Doğrudur normalde “demokrasinin yolu TBMM’den geçer.” Geçmelidir de…
TBMM, millet egemenliği adına söz sahibi olmalıdır. Anayasa’nın 6. Maddesi’ne göre:
“-Egemenlik: Kayıtsız şartsız milletindir.
-Kullanım: Anayasadaki esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanılır.
-Yasak: Hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.
-Yetki Kaynağı: Kaynağını Anayasa’dan almayan hiçbir devlet yetkisi kullanılamaz. “

Ezcümle, “EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR”

Yegane “yasama” mercii meclistir. Peki, “İmralı” da kim oluyor?

Öyle bir süreç yaşıyoruz ki, Bahçeli’nin yol verdiği/Bahçeli’den yol alan “vatana ihanet” hükümlüsü ve narko-terör örgütü elebaşısı Apo, hepimize demokrasi dersi veriyor ve “demokrasinin yolu İmralı’dan geçer” diyebiliyor. Hem vallahi, hem billahi bu noktaya gelişimizin tek müsebbibi Bahçeli’dir. “Demokrasimiz” ve “Cumhuriyetimiz” çok ciddi ve vahim bir BEKA PROBLEMİ ile karşı karşıyadır.

Hem cumhuriyet kelimesinin hem de demokrasi kelimesinin TDK sözlüğünde veya dünya dillerinde ne anlama geldiğine veya nasıl tarif edilmekte olduklarına bakacak olursanız hepsinde milletin / halkın kendi kendini yönettiği; egemenliğin halka/ millete ait olduğu; egemenlik ve yönetim yetkisinin doğrudan veya seçilmişlerce halk/millet adına meclislerinde kullanıldığı yönetim tarzı şeklinde tariflere rastlarsınız. Aslında sözlüklere, sosyoloji , siyaset bilimi ve kamu yönetimi kitaplarına başvurmaya filan da gerek yoktur. “Cumhur” halk demekse cumhuriyetin halkın idaresi olduğu; demokrasinin de millete ait egemenliğin millet tarafından – seçilmiş vekiller/ yöneticiler – kullanıldığı bir yönetim olduğu izahtan ve tariften varestedir. Peki durum budur da Türkiye’de durumlar bu mudur ? Problem de tam bu noktadadır. “Demokrasinin yolunun Silivri’den geçtiği” ya da “Silivri’den geçmesinin mümkün olmadığı”; “İmralı’nın demokrasi için bir yol teşkil etmekte / ya da etmemesi gerektiği ” şeklindeki absürt bir tartışma noktasına geldiğimize göre bu “cumhuriyet ” ve “demokrasi” uygulamamızda bir sıkıntı, bir yanlışlık var demektir.

Bir kendini ve haddini bilmezi alıp da baş tacı etmeye kalkarsanız size demokrasi dersi vermeye kalkar ve “demokrasi yolu İmralı’dan geçer” yollu bir lafı edebilmeyi kendinde hak olarak görür.

“Mest-i nâzım kim büyütdü böyle bî-pervâ seni?”
diye soracak olursanız cevap tektir: Bahçeli… Böyle bir pervasızlığı Apo’ya kazandıran sürecin anası da, babası da kendisi değil midir?…

“Silahların susacağı”; “PKK’nın silah bırakacağı” ve neticede kavuşacağımızı ümit ettiğimiz “Terörsüz Türkiye” süreci yürüten bizim tarafın bize anlattıklarıdır. PKK, “bunları yaparım” derken ne istemekte; neleri şart koşmaktadır?… Her yerden “ey regip” marşları yükselirken, Apo posterleri, PKK paçavralı toplantı ve gösteriler yapılırken; TSK’ce itlaf edilen sözde “kürt gerillalar” için taziye çadırları kurulurken ve TBMM, İmralı’nın icazetiyle (onay verip, okey demesi) teröristçesi “kök” olarak telaffuz edilen 12 madde olarak tanzim edilmiş ve dayatılmış, DEM’li “ulak” milletvekilleri tarafından getirilip, götürülen; TBMM’deki adı “çerçeve” olan bir Yasa çıkarıyorsa, bu “cumhuriyet”imizin ve “demokrasi”mizin bir yerlerden çatlamış olduğu gerçeğiyle yüzleşmemiz gerektiği sonucunu ortaya çıkarır, hatta su kaçırdığından zerre şüphe yoktur.

Sonra “demokrasi yolu İmralı’dan değil, TBMM’ nden geçer” şeklinde bir cümle kuruyor olmanın yeri ve haklılığı kalır mı?..Böylece kurulan bir cümle “demokrasi” ve “cumhuriyet” kavramları açısından son derece doğrudur ve fakat yaşanan gerçeklerle örtüşmemektedir.

25 Ağustos 2026

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın