İktidarın köprüleri ve yolları satma kararı alması üzerine sosyal medyada, “Ama yol yabdı” söylemine gönderme yapılarak, “Ama yol saddı” ifadesi kullanılıyor. Tabii Demirel ve Özal’ın yaptırdığı köprülerin de satışa çıkarılması ayrı bir çerçevede değerlendiriliyor.
“Köprüler yaptırdım gelip geçmeye” türküsünü de artık “Köprüler yaptırdılar, alıp satmaya” diye söylemek mümkün… Türkünün devamında, “Boşa kostaklanma kostak değilsin karam, değilsin; karam aman aman değilsin karam” deniliyor.
Kostak, “zarif, kibar, çalımlı, güzel giyinmiş, yakışıklı, yiğit ve kabadayı” anlamlarına gelir.
“Kostak kostak yürümek” ise özgüvenli, gösterişli ve salına salına hareket etme tarzını belirtir.
Hatta başka bir türküde “Kömürden gözlü yarim yabandan, Aslanım sallan gel, Aldım haberini de garip çobandan, Aslanım sallan gel, Gostak gostak yörü yörü, Çapraz çapraz yörü yörü, Usul bas da yavaş yörü” denilir.
Şimdi köprüleri, yolları satışa çıkardıktan sonra, iktidarda bulunanların gostak gostak yörümesi nasıl mümkün olacak?
Türkiye topraklarında artık yabancılar ve iktidarın müteahhitleri kostak kostak yürüyor. Hatta bunlardan biri milletin bir yerine koyacağını da söylemişti…
Köprü satmak deyince akla ister istemez Sülün Osman geliyor. Sülün Osman, tramvay, Galata Kulesi, kent meydanlarındaki saatler, şehir hatları vapurları gibi kamu mallarını “uyanık” vatandaşlara taksitle satar ya da kiraya verirdi! Galata Köprüsü’nü bir defa daha satmak üzereyken tesadüfen yakalandı. Sülün Osman’ın Dolmabahçe önünde demirlemiş Amerikan 6. Filosu’na ait bir savaş gemisini sattığı da rivayet edilir…
Sülün Osman, İzmir Saat Kulesi’ni, İstanbul Üniversitesi’nin bahçesini, hatta cennetten yer bile satmıştır. Kendisine, yaptığı işlerden pişman olup olmadığı, sorulduğunda, “Tövbe ettim. Fakat bazılarının yüzüne bakınca, alınlarındaki yazıyı görünce tövbemi bozdum. Çünkü onların alınlarında, ben enayiyim, gel beni kazıkla, yazıyor” demiştir. “Biz o yazıları neden göremiyoruz?” diye sorulunca da Sülün Osman “Okumasını bilecen kardeşim!” diye cevap vermişti.
Sülün Osman, “Ben Hayatım boyunca helal rızkıyla çalışan, alın teri döken tek bir insanı bile dolandırmadım. Benim dolandırdığım insanlar, kısa yoldan zahmetsizce köşe dönmeye çalışan açgözlü kişilerdi.” demişti.
Peki AKP iktidarının köprüleri ve yolları satacağı, yıllar öncesinden belli değil miydi? Zaten 69 milyar dolarlık özelleştirme yaptılar. Ova, orman, yayla, akarsu demeden Türkiye’nin büyük kısmını yerli ve yabancı madencilere ruhsatladılar. Özellikle Kanadalı maden şirketleri, Kanada’da tek bir ağaç kesemezken, Kaz dağlarını, tavuk yolar gibi yoldu. Yurdun dört bir köşesinden itirazlar geliyor ama iktidar halkı jandarma ile durdurmaya çalışıyor. En çok maden ruhsatı da AKP’ye yüksek oranda oy veren Doğu Karadeniz illerinde verildi.
Biz buradan yüzlerce, binlerce defa uyarmadık mı? Yeniçağ, “Vatan namustur, satılamaz” diye kampanyalar yapmadı mı?
İş adamı arkadaşım Yaşar Canca’nın, yıllar önce meselenin dünyanın tapusunu ele geçirmek olduğuna dair uyarısını defalarca yayınlamadım mı?
Yaşar Canca, “Şimdi savaş, dünyanın tapusunu ele geçirmek için sürüyor. Ülkemizdeki doğal kaynaklar önce bir yerlere adreslenecek sonra da Anayasa değişikliği ile birlikte işletenlere tapulanacak! Millî-muhafazakâr yapının neyi koruduğunu bilmesi lazım. Bunu yapamaz isek içinde yaşadığımız coğrafyadaki dağları, ovaları, göl ve nehirleri elimizden alırlar. Coğrafya elimizden gittiğinde yaşayacak yer aramaya başlarız.” demişti.
Nitekim AKP, ormanların ve su kaynaklarının satılması için gereken değişiklikleri de yaptı!
Canca’nın bahsettiği devletin tapusundaki millî servetler “Varlık Fonu”na adreslendi. Sonra da rezerv alan, yeniden değerlendirme gibi kanunlarla vatandaşın tapulu arazisine bile el koyma dönemi başlatıldı.
Bir de “çerçeve yasa” var ki, bu yasayla birlikte, Malazgirt ve Çanakkale zaferleriyle bilkte ve vatana ortak çıkarmaya çalışıyorlar.
Hani, “büyük sıfırlama”dan bahsediliyordu ya; bu satışlar, Türkiye’nin sıfırlanmasıdır…
08 Eylül 2026
Arslan BULUT
KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com/
