105 sene önce bir Ağustos sıcağında Sakarya hattına kadar çekilmek zorunda kalan Türk Ordusu bıçağın kemiğe dayandığı yerdeydi. ANKARA “SON KALE” idi. Amansız, eşitsiz, akıllara zarar bir savaş olacaktı. İngiliz komutanı general gülerek dalgasını geçiyor ve ” bu savaş kağnı ile kamyonun yarışıdır, kağnının kazanması hayaldir” diyor; silahlarından kıyafetlerine, ayaklarındaki postala donattıkları işgal kuvvetine moral veriyordu. Karşısında tayını bazen kuru ekmek, bazen bulgurdan çorba, kuru üzümden hoşaf olan, evden getirdiği yadigar kılıçla cepheye koşan, çoğunun ayağı postalsız “kağnı” tabiriyle tarif edilen bir ordu vardı. Dünya bir mucize olabileceğine inanmıyor, kağnının kamyonu geçmesinin mümkün olamayacağı inancıyla bu yarışın sonucunu umursamıyordu. Kağnının kamyondan fazla sürat yapabileceği görülmüş bir şey miydi?… Dünyanın hiç mi hiç beklemediği “mucize netice” ye inanan bir avuç insan vardı, onlara KUVVACI deniyordu, müdafa-i hukuk inanç ve imanıyla yola çıkmışlardı ve başlarında “SAYAK KALPAĞIYLA SARIŞIN BİR KURT” vardı ve ilk günden “geldikleri gibi giderler” demişti. Şimdi gelen bu davetsiz misafirlerin gitme vaktiydi… “GÖKLER” YİNE “YENİ BİR ŞEVK İLE ” GÜRLEMELİYDİ. 105 yıl önce, Ağustos’un 22’sinden Eylül’ün 13’üne süren bir yarış kağnının kamyonu geçmesiyle son bulacaktı… 105 YIL SONRA O GÜNLERİ VE KAHRAMANLARI ANALIM..

RAHMETLE VE MİNNETLE…

08 Eylül 2026

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın