığımız bir ‘Borçlar Hukuku’ kavramı var. MÜTESELSİL SORUMLULUK. Borçlar Hukukumuz bu kavramı/durumu “birden fazla kişinin aynı borç ve zararın tamamından alacaklıya, ya da zarar görene karşı zincirleme ve ortaklaşa sorumlu olması hali” şeklinde tarif etmektedir.

Bu konunun hukuk dünyası açısından ve borçlar hukuku düzenlemesi bakımından ifade ettiği mana. Aynı tabir hukuk dışı bir dünyada ve hukuk dışı bir konuda da kullanılmaktadır. Siyaset dünyası ve devlet hayatında da bu “müteselsil sorumluluk” kavramı kullanılmaktadır.

SİYASET VE DEVLETTE “MÜTESELSİL SORUMLULUK”…

Siyasette müteselsil sorumluluk, bir hükümetin veya karar organının (kabinenin ve siyasetin içindeki karar alıcı kişi /kişiler/organların ) aldığı kararlardan (yapılan yanlış işler, ülke ve toplum zararına olan olaylar) ortaya çıkan krizlerden bütün üyelerin birlikte, eşit derecede, zincirleme sorumlu olmaları/tutulmaları demektir.

Demokratik parlamenter temsili hükümet sistemlerinde hükümetin başındaki kişi, bütün kabine üyelerinin sorumluluğunu taşıyacağı gibi, her bir kabine üyesi de diğerlerinin sorumluluğunun ortağıdır.

Bir bakanın yaptığı hata veya zarara sebep olan bir kararı bütün kabine üyelerini ve hükümetin başını bağlar.

Gensoru ve güvensizlik tek bakan açısından değil, bütün kabine açısından görüşülür.

Muhalefet ya da vatandaş tek bir bakandan hesap sormaz, verilecek hesabın muhatabı bütün kabinedir.

Hükümet de meclise karşı topyekûn sorumludur.

Bakanların meclise karşı sorumlu tutulmasını başkanlık sisteminde ise, nasıl bakanlar başkana karşı sorumlu olacak ve tutulacaksa başkan da meclise, muhalefete, vatandaşa karşı sorumlu olmalıdır. “Tek adam”lık sistemi tabii olarak “tek adam sorumlulugu” demektir.

Bir kamu zararı ve politik skandalda bu zarara ve skandala sebep olan kişi/kişileri harcamak suretiyle zincirleme sorumluluktan kurtulmak (ister kabine ve başbakan, ister “tek adam”) mümkün değildir.

Hatalı bir kararın, kamu zararının, memleket hayrına olmayan her işin (bir işin) bedeli yalnızca sebep olanın ödeyeceği bir bedel değildir. (Parlamenter sistemde nasıl olacağı açıktır. Sistem başkanlık ise kıyas ile sorumlu bulunur)

Koalisyon hükümetleri açısından da bu müteselsil sorumluluk hali kaçınılmaz bir durumdur. Koalisyonu oluşturan her parti “ben bu işten sorumlu değilim, bu iş öteki partinin sorumluluğu” diyemez. (Geçmişte aksine ve kötü örnekler görülmedi değil) Ya da hatayı yapan, kamu zararına sebep olan, ülke hayrına olmayan bir işe sebep olan bir bakan için “bizim bakanımız değil, biz sorumlu değiliz” denemez. Ayıptır.🤣 (Bunları da gördük)

Buraya kadar müteselsil sorumluluğun devlet hayatı ve yönetimine yansımasındaki şartlarını dile getirmeye çalıştık. Peki siyasette, siyaset hayatında durum nedir, uygulama nasıl olacaktır?…

Aslında uygulanmıyor olmasına rağmen (bakmayın bizim hukuk sistemimizin çalışmadığına, yasaların uygulanmadığına, Anayasa ve kanunların – TCK, Basın kanunu, Siyasi Partiler K. vb. konuyla ilgili olabilecek ve yasak getiren her hüküm, her kanun maddesi için geçerli – hiçe sayıldığına) bu “müteselsilen sorumlu olma hali” siyaset kurumu, siyasi partiler ve siyasetçiler açısından da geçerli bir konu ve durumdur.

Siyasi bir partiyi her seviyede temsil etmekte olan her bir kişinin (genel başkan, yardımcıları, milletvekilleri, il, ilçe yöneticileri, genel idare kurulu, parti meclisi üyeleri) her bir suç ve ceza teşkil edecek her sözü, kamu zararına yol açacak her davranışı, memleket ve toplum hayrına olmayan her işi bütün siyasi partiyi ve o partinin yönetim kadrosunu, özellikle de başkanını bağlar, müteselsil (zincirleme) sorumluluk sebebidir.

Yok öyle üç köfte beş kuruş… Partinin milletvekili olmuş, yönetim kadrosunda yer almış TCK’nunca suç ve ceza teşkil edecek bir sözün sahibi, kamu zararına sebep olmuş (hem de bulunduğu konumu, taşıdığı itibarı, bu konumun sağladığı imkan ve kabiliyetleri kullanarak, bu istismar neticesinde -nüfuz suistimali ile- ) bir soyguna, vurguna, fesata, ihaleye dahil olmuş; diyeceğiz ki “suçların şahsiliği prensibi var”… Devlet hayatı ve yönetimi için yukarıda arza çalıştığımız hal, yani müteselsil sorumluluk hali siyaset kurumu, siyasetçiler, partiler için de geçerli bir konudur. Anayasa ve kanunlar rafta değilse, şahıslar açısından “müşterek- zincirleme sorumluluk” söz konusu olacağı gibi; siyasi partiler açısından da Yargıray Cumhuriyet Başsavcılığı’nı (iş ilerlerse Anayasa Mahkemesi’ni) ilgilendirecek meseleler var demektir. Bir siyasi parti başkanlık makamının “suç örgütü barış mekanı” olamayacağı ortadadır. Mesela dedik…🤔

01 Ekim 2026

Şevket Bülend YAHNİCİ


Bir Cevap Yazın