Ankara, hatta Türkiye’nin üzerinde yıllardan beri kara bulutlar gibi duran sırlarla dolu bir Gökçek bilmecesi var. Çok şey söylendi, çok şey anlatıldı, hakkında dosyalar hazırlandı ama atılması gereken adımlar bir türlü atılmamış, açılması gereken soruşturmalar açılmamıştı. Kendisine “Parselci” dendi, “Fetöcü” dendi, “Jeliboncu” dendi, yerli yersiz konuşmaları, kendi dönemine ait su baskını, köprü ve geçit tıkanıklığı ile ilgili resimleri yeni imiş gibi servis etmesi belgelendi ama o, “Yüzüne tükürsen yağmur yağdı Ya Rabbi Şükür der” kabilinden aldırmadı. 25 yıla yakın görev yaptığı Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan azledilince ağlayarak gitmesine rağmen uslanmadı, olumlu ya da olumsuz gündemde kalmanın yollarını buldu.

Görevden alınmanın bir yaptırımı olmalıydı, o da olmadı. İktidar, “Rabbena, hep bana” diyerek kendisi ile bağlantılı olanları koruma altına aldı. Bu da yetmezmiş gibi laf cambazlığı konusunda babasından geri kalmayan oğlunu da Milletvekili yaparak koruma kalkanını güçlendirdi. Şimdi ise ne olduysa oldu, -herhalde- mızrak çuvala sığmamaya başlayıp bulunan kılıflar darmadağın olunca ifadeye çağırıldı. Bu yazıya ifade verişinden önce başlamıştım; baktım çıkınca da yine üste çıkmaya çalışan laflar söyledi. Hem de ne laflar!.. “Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde yakalanır derler ama ben beş yüz defa sıçradım!” Breh, breh, breh!...

Ancak hakkında/haklarında o kadar söylenti var ki bu defa nasıl sıçrar ve sonu nereye varır bilemiyorum.

Hazır bir soruşturma açılmış, kendisi de ifade vermeye çağırılmışken duyduklarımı hatta bildiklerimi yazmakta fayda var. Umulur ki gizli kapaklı bir şey kalmaz, her şey açığa çıkar da hak hukuk, adalet yerini bulur, bilmece çözülür. Önce 2008 yılına gidelim. Melih Gökçek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı. Doğalgaz henüz özelleştirilmemiş ve işlemler, dağıtım altyapısı belediyeye bağlı EGO Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştiriliyor. Şimdi Keçiören’e bağlı olan Bağlum’daki evimiz merkezin 2 kilometre kadar dışında olduğu ve henüz Bağlum’un içine bile hatlar döşenip tamamlanmadığı için müracaat etmek aklımızdan bile geçmiyor. Ancak o da ne? 500 metre yakınımızda bir doğalgaz çalışması var. Çalışmayı yürüten görevli ile görüşüp sorunca, biraz da sitemli ve kızgın olarak ileride bir evi gösterip, “İşte şu eve hat çekiyoruz” dedi. Anlaşılmıştı; çünkü o evin Melih Gökçek’in Keçiören Belediye Başkanlığı döneminde müteahhitlik yapan ve “Manevi babam” dediği birine ait olduğunu biliyordum. Hemen EGO’ya giderek yapılan çalışmanın krokisi ile evimizin konumunu da belirterek müracaat ettim. “Proje kapsamında yapılacaktır” gibi standart bir cevap verildi. Birkaç ay sonra baktım yakınlarda bir çalışma daha var. Gidip sorunca, “Kapıcı Burhan” diye bilinen birinin arsalarına gittiğini öğrendim. Oysa doğalgaz hattı çekilebilmesi için tapulu, iskanı alınmış evinizin olması gerekiyordu ama adı geçen şahsın arsa ya da tarlaları üzerinde o sıralarda bir kulübe bile yoktu. Doğrusu, şimdi olup olmadığını bilmiyorum. Hemen önceki dilekçemi ilgi tutup bir dilekçe daha yazarak Enbiya Suresi 47. Ayeti de ekleyip verdim. EGO’nun evrak memuru ayeti okuyunca şaşırarak “Ben ne yapacağım bunu” diye sormuş ben de “İlgi gösterdiğim yere havale edersin, anlayan anlar” diyerek ayrılmıştım. Bu arada Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ve ayrıca Gökçek’e bir dilekçe/mektup şeklinde durumu anlatarak bu haksızlığın giderilmesini talep etmiştim. Olumlu ya da olumsuz cevap verilmeyince zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben daha etraflı bir dilekçe/mektup yazarak Başbakanlığın üst kademe bürokratlarından ikisi ile görüşüp fikirlerini aldım. Birbirlerinden habersiz her ikisi de “Sonuç alamazsın” demesinler mi? Bir umut, o günlerde EGO Genel Müdürü olan Veysel Karani Demir’in makamına çıkarak durumu bütün açıklığı ile anlattım. Genel Müdür o göreve yeni gelmişti ve ne olup bittiğini pek bilmiyordu. İlgili bir Daire Başkanı ya da Şube Müdürü’nü telefonla arayarak “Bağlum’da neler yapıldığını” sordu. Verilen cevabı duymuyordum ama konuşmanın seyrinden beni haklı çıkaran ifadeler kullanıldığını anladım. Çünkü Genel Müdür biraz öfkelenmiş ve telefonu kapatırken “Tamam, tamam! Şimdi bir adres vereceğim, derhal buraya hat çekeceksiniz” demişti. Teşekkür ederek çıktım. Nitekim o görüşmeden bir hafta kadar sonra EGO’dan bir Müdür beni aradı, Bağlum’da buluşup görüştük. Durumu ona da anlatınca gülerek, “Bir ayet meali yazmışsın ki okuyunca çarpıldık” dedi. Anlaşılan, Genel Müdür’le görüştükten sonra dilekçelerimi bulup çıkartmışlar, gereğini yapacaklardı. Ben de “Dilekçemde de belirttiğim gibi yalnızca adalet istiyorum” diyerek yapılan usulsüzlükleri yerinde gösterdim. O da derdini dile getirerek özetle şöyle dedi: “Kapıcı Burhan ilkokul mezunu birisi. Başkan bunu Genel Koordinatör yaptı, Genel Müdürlere, mühendislere emir veriyor. Herkes bu durumdan rahatsız. Başkan, ‘Kimse bana onunla ilgili gelmesin’ dediği için bir şey yapılamıyor. Hatta Başbakan’a bile iletildi ama değişen bir şey olmadı. Genel Müdürümüz emir verdiği için sizin hattınızı çekeceğiz” dedi. Öylece sonuç almış olduk. Ve yıl 2012… Doğalgaz maceramızdan 4 yıl sonra bu defa Kanalizasyon macerası!

Verilen dilekçeler, konuyu basına aktarıp 12 Eylül 2012 tarihli Milliyet Gazetesi’nin Ankara ekinde kendi resmimle birlikte yayınlanması da dahil “Anlatsam roman olur” kabilinden pek çok uğraşı ve haksız uygulamadan sonra sokağımızda nihayet kanalizasyon çalışması yapılıyordu. Sohbet sırasında kontrol mühendisi, “Belediye Başkanı bizim müteahhitten 35 milyar TL istemiş. 35 vermemiş ama 20 milyar vermiş” deyince şaşırıp kalmıştık. Belediyeye belki onlarca müteahhit iş yapıyordur. Her birine böyle istekler yapılıyorsa ve yapılmışsa Ankara pek çok hizmetten mahrum kalmış demektir. Yine o yıllarda, belediye şirketlerinde çalışanlardan biri, "İkramiye aldık diye imza attık ama o ikramiye bize ödenmedi" demişti. Büyükşehir Belediyesi’nin pek çok yan kuruluşu, iştiraki, şirketi var ve herhalde binlerce kişi çalışıyor. Hepsinde aynı durum olmuşsa Ankaralılar ve tabii ki millet olarak yandık ki ne yandık! Gökçeklerle Kapıcı Burhan ve Söğüt İnşaat ilişkisi hala konuşuluyor. Yine çok konuşulan Osmanlı Spor meselesi mutlaka ortaya çıkarılmalıdır. Kamuoyunda konuşulan bu konuları haliyle iktidarın, emniyetin, MİT'in, yargı organlarının bilmemesi mümkün değildir.

Dolayısıyla böyle bir yola girilmişken her şey ortaya çıkarılmalı, hesap vermesi gerekenler adalet tartısına çıkarılmalı, karanlıkta kalmış pek çok konu gibi Gökçek bilmecesi de çözülmelidir. Değilse Ahiret hayatında yukarıda sözünü ettiğimiz ayet hükmünün uygulanması kaçınılmazdır. İşte o ayet:

“Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar haksızlık edilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiya Suresi, ayet 47)

05 Eylül 2026

Osman OKTAY


Yorum bırakın