Ateş Çemberinde Türkiye: ABD’nin İran ve Yemen Hamlesi, Mekke Anlaşması Tuzağı ve Çok Kutuplu Dünyada Batı Asya’nın Kaderi

Savaş Davulları Yeniden Çalıyor

Haberler, Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik yeni bir askeri saldırı hazırlığı içinde olduğuna işaret ediyor. Bir yandan Orta Doğu’ya yoğun bir ABD askeri sevkiyatı olduğuna dair haberler gelirken, öte yandan İran silahlı kuvvetlerinin KOD 100 olarak bilinen en yüksek düzeyde alarma geçirildiği bildiriliyor. Daha önceki saldırılarda olduğu gibi bu defakinin de hava harekâtı şeklinde gerçekleşmesi ve aynı anda hem İran’a hem de Yemen’e karşı girişilmesi oldukça muhtemel görünüyor.

Ancak bu senaryonun basit bir askeri operasyon olmadığını, çok katmanlı bir jeopolitik satranç tahtası üzerinde oynandığını görmek gerekiyor. Bu satrancın merkezinde ise Türkiye ve içeriği bile tam olarak bilinmeyen Mekke Anlaşması bulunuyor.

ABD’nin Askeri Yığınağı: Bir Neslin En Büyüğü

ABD’nin bölgedeki askeri hazırlıkları, 2003 Irak işgalinden bu yana görülmemiş bir düzeye ulaşmış durumda. Washington, bölgeye uçak gemileri, savaş uçakları ve denizaltılarla yığınak yapıyor. ABD, 2003 Irak işgalinden bu yana Orta Doğu’daki en büyük hava gücü konuşlandırmasını gerçekleştiriyor. CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, bunun “ABD’nin Orta Doğu’da bir nesildir görülen en büyük askeri yığınağı” olduğunu ifade ediyor. CENTCOM’a göre 50 binden fazla asker görev alıyor, 200 savaş uçağı ve 2 uçak gemisi kullanılıyor. ABD ayrıca 82. Hava İndirme Tümeni’nden 1500 ila 2 bin askeri bölgeye göndermeye hazırlanıyor ve binlerce deniz piyadesi de yola çıkmış durumda.

Bu denli büyük bir yığınağın “savunma amaçlı” olduğunu iddia etmek, askeri gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Bu, taarruz amaçlı bir güç projeksiyonudur.

İran’ın Hazırlığı: Uydu Görüntüleri ve KOD 100 Alarmı

İran tarafı da boş durmuyor. Uydu görüntüleri, Tahran’ın yaklaşık 30 kilometre güneydoğusunda bulunan Parchin Askeri Kompleksi’nde hem tahkimat hem de yeniden inşa faaliyetleri yürüttüğünü gösteriyor. İsrail’in Ekim 2024’te Parchin’i vurduğu bildirilmişti; saldırı sonrası görüntülerde yeniden inşa faaliyetlerinin başladığı ve tesisin beton bir yapı altında tamamen gizlendiği görülüyor.

İran silahlı kuvvetlerinin KOD 100 olarak bilinen en yüksek alarm seviyesine geçirilmesi, Tahran’ın bir saldırıyı beklediğini ve buna hazırlandığını gösteriyor.

İran ve Yemen’in Misilleme Kapasitesi: Hipersonik Füzeler ve Sürü Dronları

Amerika’nın bundan ne amaçladığını anlamak gerçekten güç. Zira İran ve Yemen’in misilleme kapasitesi, önceki çatışmalarda test edilmiş durumda.

İran, 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail saldırılarına karşı hipersonik füzeler ve dronlar fırlatarak karşılık vermişti. İran’ın “Fettah-2” hipersonik füzesi, terminal manevra kabiliyetiyle öne çıkarken; “Hürremşehr-4” füzesi 2000 kilometre menzile ve 1,5 ton ağırlığında bir savaş başlığına sahip. İran ayrıca “Hayber” hipersonik füzesini de net kullanarak askeri operasyonlarını yeni bir aşamaya taşımış durumda.

Askeri uzmanlar, İran’ın kısa sürede çok sayıda balistik füze fırlatabileceğini ve bunun doygunluk saldırısı oluşturarak ABD-İsrail hava savunma sistemlerini aşabileceğini belirtiyor.

Yemen’deki Ensarullah Hareketi de Suudi Arabistan’a karşı etkili füze ve dron saldırıları gerçekleştiriyor. 19 Eylül 2026’da Ensarullah, Riyad’daki “kritik noktalar” ile Yenbu’daki Aramco tesislerini füze ve insansız hava araçlarıyla hedef aldığını bildirmişti. Ensarullah, Riyad’a doğru fırlatılan bir balistik füzenin Suudi hava savunması tarafından önlendiğini, ancak saldırıların Suudi operasyonlarına karşı bir yanıt olduğunu açıklamıştı.

Bu durumda, ABD’nin hava harekâtıyla sınırlı yeni bir çatışmada hem İran’ın hem de Yemen’in Körfez Ülkeleri’ne ve özellikle Suudi Arabistan’a ciddi darbeler vuracağına, önceki haftalarda test ettikleri füzelerle denizdeki Amerikan savaş grubunu hedef alacağına hiç şüphe yok.

Çin ve Rusya Faktörü: İran’ın Stratejik Arka Bahçesi

İran’ın askeri kapasitesini değerlendirirken, Çin ve Rusya faktörünü göz ardı etmek büyük bir hata olur. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Mart 2026’da verdiği bir mülakatta, İran’ın Rusya ve Çin’den “askeri iş birliği” aldığını açıkça doğrulamıştı. Arakçi, Rusya ve Çin’i İran’ın “stratejik ortakları” olarak nitelendirmiş ve “Bu, askeri iş birliğini de içeriyor. Bu ülkelerle siyasi, ekonomik ve hatta askeri alanda iyi bir iş birliğimiz var” demişti. Arakçi ayrıca, ABD’nin İran’ın petrol altyapısını hedef alması durumunda Körfez’deki tüm enerji altyapısını vuracaklarını, Amerikan şirketlerine ait veya hissedarı olduğu tesisleri hedef alacaklarını açıklamıştı.

Rusya’nın İran’a 500 milyon euro değerinde silah anlaşması yaptığı, 500 adet “Verba” tipi omuzdan atılan füze ve 2500 adet “9M336” füzesi tedarik ettiği bildiriliyor. Çin’in ise İran’a gelişmiş radar sistemleri sağlamayı değerlendirdiği ve Rusya’nın İran’la istihbarat paylaştığı iddia ediliyor.

Bu durum, ABD’nin İran’a yönelik bir saldırısının sadece İran’la sınırlı kalmayacağını, Çin ve Rusya’nın dolaylı veya doğrudan müdahil olabileceği çok kutuplu bir çatışmaya dönüşebileceğini gösteriyor.

Mekke Anlaşması: BOP’un Tamamlayıcısı ve Türkiye İçin Ölümcül Bir Tuzak

İşte tam bu noktada, Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike beliriyor: Mekke Anlaşması.

7 Ağustos 2026’da Mekke’deki Safa Sarayı’nda imzalanan Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki üçlü pakt, NATO’nun 5. maddesine benzer bir kolektif savunma maddesi içeriyor. Antlaşmanın en kritik hükmü, taraflardan birine yapılacak silahlı saldırının üç ülkeye de yapılmış sayılacağını öngörüyor.

Mekke Anlaşması Zaten BOP’un Bir Parçasıdır

Milli Gazete yazarı Şaban Turhal, anlaşmanın detayları ortaya çıktıkça “Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eksik kalan parçalarını tamamlamaya hizmet edebilecek yeni bir düzen kuruluyor olabileceğinden ciddi biçimde endişe” duyduğunu ifade etmiştir. Turhal, “Haritayı önüme koyduğumda; Irak’tan Suriye’ye, Filistin’den İran’a kadar son çeyrek asırda yaşananları düşündüğümde ve yeni ittifakın kimlerden oluştuğuna baktığımda sormadan edemiyorum: Bu anlaşma gerçekten kimi, kimden koruyacak?” diye sormaktadır.

Batman Petrol gazetesinde yayımlanan analizde ise, “2000’li yılların başında ABD tarafından ortaya atılan ve uygulanmasına başlanılan Büyük Ortadoğu Projesi’nde sona yaklaşılırken ortaya çıkan durumun yarattığı enkaz” vurgulanmakta ve “BOP’un kapsam alanı içinde bulunan ülkelerdeki iç çatışmalar ve rejim değişiklikleri, projenin uygulama biçimi konusunda da bize bazı bilgiler vermeye yetiyor” denilmektedir.

Mekke Anlaşması’nın İran’ı dışarıda bırakması, bu endişeleri daha da derinleştirmektedir. Turhal’ın dikkat çektiği üzere: “Madem İran’a karşı değil, İran neden yok? Benim şüphelerimin merkezindeki sorulardan biri budur. Türkiye var. Suudi Arabistan var. Pakistan var. Fakat İran yok.” Eğer bu yapı gerçekten savunma amaçlıysa ve hiçbir ülkeyi hedef almıyorsa, bölgenin en önemli aktörlerinden biri olan İran neden dışarıda bırakılmıştır? Bu soru, anlaşmanın gerçek amacının İran’ı çevrelemek olduğunu göstermektedir.

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’in Kritik Uyarıları

Mavi Vatan’ın isim babası Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, anlaşmanın risklerini çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Gürdeniz, “Mekke Anlaşması, ABD’nin bölgedeki ağır askeri ve siyasi yükünü Türkiye ve Pakistan’a aktarmaya yönelik acil bir can simidi talebi olarak okunabilir. Diğer taraftan, bölgede Şii eksenine karşı yeni bir Sünni eksen oluşturma girişimi olarak da değerlendirilebilir. Anlaşmada yer alan ‘birine saldırı hepsine saldırıdır’ ilkesi, İran’ın batı, güney ve doğusunda yeni bir güvenlik mimarisi oluşturuyor” demektedir.

Gürdeniz, Türkiye’nin bu anlaşmayla “İran’la yüzyıllardır koruduğu dengeyi riske atabileceğini, Pakistan-Hindistan çatışmasına veya bir Husi saldırısı üzerinden Yemen savaşına çekilebileceğini, Hürmüz’de ve Bab el-Mendeb’de Türk deniz ticaretinin risk profilinin değişebileceğini” vurguluyor. En çarpıcı tespiti ise şu: “Türkiye, istemeden İsrail’in İran’ı çevreleme stratejisine hizmet eden bir konuma sürüklenebilir.”

Gürdeniz ayrıca, “Türkiye’nin stratejik dikkatini, jeopolitik mücadele alanlarından uzaklaştırabilecek yeni yükümlülüklerin son derece dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini” belirterek, “Sahte bayrak ve kışkırtmalar çağında bu ittifakın karşılaşacağı risklerin de göz ardı edilmemesi” uyarısında bulunmaktadır. 12punto’ya yaptığı açıklamada ise Gürdeniz, anlaşmanın “Türkiye’nin jeopolitik hareket alanını daraltabileceğini, ülkeyi bölgesel çatışmalara sürükleyebilecek ciddi riskler barındırdığını” savunmuştur.

Anlaşmanın İşleyiş Mekanizması: Kâğıt Üzerinde Bir İttifak

Mekke Anlaşması’nın en çarpıcı yönü, kâğıt üzerinde iddialı bir kolektif savunma mekanizması öngörmesine rağmen, pratikte işleyecek hiçbir kurumsal yapıya sahip olmamasıdır. The Indian Express’in analizine göre, “NATO’nun kurumsal bir yapısı, yerleşik komuta düzenlemeleri ve uzun süredir devam eden bir bürokrasisi varken, Mekke Paktı en azından şimdilik NATO benzeri bir organizasyon yapısından yoksundur. Bu yüzden Suudi Arabistan’ı devam eden Husi saldırılarından koruyamamıştır.”

Analiz, anlaşmanın henüz resmî olarak onaylanmadığını ve karşılıklı savunma hükümlerinin yasal olarak bağlayıcı olmadığını ortaya koymaktadır: “Birincisi, Mekke Anlaşması katılımcı devletler tarafından resmî olarak onaylanmamıştır. İkincisi, devletler tarafından kararlaştırılan karşılıklı savunma hükümleri henüz yasal olarak bağlayıcı değildir. Üçüncüsü, Türkiye ve Pakistan savunma paktını iç parlamenter süreçlerden geçirmek zorundayken, Suudi Arabistan paktı kraliyet kararnamesiyle onaylamak zorundadır.”

Jerusalem Post’un analizine göre ise, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın arkasındaki konsept, bu ülkelerin herhangi bir ortaklarının anavatanlarına hızlı bir şekilde konuşlanmasını sağlamaktan çok, bir süreci başlatmakla ilgili görünmektedir.” Analiz, “Mekke paktının Türkiye ve Pakistan’ı Husilere karşı savaşa sokması gerektiği varsayımının, ittifakın doğasının yanlış anlaşılmasının bir parçası olabileceğini” belirtmektedir.

Türkiye’nin Tuzağa Çekilme Riski

Aydınlık’ın 17 Eylül 2026 tarihli haberinde, Ensarullah’ın Mekke’ye saldırdığı yönündeki iddiaların bir propaganda olduğu ve Türkiye’nin bu propagandaya destek vererek tuzağa çekildiği vurgulanıyor. Türkiye’nin bu süreçte Suudi Arabistan’ın yanında konumlanması, Ensarullah’ı doğrudan hedef haline getirmekte ve Türkiye’yi Yemen bataklığına çekmektedir.

Mekke Anlaşması hükmünce pasif savunmadan aktif çatışmaya geçişin sınırlarının ortaya çıkması hayati önem taşıyor. Aksi halde, “kışkırtmasıyla tutuşan ve Ankara’nın da körüklediği yangın, Türkiye’yi çatışmaya çekme riski barındırıyor.”

Batı Faktörü: ABD’nin Bölgeden Çekilme ve Taşeronlaştırma Stratejisi

ABD’nin İran’a yönelik olası saldırısını anlamak için, Washington’un daha geniş stratejik hedeflerini okumak gerekiyor. ABD, bir yandan bölgeden asker çekerken, diğer yandan taşeron güçler üzerinden nüfuzunu sürdürmeye çalışıyor.

Mekke Anlaşması, tam da bu stratejinin bir ürünü olarak görülebilir: ABD’nin bölgedeki askeri yükünü Türkiye ve Pakistan’a aktarma girişimi. Gürdeniz’in ifadesiyle, “ABD’nin bölgedeki ağır askeri ve siyasi yükünü Türkiye ve Pakistan’a aktarmaya yönelik acil bir can simidi talebi.” Ancak bu strateji, Türkiye’yi kendi ulusal çıkarlarıyla çelişen bir konuma sürükleme riski taşıyor.

ABD’nin İran’a yönelik bir saldırısı, bölgede büyük bir kaos yaratacak ve bu kaostan en çok zarar görecek ülkelerden biri de Türkiye olacaktır. Zira Türkiye, İran ile 5,6 milyar dolarlık bir ticaret hacmine ve stratejik bir enerji ortaklığına sahip. İran, Türkiye’nin doğalgaz ithalatında önemli bir yere sahip ve Türkiye geçen yıl İran’dan 7,6 milyar metreküp doğalgaz ithal etmişti; bu, Türkiye’nin toplam doğalgaz ithalatının yaklaşık %13’üne denk gelmektedir.

Çok Kutuplu Dünyada Batı Asya’nın Geleceği

Bütün bu gelişmeler, aslında tek kutuplu dünyanın sona erdiğini ve çok kutuplu bir dünyaya geçişin sancılarını yansıtıyor. ABD’nin İran’a yönelik saldırı hazırlıkları, bu geçiş döneminde Batı’nın hegemonyasını sürdürme çabasının bir yansıması olarak okunabilir. Ancak bu çaba, bumerang etkisi yaratma riski taşıyor.

Askeri uzmanlar, İran’a karşı bir kara harekâtının 750.000 ile 1.500.000 arasında bir kara gücü gerektireceğini ve bu güç temin edilse bile başarı ihtimalinin oldukça düşük kalacağını haftalardır anlatıp yazıyor. İran halkının kara harekâtı ihtimaline karşı verdiği tepki ise son derece çarpıcı: yaklaşık 33 milyon insan gönüllü askere gitmek üzere askerlik şubelerine kayıt yaptırmış durumda.

Amerika’nın yapacağı bir kara harekâtına nereden ve nasıl asker toplayabileceği sorusuna ise İsrail basını (Jerusalem Post) geçtiğimiz günlerde yayımladığı bir beyin fırtınası makalesiyle çare bulmuş görünüyordu: üniversite eğitimini tamamlamak için bankalardan kredi almış ve ödemekte zorlanan gençlerle kredi kartı batağındaki insanlardan askerliğe elverişli olanların borçlarının silinerek İsrail için bölgeye ölüme gönderilmesi. Bu öneri, Batı’nın insan hayatına bakışını ve bölgeyi nasıl bir satranç tahtası olarak gördüğünü acı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Kaldı ki, bu sayıda bir derme çatma askeri güç toplansa bile Türkiye savaşa sokulmadan bu kuvvetlerin bir yerde toplanarak operasyonel hale getirilmesi imkânsız. Öte yandan coğrafyasının avantajını kullanacak olan İran’ın böyle bir kara harekâtını yapacak güçlere bölgeyi dar etmesi ihtimali ise oldukça yüksek.

Sonuç Yerine: Türkiye İçin Yol Haritası

Bütün bunlar aslında çaresizliğin ifadesinden başka bir şey değil. Hava harekâtı ile sınırlı yeni bir çatışmada hem İran’ın hem de Yemen’in Körfez Ülkeleri’ne ve özellikle Suudi Arabistan’a ciddi darbeler vuracağına, önceki haftalarda test ettikleri füzelerle denizdeki Amerikan savaş grubunu hedef alacağına hiç şüphe yok.

Bu durumda Suudi Arabistan’ın iki ateş arasında kalarak çok zor duruma düşmesi kuvvetle muhtemel. O zaman Suudi Arabistan’ı korumak için “devlet olarak imza koyduk” dediğimiz ama içeriğini bile bilmediğimiz Mekke Anlaşması yoluyla başımızı derde sokmayız inşallah.

Unutmayalım: Mekke Anlaşması, zamanlama olarak yanlış yapılmış ve İran ile Mısır’ı dışarıda bırakarak kapsayıcı olmaktan uzak kalmıştı. Şimdi bu anlaşmayı İsrail ve Amerika’nın manipüle ederek ülkemizi bir tuzağa çekmesine izin vermemeliyiz.

Bunun yerine dengeli ve dikkatli bir politika ile bölgeden hızla tasfiye olması muhtemel, hatta mukadder olan Amerika ve İsrail sonrası Batı Asya’nın uzlaştırılması ve kalkındırılması için projeler geliştirmeliyiz.

Türkiye, İran, Rusya, Çin ve Batı arasında dengeli bir diplomasi yürütmeli; bölgesel güvenlik mimarisinin İran’ı dışlamayan, kapsayıcı bir zeminde yeniden inşa edilmesi için öncülük etmelidir. Mekke Anlaşması’nın İran’ı dışlayan yapısı, bu hedefe hizmet etmemektedir. Anlaşmanın içeriğinin şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklanması ve Türkiye’nin ulusal çıkarlarına hizmet edip etmediğinin TBMM’de tartışılması artık bir zorunluluktur.

Aksi halde Türkiye, kendi çıkarlarına hizmet etmeyen, hukuken geçersiz bir ittifak üzerinden, bölgesel bir savaşın içine sürüklenme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

20 Eylül 2026

Sefa YÜRÜKEL

Kaynakça

12punto. (2026, 7 Ağustos). Cem Gürdeniz’den ‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması’ için kritik uyarı: ‘Türkiye istemediği bir savaşın içine çekilebilir’. 12punto.

Aydınlık. (2026, 17 Eylül). Türkiye tuzağa mı çekiliyor? Yemen kazanı Mekke’yle kaynatılıyor. Aydınlık.

Batman Petrol. (2026, 5 Eylül). Mekke Paktı neyin akti. Batman Petrol.

Indian Express, The. (2026, 19 Eylül). Houthis in Yemen are putting Mecca Pact to the test. The Indian Express.

Jerusalem Post, The. (2026, 17 Eylül). Is the Saudi defense pact misunderstood amid Houthi attacks? – analysis. The Jerusalem Post.

Milli Gazete. (2026, 9 Ağustos). Şaban Turhal: Detaylar ortaya çıktıkça Mekke Anlaşması BOP’u tamamlama projesi izlenimi veriyor. Milli Gazete.

Qazinform. (2026, 8 Ağustos). Saudi Arabia, Pakistan, Turkiye adopt Mecca Joint Deterrence Agreement. Qazinform.

SANA. (2026, 19 Eylül). Fidan: Mecca defense agreement at good stage, will open to regional countries. SANA.

Sözcü. (2026, 9 Ağustos). Mekke anlaşması tuzağa dönüşebilir. Sözcü.

KAYNAK: https://turkishnews.com/


Bir Cevap Yazın