27 Mayıs 1960’da gerçekleşen hareketin ilk aylarıdır. Daha 13 Kasım’da gerçekleşecek 14’lerin tasfiyesi günlerine gelinmemiştir. Albay Türkeş, ihtilalin güçlü mensubu olarak Başbakanlıkta müsteşar makamında oturmaktadır. Yakın arkadaşlarından Dündar Taşer bey ise yürütülmesi tasarlanan bazı projeleri (mesela “Ülkü ve kültür birligi projesi”) gerçeklestirmekle görevlendirilmiş, kendisine çalışma mekanı olarak da Maliye Bakanlığı binası ( Ulusta Valilik yanındaki taş bina) tahsis edilmiştir.

O sıralarda Türkiye’nin ilk büyük, tarihi Üniversitesi olarak bilinen, özellikle de çok meşhur öğretim üyelerine sahip olan okulu İstanbul Üniversitesidir ve bu üniversitenin özellikle Hukuk Fakültesinde zamanın çok anlı şanlı hukuk profesörleri ders vermektedirler. Sıddık Sami, Hıfzı Veldet, Tarık Zafer, Hüseyin Nail gibi ismi devleşmis hocaları vardır. Bu hocaların Ankara’ya çağrılması ve bir Anayasa taslağı calışması yapmaları hususunda çeşitli rivayet vardır. Birisi Gürsel’in Prof.Sıddık Sami’ye bir “anayasa hazırlayın” dediği ve Onar’in “emredersiniz paşam, nasıl olsun” dediğine dairdir. Bu diyalog yaşanmış mıdır bilmiyoruz. Ancak Onar başkanlığında bir heyetin Ankara’ya geldiği, yukarıdaki söz konusu Maliye binasında Dündar bey ve bir grup ihtilal kadrosundan subay tarafından kabul edildikleri biliniyor. Konuyu ve sözü olayı anlatan/aktaran Dündar beye bırakalım…

-Taşer, katıldığı bir sohbet toplantısında 1960 darbesi sonrasındaki sivil-asker ilişkilerini ve anayasa yapım sürecini eleştirirken şu tarihi anekdotu aktarır:

“Yemeklerini yedikten sonra ‘Bize bir Anayasa yapın’ teklifinde bulunduk. Onlar: ‘Nasıl bir Anayasa istiyorsunuz?’ diye sordular. İşte bu sual beni intihaba getirici (seçime zorlayıcı) cümle oldu. ‘Nasıl bir Anayasa istiyorsunuz?’ Allah Allah, benim istediğim gibi mi anayasa olacak? Öyleyse size ne lüzum var? Osman Gazi’nin kurduğu devlette böyle olmamıştı. O zamanın hukukçuları ve uleması ‘Kanun senin istediğindir!’ dememişlerdi.”

Dündar Taşer bu sözle; hukukun ve devletin temelinin keyfi isteklere (“nasıl bir anayasa istersiniz”) göre değil, milletin tarihi, kültürü ve gelenekleri çerçevesinde var olması gerektiğine vurgu yapmıştır. –

Aslında hem bu diyalog, hem de konuyu/olayı aktaran Rahmetli Dündar beyin TARİH – DEVLET HUKUK geleneğinden gelen olağanüstü/harika yorumu bugünün siyaseti ve hukuk dünyası için bir ders niteliğindedir. 35-40 yaş aralığında genç bir kurmay subayın “hukuk devi” hocalara verdiği ders …🤔 Ülkemiz sonraki yıllarda da askerlere (silahla gelirler, otoriter sistem kurmak isterler, buna göre anayasa ısmarlarlar); ya da sivil otoriterlere (otoriter bir yönetimin yöneticisi olmak isterler, hukuku buna uydurmak isterler, buna uygun anayasa ismarlarlar) benzer şekillerde anayasa çalışmaları yaptırtmıştır. Aldıkaçtı örneği de bu anlamda sayılabilir. Hele benim de hocam olan rahmetli Özbudun’un “sivil yönetimlere otorite kazandırıcı “hizmetleri unutulur gibi değildir. Bu sefer karşıda askerler değil, Tayyip bey ve Onar yerinde de “nasıl bir anayasa emredersiniz ” diyen Özbudun Hoca vardır. Anlayacağınız her devirde “acaba HUKUK NE DER, NE İSTER?” sorusunu sorması icap eden hukuk adamları yerine “nasıl bir hukuk emredersiniz?…” diyen hukukçular çıkabilmektedir?..Kılıfa uygun hukuktaki ısrar, bizi dünya hukuk endekslerinde yüzyirminci sıralara düşürdüyse elbet bir sebebi olacaktı…

Şimdi konuyla çok benzer bir günümüz yansıması son örneğini de hayret ve dehşet nazarlarınıza doğru fırlatıyorum…

Haaaa, sahi siz nasıl bir Anayasa emredersiniz?.. Tabii, bir de İmralı’ya sormalıyız?..

“Kök yasa”, “çerçeve yasa” derken, oldu olacak “Nasıl bir Anayasa emredersiniz?” deyiverirler mi acaba?!..

22 Temmuz 2026

Şevket Bülend YAHNİCİ


Yorum bırakın