Muğla’nın Seydikemer ilçesi ve eş zamanlı olarak bazı bölgelerimizde meydana gelen orman yangınları, hepimizin yüreğini yaktı. Alevler ormanlarımızı, canlı hayatını ve yılların emeğini küle çevirdi. Yangının ulaştığı boyut, Seydikemer Devlet Hastanesi’nin tedbir amacıyla tahliye edilmesini dahi gerektirdi.

Orman; suyu, üretimi, tarımı, turizmi, iklimi ve millî serveti koruyan stratejik bir varlıktır. Bu nedenle ormana yönelen her tehdit, doğrudan Türkiye’nin geleceğine yönelmiş bir tehdittir.

Türk milleti tarih boyunca yakmayı değil, inşa etmeyi tercih etmiştir. Bunun en önemli belgelerinden biri, 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nin sonuç bildirgesinde kabul edilen 12 maddelik Misak-ı İktisadî Kararlarıdır. Kongrede, “Türkiye halkı tahribat yapmaz, imar eder.” ilkesi kabul edilmiş; “Ormanlarını çocukları gibi sever, bunun için ağaç bayramları yapar; yeniden orman yetiştirir.” anlayışı millî bir hedef olarak benimsenmiştir. Misak-ı İktisadî, Türk milletinin değerlerine yönelik düşmanca fesat ve propagandalarla mücadeleyi de millî bir görev saymıştır.

Bu kararların İzmir’de alınması da tarihî bir tesadüf değildir. Millî Mücadele’nin sonunda geri çekilen Yunan ordusu, Batı Anadolu’da sistemli bir yakıp yıkma politikası uygulamış; şehirleri, köyleri, tarım alanlarını, fabrikaları ve üretim merkezlerini tahrip etmiştir. İzmir, bu büyük yıkımın en ağır sembollerinden biri hâline gelmiştir. İşte bu sebeple Türkiye İktisat Kongresi’nin İzmir’de toplanması, yalnızca ekonomik bir tercih değil; yıkıma karşı üretimin, tahribata karşı imarın ve umutsuzluğa karşı yeniden ayağa kalkma iradesinin ilanıdır.

Aradan bir asır geçmiş olmasına rağmen değişmeyen gerçek şudur: Devletler arasındaki mücadele artık yalnızca cephelerde yaşanmamaktadır. Günümüzde ekonomik kaynaklar, enerji altyapısı, tarım alanları ve ormanlar hibrit savaş yöntemlerinin stratejik hedefleri arasında yer almaktadır.

Elbette her yangının sabotaj sonucu çıktığını söylemek doğru değildir. Kuraklık, aşırı sıcaklık, kuvvetli rüzgâr ve insan ihmali önemli etkenlerdir. Dikkat çekici olan, büyük orman yangınlarının çoğunlukla yaz aylarında, aşırı sıcaklıkların, düşük nemin ve kuvvetli rüzgârın etkili olduğu yüksek risk dönemlerinde peş peşe yaşanmasıdır. Bu durum, yangınlarla mücadelede meteorolojik verilerin, istihbaratın ve önleyici güvenlik tedbirlerinin birlikte değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.

Geçmişte terör örgütü PKK’nın çeşitli dönemlerde orman kundaklamalarını üstlendiği, bunları propaganda aracı olarak kullandığı ve Türkiye’nin ekonomik varlıklarını hedef alan eylemler yürüttüğü bilinmektedir. Bu tarihî tecrübe, büyük yangınların güvenlik boyutuyla da ele alınması gerektiğini göstermektedir. Türkiye’ye zarar vermeyi amaçlayan dış aktörler veya onlarla bağlantılı yapıların bu tür felaketleri istismar edebileceği ihtimali de ciddiyetle araştırılmalıdır. Böyle bir iddia ancak somut delillerle ispatlanabilir; fakat bu ihtimali araştırmamak da devlet aklıyla bağdaşmaz.

Seydikemer’de yaşananlar bize bir kez daha göstermiştir ki yanan sadece ağaçlar değildir. Su havzaları, tarım alanları, turizm potansiyeli, biyolojik çeşitlilik ve gelecek nesillerin ortak mirası da zarar görmektedir. Kısa vadede çevre, ekonomi ve günlük hayat ağır bir yük altına girmektedir. Uzun vadede ise iklim dengesi, su kaynakları, kırsal üretim ve bölgesel kalkınma üzerinde yıllarca hissedilecek etkiler ortaya çıkabilmektedir. Bununla birlikte, meseleyi sadece dış tehdit veya sabotaj ihtimali üzerinden değerlendirmek de yeterli değildir. Çağımız; yapay zekâ, insansız hava araçları, uydu görüntüleme sistemleri, termal kameralar ve büyük veri analizlerinin güvenlik politikalarına yön verdiği bir çağdır.

Türkiye de bu teknolojileri geliştirebilecek ve kullanabilecek kapasiteye sahip ülkeler arasındadır. Bu imkânlar sayesinde ormanlarımızın korunmasında önleyici güvenlik anlayışı güçlendirilmelidir. Nasıl sınırlarımızı gece gündüz gözetliyor ve koruyorsak, ‘Yeşil Vatan’ olarak nitelendirilen ormanlarımızı da aynı hassasiyetle sürekli izlemek zorundayız. Bu nedenle yangınlarla mücadele, söndürme faaliyetleriyle sınırlı düşünülemez. Önleyici güvenlik tedbirleri, etkin istihbarat çalışmaları, adlî soruşturmalar ve bilimsel yeniden ormanlaştırma politikaları eş zamanlı yürütülmelidir.

Seydikemer’in büyük bölümü eğimli arazi yapısına sahiptir. Bu nedenle yangının etkileri, alevler söndürüldükten sonra da sona ermeyecektir. Orman örtüsünün zarar gördüğü yamaçlarda ilk kuvvetli yağışlarla birlikte erozyon, sel ve çamur akması riski önemli ölçüde artacaktır. Bu nedenle yangın sonrası rehabilitasyon çalışmaları, söndürme faaliyetleri kadar önem taşımaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının ortaya koyduğu imar ve kalkınma anlayışı bugün de yol göstericidir. Bu nedenle yangının çıkış sebebi bütün yönleriyle araştırılıp ortaya çıkarılmalı; ihmal varsa ihmalin, kundaklama veya organize bir sabotaj söz konusuysa sorumlular hukuk önünde mutlaka hesap vermelidir.

Temennimiz; Seydikemer’deki yangının en kısa sürede tamamen kontrol altına alınması, can kaybı yaşanmaması, görev başındaki bütün ekiplerin çalışmalarını sağ salim tamamlaması, zarar gören vatandaşlarımızın yaralarının hızla sarılması ve yanan alanların yeniden ormanlaştırılmasıdır. Bu vesileyle, alevlerle canı pahasına mücadele eden orman teşkilatımıza, itfaiye ve diğer kamu görevlilerimize, güvenlik güçlerimize ve gönüllü vatandaşlarımıza da şükranlarımızı ifade etmek gerekir.

Orman yangınları sadece çevre politikalarının konusu değil; millî güvenliğin, ekonomik bağımsızlığın ve gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzun da ayrılmaz bir parçasıdır. Bir ağacın yetişmesi onlarca yıl sürerken onu yok etmek yalnızca birkaç dakika almaktadır. Bu nedenle Yeşil Vatan’ı korumak, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini korumaktır.

30 Temmuz 2026

Dr. Volkan YAŞAR


Yorum bırakın