İhanetin Belgesi: Şam’da Fransız-Kürt-Arap Cephesi Kuruldu, Resmî Olarak Türkmenler Silindi, Ankara’nın Ümmetçiliği Türk Kimliğini Mezarına Gömdü

Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasının ardından kurulan yeni Şam yönetiminin açıkladığı ortak müfredat kararı, yalnızca bir eğitim düzenlemesi değildir. Bu karar, Suriye’nin demografik ve kültürel haritasını yeniden çizen, Türk varlığını resmi düzeyde yok sayan, uluslararası güçlerin çıkarlarına göre şekillendirilmiş bir siyasi tasfiye belgesidir. Fransızca müfredata girmiş, nüfusu yaklaşık 650-800 bine yaklaşan “Kürtler” tartışmalı ve toplama bir dil olan “Kürtçeyi” resmi dil statüsüne yükseltmiş, Arapça egemen dil olarak konumunu korumuştur. Ancak sayıları kesin olarak 3,5 milyonu bulan Suriye Türkmenleri ve onların anadili Türkçe, bu tablonun tamamen dışında bırakılmıştır.

Bir Tasfiye Belgesi Olarak Müfredat

Bu tablo, yalnızca Şam’daki yeni yönetimin etnik-dilsel tercihlerini değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin Suriye politikasının tam anlamıyla bir çöküşünü de gözler önüne sermektedir. Yıllardır ümmet kardeşliği, mazlumların koruyucusu, İslam birliği gibi sloganlarla yürütülen politika, bugün gelinen noktada Türkmenlerin yok sayılmasına seyirci kalan, Türk kimliğini savunmaktan aciz, uluslararası güçlerin oyununu göremeyen bir stratejik körlüğe dönüşmüştür. Daha vahimi, Türkiye’deki iktidar bu Suriye modelini kendi ülkesinde de uygulamak için gün saymaktadır. Ümmetçilik söylemi üzerinden inşa edilen bu model, yeni anayasa tartışmalarının merkezine yerleştirilmiş durumdadır. İktidar, Suriye’de devleti terör örgütü PKK ve kendi etrafındaki dar kadrolarla paylaşmanın ilk adımını atmış, bu paylaşım modeline ses çıkarmamakta, hatta açıkça desteklemektedir. Çünkü Suriye’de uygulanan ve ABD-Fransa-İsrail-İngiltere ve Türkiye’deki iktidar tarafından desteklenen ve iki terör örgütünden meydana getirilen (terör örgütü HTŞ-terör örgütü PKK doğurtulan) bu parçalı yapı, Türkiye’de kurulmak istenen yeni siyasal düzenin provasıdır.

Şam Yönetiminin Kukla Karakteri

Şam yönetiminin ortaya çıkış sürecine bakıldığında, bu yapının yalnızca yerel dinamiklerle açıklanamayacağı açıkça görülmektedir. Terör örgütü HTŞ-terör örgütü PKK kökenli unsurların dönüştürülmesi, uluslararası toplumla ilişkilerin normalleştirilmesi ve yeni yönetimin meşruiyet kazanması sürecinde Batılı güçlerin, özellikle ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail’in belirleyici rol oynadığı bilinmektedir. Bu dört ülke, Esad sonrası Suriye’nin yeniden inşasında kendi çıkarlarını maksimize etmek için yoğun bir diplomatik ve istihbari faaliyet yürütmüştür. Şam yönetiminin müfredat kararı, bu dış müdahalenin en somut göstergelerinden biridir.

Fransızcanın müfredata dahil edilmesi, Paris’in tarihsel sömürgeci nüfuzunu yeniden tesis etme projesinin bir parçasıdır. Fransa, Suriye’deki Hristiyan azınlıklar, seküler kesimler ve eğitimli elitler üzerinden kültürel hegemonya kurmayı hedeflemekte, bu sayede ekonomik ve siyasi nüfuzunu kalıcılaştırmak istemektedir. Toplama ve dil olduğu tartışmalı bir dil olan “Kürtçenin” resmi dil olarak tanınması ise ABD, İngiltere ve İsrail’in bölgedeki “Kürt” kartını kullanma stratejisinin bir sonucudur. Suriye’nin kuzeydoğusundaki “Kürt” gruplar, ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun en önemli yerel müttefiki olmuş, bu sayede hem askeri kapasitelerini artırmış hem de siyasi pazarlık gücü kazanmıştır. Washington, Londra ve Tel Aviv, Şam’daki yeni yönetimi “Kürt haklarını” tanımaya zorlayarak bölgedeki “Kürt” kartını ellerinde tutmayı sürdürmektedir.

Türkmenlerin Denklemden Dışlanması

Türkmenlerin bu denklemde yeri yoktur. Çünkü Türkmenler, Batılı güçler için stratejik bir değer taşımamaktadır. ABD için Türkmenler ne askeri bir müttefik ne de siyasi bir kozdur. İngiltere için bölgedeki tarihsel çıkarları açısından Türkmenler göz ardı edilebilir bir unsurdur. Fransa için ise Türkmenlerin kültürel haklarını desteklemek kendi nüfuz projesine zarar verebilir. Çünkü güçlü bir Türkmen varlığı, Türkiye’nin bölgedeki etkisini artırabilir, bu da Fransa’nın çıkarlarına aykırıdır. İsrail ise Suriye’nin zayıf ve parçalı kalmasını istemekte, Suriye’de Türkmenler gibi güçlü bir etnik unsurun varlığını bu parçalanma stratejisine tehdit olarak görmektedir. Dolayısıyla Şam yönetiminin müfredat kararı, yalnızca yerel bir Arap milliyetçiliğinin değil, aynı zamanda Batılı güçlerin ve İsrail’in Türkiye karşıtı stratejisinin bir ürünüdür. Bu tablo karşısında Şam yönetimini sert biçimde eleştirmek gerekir. Bu yönetim, Suriye’nin tüm bileşenlerini temsil etme iddiasındaki bir hükümet değil, Batılı efendilerinin talimatlarıyla hareket eden, Türk düşmanlığını kurumsallaştıran kukla bir yapıdır.

Türkiye’deki İktidarın İhaneti

Asıl yıkıcı eleştiri ise Türkiye’deki iktidara yöneltilmelidir. Çünkü Türkmenlerin bu şekilde dışlanmasına zemin hazırlayan asıl faktör, Ankara’nın yıllardır izlediği ümmetçi ve Türk kimliğini reddeden politikalardır. Bu iktidar, Türk kavramını anayasadan çıkarmayı hedefleyen, Türkiyelilik söylemini yücelten, Osmanlıcılık ve ümmetçilik üzerinden etnik kimlikleri eritmeye çalışan bir siyasi çizgiyi benimsemiştir. Bu çizginin doğal sonucu olarak Suriye’deki Türkmenlerin haklarını savunmak da anlamsızlaşmıştır. Sorumlusu Türkiye’deki iktidardır.

Bu iktidar (AKP-MHP), yıllarca soydaş söylemini kullanmış, Türkmenlerin acılarını iç politika malzemesi olarak tüketmiş, ancak iş somut adım atmaya geldiğinde sessizliğe gömülmüştür. Bayırbucak trajedisinde, Türkmen dağlarındaki katliamlarda, Halep kırsalındaki direnişlerde Türkmenler yalnız bırakılmış, her seferinde kardeşlik söylemiyle oyalanmıştır. Bugün müfredat kararıyla birlikte bu ihanet zincirinin son halkası eklenmiştir.

Ümmetçi politika, Türkmenleri koruyamamıştır. Çünkü bu politika, etnik aidiyetleri aşan bir İslam kardeşliği söylemi üzerine kuruludur. Bu söyleme göre Arap, “Kürt”, Türkmen ayrımı yapmak yanlıştır, önemli olan Müslüman kardeşliğidir. Ancak bu söylem, pratikte Arap-“Kürt” egemenliğini meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Araplar ümmet söylemini kendi ulusal çıkarlarını gizlemek için kullanmış, “Kürtler” etnik kimliklerini açıkça öne sürerek pazarlık gücü elde etmiş, Fransızlar tamamen çıkar temelli bir kültürel diplomasiyle müfredata girmiştir. Türkmenler ise ne Türk kimliğini savunabilen bir Türkiye’ye ne de ümmet söyleminin korumasına sahip olabilmiştir.

Türk Kimliğiyle Hesaplaşmanın Bedeli

Bu başarısızlık, iktidarın Türk kimliğiyle yaşadığı hesaplaşmanın doğrudan bir sonucudur. Eğer bir iktidar, kendi ülkesinin kurucu kimliğini etnik temelli olmaktan çıkarmayı hedefliyorsa, soydaşlarının kültürel haklarını savunmak için elinde güçlü bir meşruiyet aracı kalmaz. Türk demekten imtina eden bir siyasi söylem, Türkmen demeyi de zorlaştırır. Bu iktidar, Türk kimliğini savunmayı ırkçılık olarak yaftalarken, aynı anda Suriye’deki Türkmenlerin kimlik haklarını savunması beklenemez.

Dahası, Türkiye’deki iktidar bu Suriye modelini Türkiye’de uygulamak için yeni anayasa gün saymaktadır. Suriye’de devleti terör örgütü PKK ve kendi etrafındaki dar kadrolarla paylaşmanın ilk adımı atılmıştır. İktidar bu paylaşım modeline ses çıkarmamakta, hatta desteklemektedir. Çünkü Suriye’de uygulanan bu parçalı yapı, Türkiye’de kurulmak istenen yeni siyasal düzenin provasıdır. Türk milleti, bu oyunu görmek zorundadır. Suriye’de Türkmenlere reva görülen dışlanma, yarın Türkiye’de Türk milletine reva görülecek düzenin habercisidir.

Türkmenlerin Tarihsel Yalnızlığı

Suriye Türkmenleri, tarih boyunca defalarca yalnız bırakılmış, defalarca ihanete uğramış bir topluluktur. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından bölgedeki Türk varlığı unutulmaya terk edilmiş, Suriye Türkmenleri Arap egemenliği altında asimilasyon politikalarına maruz kalmıştır. Esad rejimi döneminde bu asimilasyon sistematik hale getirilmiş, Türkmenlerin anadil hakları tamamen ortadan kaldırılmıştır. Rejimin yıkılması Türkmenler için yeni bir başlangıç umudu doğurmuş, ancak bu umut yeni yönetimin ilk büyük eğitim düzenlemesiyle bir kez daha yıkılmıştır.

Bugün Türkmenler kendi kaderleriyle baş başa bırakılmış durumdadır. Suriye Türkmen Meclisi’nin SAMA çağrısı, bu yalnızlığın bir çığlığıdır. Türkmenler devlet mekanizmasından dışlandıkları için kendi medya platformlarını kurmak zorunda kalmışlardır. Ancak bu tür sivil girişimler, devlet gücüyle desteklenmediği sürece baskın Arap-İslamcı anlatı karşısında marjinal kalmaya mahkûmdur.

Direnişin Anlamı

Bu noktada Türkmenlerin direnişi, yalnızca kendi toplumsal varlıklarını koruma mücadelesi değil, aynı zamanda Türk dünyasının bölgedeki en kadim uzantısının yaşatılması mücadelesidir. 3,5 milyonluk bir nüfus yok sayılamaz. Bu nüfus, tarihsel olarak Türk kimliğinin Suriye topraklarındaki temsilcisidir. Bu temsilin ortadan kaldırılması, yalnızca Türkmenlere değil, tüm Türk dünyasına yönelik bir saldırıdır.

Ne Yapmalı

Türkiye’deki iktidar, ümmetçi söylemi derhal terk etmeli, Türk kimliğini merkeze alan bir milli politika benimsemelidir. Bu, diğer etnik ve dini gruplara düşmanlık anlamına gelmemeli, aksine Türkmenlerin haklarının savunulması Suriye’deki tüm azınlıkların hak mücadelesine destek olarak sunulmalıdır. Türkiye, Şam yönetimiyle doğrudan temas kurarak Türkçenin müfredata dahil edilmesini ve Türkmenlerin anadil haklarının anayasal güvence altına alınmasını açıkça talep etmelidir. Bu talep, kapalı kapılar ardında değil kamuoyu önünde dile getirilmelidir.

Suriye’nin yeniden inşası için açılacak fonlar, sınır ticareti ve altyapı projelerinde Türkiye’nin sağladığı destekler, Türkmenlerin kültürel haklarının güvence altına alınması koşuluna bağlanmalıdır. Türkiye, ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail’in Suriye’deki Türk karşıtı politikalarını açıkça teşhir etmeli, bu ülkelerle ilişkilerde Türkmenlerin haklarını bir ön koşul olarak masaya koymalıdır. SAMA projesi başta olmak üzere Türkmenlerin eğitim, medya ve kültür alanındaki sivil girişimlerine doğrudan finansal ve teknik destek sağlanmalıdır. Türkiye, Suriye’deki yeni yönetimin azınlık haklarını ihlal eden uygulamalarını Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer uluslararası platformlara taşımalıdır.

Suriye’nin kuzeyinde Türkmenlerin yoğun yaşadığı bölgelerde Türkçe eğitim veren okullar ve kültür merkezleri kurulmalıdır. Bu kurumlar devlet politikasıyla desteklenmeli, ancak sivil toplum aracılığıyla işletilmelidir. Suriye Türkmenlerinin siyasi temsilini güçlendirecek eğitim, hukuk ve diplomasi alanlarında uzmanlaşmış bir kadro yetiştirilmelidir. Türkiye, Suriye’deki etkisini artırmak için yalnızca belirli Arap gruplara değil, aynı zamanda Türkmenlerin haklarını destekleyen tüm aktörlerle iş birliği yapmalıdır.

Sonuç

Suriye’de ortak müfredatın Türkçeyi dışlaması, yalnızca bir eğitim politikası tercihi değildir. Bu karar, Türk varlığının bölgeden silinmesine yönelik daha geniş bir projenin parçasıdır. Bu proje, Batılı güçlerin ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda şekillenmekte, Şam’daki kukla yönetim tarafından uygulanmakta ve Türkiye’deki iktidarın Türk kimliğiyle hesaplaşması nedeniyle sessizlikle karşılanmaktadır. Bu sessizlik en büyük ihanettir.

Türkmenler tarih boyunca defalarca yalnız bırakılmış, ancak her seferinde ayakta kalmayı başarmıştır. Bugün de aynı direnişi sürdüreceklerdir. Ancak bu direnişin başarıya ulaşması için Türkiye’nin kendi kimlik meselesini çözmesi, Türk kimliğini savunmayı bir utanç kaynağı olmaktan çıkarması gerekmektedir. Türkmenlerin haklarını savunmak, yalnızca bir dış politika tercihi değil, aynı zamanda bir ulusal varoluş meselesidir. Eğer Türkiye soydaş söylemini gerçek bir politikaya dönüştüremezse, bu söylem en hafif ifadesiyle bir retorik, en ağır ifadesiyle ise bir ihanettir.

Bugün Suriye Türkmenleri tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi kendi kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Ancak bu kez farklı olan şudur. Onları yalnız bırakan güç artık yabancı bir imparatorluk değil, kendilerini soydaş olarak tanımlayan Türkiye Cumhuriyeti hükümetidir. Bu ihanet tarihe kaydedilecektir. Ve tarih, ihanet edenleri de sessiz kalanları da affetmeyecektir. Türkmenlerin mücadelesi yalnızca kendi varlıklarını koruma mücadelesi değil, aynı zamanda Türk kimliğinin bölgedeki son kalesini savunma mücadelesidir. Bu kale düşerse sıradaki hedef bellidir. Türkiye’nin kendisidir.

10 Eylül 2026

Sefa YÜRÜKEL

Kaynakça

Odatv, Suriye’de Türkmenler Tepkili: Ortak Müfredat Türkçeyi Vurdu, SAMA Çağrısı, 2026.

Suriye Türkmen Meclisi Resmi Açıklamaları, Suriye’de Eğitim Müfredatı ve Türkmenlerin Durumu, 2025-2026.

ORSAM (Ortadoğu Araştırmaları Merkezi), Suriye Türkmenleri: Nüfus, Demografi ve Siyasal Temsil, Rapor No: 214, Ankara, 2024.

BBC Türkçe, Suriye’de Yeni Yönetimin Eğitim Politikaları: Kürtçe Resmi Dil, Türkçe Dışlandı, 2025.

Al Jazeera Türk, Suriye Müfredatında Dil Politikaları: Arapça, Kürtçe ve Fransızca’nın Yeri, 2025.

Kardaş, Şaban, Türkiye’nin Suriye Politikasında Kimlik ve Strateji: Ümmet Söyleminden Ulusal Çıkara, Uluslararası İlişkiler Dergisi, Cilt 19, Sayı 76, 2023.

Lister, Charles, The Syrian Jihad: Al-Qaeda, the Islamic State and the Evolution of an Insurgency, Oxford University Press, 2022.

Gunter, Michael M., The Kurds in Syria: From Forgotten People to Political Actors, Middle East Policy, Vol. 28, No. 4, 2021.

Balanche, Fabrice, Sectarianism in Syria’s Civil War, The Washington Institute for Near East Policy, 2018.

Lund, Aron, Syria’s New Rulers and the Question of Minorities, Carnegie Middle East Center, 2025.

Van Dam, Nikolaos, Destroying a Nation: The Civil War in Syria, I.B. Tauris, 2017.

Crisis Group, Syria’s Fragile Transition: Managing Ethnic and Sectarian Divisions, Middle East Report No: 198, 2025.

Reuters, Syria’s New Government Faces Minority Rights Test in Curriculum Reform, 2025.

Middle East Monitor, France’s Soft Power in Post-War Syria: Language, Culture and Influence, 2025.

Hinnebusch, Raymond, Syria: Revolution from Above, Routledge, 2018.

Türkmeneli İşbirliği ve Kültür Vakfı, Suriye Türkmenlerinin Anadil Hakları Raporu, 2024.

Anadolu Ajansı, Suriye Türkmenleri: Yeni Dönemde Hak Beklentileri, 2025.

Weiss, Michael & Hassan, Hassan, IŞİD: Terör Ordusunun İçyüzü, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

Sarı, İbrahim, Osmanlı’dan Günümüze Suriye Türkmenleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2019.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Suriye’nin Toprak Bütünlüğü ve Siyasi Geçiş Süreci Hakkında Açıklamalar, 2024-2026

KAYNAK: https://turkishnews.com/


Yorum bırakın