Türkiye’de yeni bir parti kurmak son derece kolay.

İçişleri Bakanlığı’na verilen bir dilekçe ile meseleyi çözebiliyorsunuz.

Asıl zor olan, gerçekten güçlü bir siyasi anlayış ortaya koyabilmek.

Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin bünyesinde şekillenen siyasi çizgi, bugün “Yeni Parti” adıyla başka bir adrese taşınmış görünüyor.

Değişen yalnızca tabela.

Programı okuduğunuzda karşınıza çıkan siyasi akıl ise büyük ölçüde aynı.

Bu nedenle Yeni Parti’nin programı, yalnızca yeni bir siyasi hareketin yol haritası değil; CHP’nin son yıllarda geçirdiği ideolojik dönüşümün de adeta manifestosu niteliğinde.

Programın en dikkat çekici tarafı ise kendi içinde taşıdığı fikrî gerilim.

Bir tarafta Atatürk…

Diğer tarafta Atatürk’ün kurduğu devlet anlayışıyla zinhar bağdaştırılamayacak maddeler.

Tartışılması gereken asıl mesele tam olarak burada başlıyor.

Programın giriş bölümünde Atatürk’e, Cumhuriyet’in kurucu felsefesine, Altı Ok’a ve ulusal egemenliğe güçlü göndermeler yapılıyor. İlk sayfaları okuyan herkes, Cumhuriyet’in temel değerlerini esas alan bir siyasi metinle karşı karşıya olduğunu düşünebilir.

Fakat ilerledikçe kullanılan dil değişiyor.

Karşımıza bu kez “eşit vatandaşlık”, “Kürt meselesinin demokratik çözümü”, “yerinden yönetimin güçlendirilmesi”, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve kimlik siyasetine yaslanan yeni bir terminoloji çıkıyor.

Sorun yalnızca bu kavramların kullanılması değil.

Sorun, bu kavramların Cumhuriyet’in kurucu diliyle nasıl bir ilişki kurduğunda.

Bir siyasi programın gerçek kimliğinin, önsözünde yazılanlardan çok metnin içinde tercih edilen kavramlarla ortaya çıktığını biliyoruz.

Bu tür metinlerde kelimeler tesadüfen seçilmez; kılı kırk yararlar öyle yazarlar!

Her kavram, arkasında bir siyasi yaklaşım taşır.

Türkiye’nin yarım yüzyıla yakın süredir etnik temelli terörle mücadele ettiği düşünüldüğünde, devletin temel yapısını ilgilendiren başlıklarda doğrudan terör örgütünün terminolojisinin kullanılması ne anlama gelir, kimin değirmenine su taşır?

Zurnanın zırt dediği yer burası.

Bir taraftan üniter devlet ve Cumhuriyet vurgusu yapılıyor, diğer taraftan PKK jargonuna ve emperyalizmin bize ittirmeye çalıştığı kavramlara yer veriliyor.

Açıkça yazalım.

Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi, etnik kimlikleri siyasetin kurucu ekseni hâline getirmek üzerine inşa edilmedi.

Tam tersine, farklı kökenlerden gelen insanları ortak millet anlayışı içinde bir araya getirmeyi hedefledi.

Anayasa’nın 10. maddesi de zaten bütün vatandaşların dil, ırk, din, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu açıkça hükme bağlıyor.

O hâlde programda “eşit vatandaşlık” kavramının özellikle öne çıkarılması neden gerekli görüldü?

Bu ifade, yalnızca hukuk önünde eşitliği mi vurguluyor, yoksa mevcut anayasal çerçevenin ötesinde yeni bir siyasal yaklaşım mı öneriyor?

Mesela, Kürtlere ayrı ve ayrıcalıklı bir statü mü isteniyor?

Geçen hafta Özgür Özel için “CHP’nin ideolojik bagajından kurtulduktan sonrası çok daha kolay… Kürtçülerle halvet olabilir, terörist başı Öcalan’a çekinmeden nağme yapabilir, İslamcılarla rahatça öpüşüp koklaşabilirler” diye yazmıştım.

Beklediğimden çok daha fazla tepki geldi.

Kimileri “butlancı” dedi, kimileri trollükle suçladı, medeni biçimde tartışmayı beceremeyenler de küfür etti.

Şimdi o gün bana sövüp sayanlar, Yeni Parti’nin programında terör örgütü ağzıyla, emperyalist jargonla yazılan, bu maddeleri okuyunca acaba nedamet getirmiş midir?

Meseleyi şahsileştirmeyelim, devam edelim.

Bugün önümüzde duran Yeni Parti programı, tartışmayı siyasi bir zemine taşıyor.

Çünkü bu metin, son yıllarda CHP içinde savunulan siyasi dilin başka bir tabela altında yeniden üretilmiş hali.

Yeni Parti’nin kadroları da siyasete bugün başlamadı.

Bu isimlerin önemli bölümü, Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin karar mekanizmalarında görev aldı; izlenen siyasetin oluşmasında sorumluluk üstlendi.

Dolayısıyla bugün ortaya koydukları programı, o dönemden tamamen bağımsız değerlendirmek mümkün değil.

Önümüzdeki günlerde zihinlerinin arkasındakini öğrenmek için çok fırsatımız olacak.

Bekleyip göreceğiz!

Ama altını çizmeden geçmeyelim. Burada belki de en dikkat çekici nokta, Atatürk’e duydukları ihtiyaç .

Siyasi meşruiyet aradığında…

Toplumun güvenini yeniden kazanmak istediğinde…

İlk başvurduğu isim yine Mustafa Kemal Atatürk oluyor.

Oysa Atatürk, zor zamanlarda hatırlanacak sembolik bir güven limanı değildir.

Onun adını programa yazmak kolaydır.

Zor olan, onun devlet anlayışını programın tamamına hâkim kılabilmektir.

Bugün Yeni Parti’nin önündeki temel sınav da budur.

Atatürk programın girişinde var.

Peki ya programın omurgasında?

Eğer Cumhuriyet’in kurucu felsefesi gerçekten temel referans kabul ediliyorsa, devletin üniter yapısı, ortak millet anlayışı ve kurucu ilkeler konusunda en küçük bir tereddüde bile yer bırakmayacak bir siyasi dil kurulması beklenirdi.

Yeni Parti’nin samimiyeti, Atatürk’ün adını kaç kez andığıyla değil; onun temsil ettiği devlet anlayışının programa ne ölçüde yön verdiğiyle ölçülecektir.

Partilerin gerçek karakterini önsözleri değil, omurgaları belirler, diyerek yazımıza noktayı koyalım.

30 Temmuz 2026

Bahadır Selim DİLEK

KAYNAK: https://12punto.com.tr/


Yorum bırakın