ÇKP (Çin Komünist Partisi) yönetimindeki Çin, her yıl olduğu gibi bu yıl da “Seçmece kabak” misali, Türkiye’den gözüne kestirdiği kullanışlı gazetecileri davet ederek götürdü, yedirip içirdi, önceden hazırladığı yerleri, mekanları gezdirdi, Türkiye’de bile camiye gitmeyen insanları, tembihleyip görevlendirdiği bir imamın aslında kapalı olan camisini açtırıp gelenlerle sohbet ettirdi, gidilen güzergahlarda Uygurca konuşanlara tesadüf ettirip şaşırttı!
Kurnazlığı yıllar öncesinden tescilli Çin Bununla kalır mı? Bizim Balıklı göl benzeri yerlerde papağan misali aynı cümleleri tekrar eden çocuklara benzeyen rehberlerden kalkınmışlık destanları dinletip onları iyice hayran bıraktıktan sonra hediyelerini de verip geri gönderdi. Haliyle mest olup kendilerinden geçerek döndüler. Şimdi de tıpkı önceden aynı işleme tabi tutulanlar gibi hayranlıklarını anlata anlata bitiremiyorlar.
Çin’e gidenler arasında İsmail Saymaz, Özlem Gürses, M. Ali Güller, Zeynel Lüle gibi ünlü gazeteciler vardı. Her biri kendi üslubunca yazıp konuşuyor. Ancak tepkiler olunca yazılarına yorum yapılmasını engelleyiverdiler. Yani tek taraflı atış yapıyorlar.
Gazete köşelerinde ve televizyon ekranlarında her konudan haberdar olduğunu hissettiren yazılar yazıp laflar eden İsmail Saymaz yazısında, “Bu yıl Şincan’ın özerk bölge ilan edilmesinin 71’inci yılı” diyor. Vay anasına sayın seyirciler! Demek öyle ha!..
O halde biraz geriye gidip gerçekleri anlatmamız gerekiyor.
1924 yılından itibaren Büyük Türkistan coğrafyasının Sovyet hâkimiyetine giren bölümü Batı Türkistan, daha sonra (1949) Çin’in kontrolüne geçen bölümü ise Doğu Türkistan olarak anılır olmuştu.
Sovyetlerin dağılmasından sonra bazı Türk toplulukları yine boynu bükük kalsa da Batı Türkistan’da Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan gibi bağımsız Türk devletlerinin bayrakları dalgalanmaya başladı. Doğu Türkistan’da ise Çin zulmü devam ediyor ve oradaki kardeşlerimiz dünya milletlerinin gözleri önünde eriyip gidiyor.
Doğu Türkistan, daha dün gibi yakın diyebileceğimiz bir tarih olan 20 Ekim 1949’dan itibaren Çin’in egemenliğine girdi. Çinliler bununla da kalmayıp Uygur Türkleri’nin “Shergiy Türkistan/Uyguriye – Uygur Yurdu” dedikleri bu Türk vatanına 1 Ekim 1955 tarihinde, sözüm ona “özerklik” statüsü verdiler ve adını da değiştirerek “Hsin-chiang Otonom Cumhuriyeti” (Sinkiang/Sincan Uygur Özerk Bölgesi) deyiverdiler.
O bölgenin işgal edilmiş Türk toprakları, orada yaşayanların da seksen yıla yakın bir zamandan beri esaret altında olduklarını bilmezden, görmezden, duymazdan gelerek Çin propagandasına alet olmak gazetecilik değildir, solculuk hiç değildir. Her fırsatta insan haklarından bahsedip orada gasp edilen insan haklarına ses çıkarmamak ve üstelik keyif almak insanlık değildir.
Götürülenlerin hemen hepsi tabir yerinde ise burunlarından kıl aldırmayan ve “Araştırmacı gazeteci” olarak geçinen kişiler. Peki, gittiler de neyi araştırdılar, kamuoyundan gizlenen hangi bilgileri, hangi haberleri ortaya çıkarabildiler? Çin’in, “Mesleki Beceri Eğitim Merkezleri” adı altında gizlemeye çalıştığı beyin yıkayıp mankurtlaştırma merkezleri olan Toplama Kamplarından herhangi birine yanlarına adam takılmadan gittiler mi, gidebildiler mi?
1300 yıl önce Bilge Kağan, “Çin’in sözü tatlı, ipeği yumuşakmış” demişti. Bu söz ve daha fazlası taşa kazınmış olarak Moğolistan’da bulunan Orhun kitabelerinde asırlara meydan okurcasına dimdik ayakta duruyor. Çin propagandasına teşne olmayanlar zaten oraya götürülmüyor. Türkiye’miz Çinlilere vize serbestliği uyguluyor ve isteyen her Çinli elini kolunu sallayarak gelip üç ay boyunca yurdumuzu adım adım dolaşabiliyor. Ancak bizim vatandaşlarımızın önünde engeller var. Güya yeşil pasaport için vize gerekmiyor ama yeşil pasaportlu Türk vatandaşları özellikle Doğu Türkistan bölgesine giremiyorlar. Diğer bölgelere, Pekin’e Şangay’a gidenler bile sorgu suale çekiliyorlar.
2016 yılında bizzat bunu yaşayanlardan biriyim. Arkadaşlarımızla birlikte Urumçi Havaalanında tam on saat rehin tutulduktan sonra sınır dışı edilmiştik ve gazetelere haber olmuştu. Suçumuz yok, cürmümüz yok ama hala yasaklıyız, gidemiyoruz. Ey İsmail Saymaz, ey Özlem Gürses, ey M. Ali Güller, ey Zeynel Lüle ve hatta ey Ertürk Paşa ile diğerleri! Bundan haberiniz var mı?
Bizi ve bizim gibileri de bırakın, o topraklarda doğup 1954’te İsa Yusuf Alptekin’le birlikte Türkiye’ye göç edenler ömür boyu kendi topraklarına dönemediler. 1965’te Kayseri’ye gelip yerleşenler için bir ara sağlanan kolaylık 1985’ten sonra kaldırıldı ve onlar da topraklarına, akrabalarına hasret çekmeye devam ediyorlar. Bir yolunu bulup Türkiye’ye gelerek eğitim görenler, meslek sahibi olanlar memleketlerine dönemiyorlar. Burada görev yapan Uygur kökenli akademisyen arkadaşlarımız memleketlerine, oralarda kalan yakın akrabalarına hasret yaşıyor, gidemiyorlar. Gitmeye kalkanlar havaalanında tutuklanıp işkencelere uğratılıyor, hayatları karartılıyor. Sahi, gitmeden bu konuda bilgiler alıp, muhatapları ile görüşerek orada sebebini sormayı akıl edemediniz mi? Çin’in, “Onlar terörist” yalanına siyasilerimizin uymaları gibi hiç irdelemeden sizin de uymanız yakışık alır mı? Bu nasıl gazetecilik?
Çin gönüllüsü gazetecilerin, hazırlanan mizansene uygun yapılan/yaptırılan gezide anlata anlata bitiremedikleri konulardan biri de bölgenin kalkınmışlığı, fabrikaları, zenginlikleri… İyi de be kardeşim o zenginliklerden bölgenin asıl sahipleri olan Uygur ve Kazak Türklerine verilen bir pay var mı? Yoksa onlar boğaz tokluğuna çalıştırılan köleler mi? Madem ki gazetecisiniz, bunları detaylı olarak inceleme imkânı bulabildiniz mi?
Okullarda Uygurca dersler okutulduğundan falan bahsedenler var. Hani Türk Cumhuriyetlerinde faaliyet gösteren FETÖ okulları vardı ve oralarda oluşturulan merasim bölüğünü andıran seçme sınıflarda öğretilen Türkçe şiirlerle, marşlarla gözlerimiz boyanmış, duygularımız kabartılmış ve sonra da olanlar olmuştu ya, Çin’in yaptığı da bu işte, anlamıyor musunuz? Anaokullarından üniversiteye kadar Uygurca yok. Yalnızca göstermelik bir sınıf, o kadar!
Durum budur… Doğu Türkistan bölgesine biz gidemiyoruz, o topraklarda hatırası olan insanlar gidemiyor da siz nasıl götürülüp el baş üstünde tutuluyorsunuz? Bunu akıl edemiyor musunuz?
Cevabı ortada… Çünkü kullanışlı elemanlarsınız ve Çin’in “Tatlı sözü yumuşak ipeğine” kapılıp gidiyor, dönünce de gereğini yapıyorsunuz. Çok yazık.
24 Temmuz 2026
Osman OKTAY
