Dört koldan yürütülen CHP’yi dağıtma operasyonunu saymazsak, gündemdeki iki konu; NATO Zirvesi ile Meclis kapanmadan PKK için çıkarılması planlanan, ortalığa zehir saçacak “kök hücre” yasası.
Garabete bakın ki, “milli iradenin tecelligâhı” denilen Meclis, geçmişimiz olan emekliler, geleceğimiz olan gençler, ülkenin en büyük emekçisi işçiler, eli öpülesiyken dövülesi yapılan öğretmenler için değil, PKK için çalışacak.
Hem de ne çalışma!.. İddialara göre, Erdoğan, AKP’nin geçen hafta sonu Sapanca’da düzenlenen kampında bu yasaya ilişkin olarak, “doğrudan çıkarılacak” talimatı vermiş.
“Kesinlikle PKK’yla pazarlık yok” söylemlerine inanan kaldı mı, bilinmez; ama iktidar ile terör örgütü arasında yasanın zamanlaması konusunda yeni bir formül üzerinde duruluyormuş.
İktidar, “Önce silahların bırakılması sonra yasa” kararı almışken, “silah bırakmak için yasayı çıkarmak şart” noktasına geldi ya; şöyle bir yumuşak geçiş düşünülüyormuş:
Devlet tarafı, “çerçeve” dedikleri yasa taslağını TBMM Başkanlığına sunacak, bu süreçte PKK da belirlenen bölgelerden çekilmeye başlayacakmış… Çekilmenin tamamlanmasının ardından ise yasa Genel Kurul gündemine alınacakmış… Yani bir adım benden, bir adım senden… Hani PKK, kayıtsız şartsız silah bırakıyordu? Şunların düşünülmesi, konuşulması dahi pazarlık değil mi?!
Malûm, aralarında yasanın kapsamı konusunda da görüş ayrılığı var. İktidar, ilk etapta güya terör eylemine katılmayanların, “kurucu önder” ve adamları ise hem tüm teröristlerin gelmesini hem sürecin hukuki bir zemine oturtulmasını istiyor. Ki, hem TBMM Başkan Vekili hem İmralı’nın sözcüsü olan Pervin Buldan aylar önce, “sayın Öcalan’ın bu taslağı görmesi, onaylaması, kabul etmesi çok önemli.”, “Çünkü sonuçta kendi örgütünü ikna edecek… Bütüncül bir yasa olmazsa, Öcalan ve PKK buna karşı çıkacak.” restini çekmişti.
Döne döküle altını çizelim; eğer olursa, Meclis PKK için ilk kez çalışmayacak. İlk açılım sürecinde de İmralı’daki teröristbaşı, kendisinin hazırladığı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Yasa Tasarısı”nın Meclis kapanmadan çıkartılması için, “Yoksa ben bilmem” tehdidini savurarak, 10 Temmuz 2014’te kabul ettirince Sırrı Süreyya Önder teröristbaşına, “Bugüne kadar kimsenin başaramadığını siz burada başardınız, müzakere ile devlete yasa çıkarttırdınız.” övgüleri dizmişti.
Teröristler Meydan Okurken NATO Sıkıyönetimi
Pazarlıklar bu minvalde, milleti alıştıra alıştıra sürdürülürken, Kudüs Valisi olma hayali kuran İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, “terörsüz Türkiye” süreci kapsamında, Emniyet ve Jandarma tarafından kullanılan toplam 2 bin 763 kontrol ve arama noktası uygulamasına son verildiğini müjdeledi bile!..
PKK’ya öyleyken, NATO Zirvesi nedeniyle başlatılan sıkıyönetim uygulamalarını biliyorsunuz. Ankara nire, Elazığ nireyse; Elazığ Valiliği bile 12 Temmuz’a kadar NATO’yu protesto amacıyla planlanan tüm açık-kapalı alan etkinlikleri ile bu eylemlere katılmak isteyenlerin şehre giriş ve çıkışlarını yasakladı. Oldu olacak, NATO karşıtlığı da “katalog suçlar”dan sayılsın!..
Bu arada 1991’de İstanbul’da Çetinkaya mağazasını ateşe vererek, biri 2 yaşında bir çocuk, 8’i kadın 12 kişiyi öldüren, 33 yıl hapis yatıp geçtiğimiz Temmuz’da tahliye edildikten sonra da meydan meydan mitinglerde konuşturulan PKK’lı Çetin Arkaş’ı unutmayalım. Son olarak DEM’in Mersin’de düzenlediği “Öcalan’a özgürlük” mitinginde, çıkarılması düşünülen yasaya ilişkin şunları söyledi:
“Dönüp dolaşıp pişmanlık yasasına gelecekseniz, dönüp bize bakın, meydandaki on binlere bakın; bizde pişman olmuş bir hâl var mı? Bu meydanda evladım pişman olarak gelsin, pişman olsun, onu evlat olarak kabul eden var mı?”
Biz de soralım; her Allah’ın günü birilerini “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”le suçlayıp gözaltına aldıran ve tutuklatanlardan, bu aleni düşmanlık için herhangi bir suç duyurusunda bulunan var mı? Örneğin, “hukuk devleti”nde kesinlikle böyle bir şey olmayacağı halde stand-up’çı Deniz Göktaş’ın “dilini koparmaktan” söz eden Cumhur İttifakı’nın ortağı BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, bu tescilli terörist için ne düşünüyor?!
Bayrak ve Marşla Dertleri Yok mu?
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Öcalan’a özgürlük” mitinglerine karşı Ankara’da “Bayrak mitingi” düzenledi ya; İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan, buna şöyle tepki gösterdi:
“Bayrak mitingi yapanlarımız, milletimizin milliyetçi duygularıyla meydana çıkan insanların bilmesi gerekir ki, 40 yıl kaybettik. Bir 40 yıl daha mı kaybedelim? Hangimiz bayrağımızı birimizden daha az severiz? Hangimiz bayrağımıza, memleketimize birimizden daha az kıymet veririz? Az önce toplantı başında bilgisayar açılmadı, İstiklâl Marşı’nı dinleyemedik. Durduk mu, yanlış mı söyledik? Hayır. Hangimiz sevmedik, hangimiz ezberlemedik? O yüzden bir ilimizin, bir partimizin, ‘Ben daha çok bayrak seviyorum’ demesinin hiçbir anlamı yok. Biz, 86 milyonun bayrağı sevdiğine inanmak istiyoruz. Beraber bu konularda adım atmak istiyoruz.”
Dilek ve temenniler öyle, ya gerçekler?!
Kimsenin Türk Bayrağı ile sorunu yoksa Cumhur İttifakı’nın ortağı Mustafa Destici’nin, “Eline Türk bayrağı almayan, bunu reddeden benim hasmımdır… Ne Nevruz kutlamalarında ne o malum takımın kutlamalarında bir tane alanda Türk bayrağı gördük mü?.. Burada saygı duruşu var, İstiklâl Marşı yok. Kime saygı duruşu peki? Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya mı, Kurtuluş Savaşı kahramanlarına mı, terör şehitlerimize mi? Hayır.” demesinin sebebi neydi?..
Geçtiğimiz Aralık’ta “Kürdistan Yurtseverler Partisi”nin Batman’da düzenlediği, Cumhur İttifakı ortağı HÜDA-PAR’ın da katıldığı bir seminerde, Mart’ta Diyarbakır’daki “Kürt milli platformu” toplantısında ve yine bu platformun 16 Haziran’da Adana’da düzenlediği “Varoluşumuz bağlamında temel meselemiz: milletleşmek” başlıklı konferansta sözde Kürt ulusal marşı “Ey Raqip” marşı okunmadı mı?..
Ya iktidarın açılımdaki “yol arkadaşı” DEM’in eş başkanı Tuncer Bakırhan’ın sadece 17 gün önce, “Ortak ad Türkiyelilik’tir” diyerek, Türk Milleti’ni reddetmesini nereye koyacağız?..
DEM’in “Soykırım” İftirasına Ne Buyurursunuz?
Bilindiği gibi, beş gün önce Netanyahu kabinesi, Ermeni soykırım iftirasının tanınmasını öngören bir teklifi oy birliğiyle kabul edince, İsrail’e tepki yağdı. Son olarak Erdoğan da İsrail’i iftira atmakla suçlayıp, “Bizim tarihimizde ne soykırım, ne katliam, ne zulüm, ne de sömürgecilik vardır. Bizim binlerce yıllık şanlı tarihimizde sadece adalet ve merhamet vardır.” dedi.
Anlaşılan o ki; DEM’in “Halklar ve İnançlar Komisyonu”ndan sorumlu eş genel başkan yardımcısı Yüksel Mutlu’nun 15 Haziran’daki hezeyanından haberleri olmadı. Ne mi söyledi?
15 Haziran 1915’in, “Mezopotamya’nın kadim halklarından Süryanilere yönelik büyük felaketin ve kitlesel kıyım sürecinin başlangıcı” olduğunu, “bu büyük yıkımın tanınmasını” ve “Süryanilerin eşit yurttaşlık” isteğini sahiplendiklerini…
Ez cümle; “terörsüz Türkiye” projesinin; “terörü bırak, bölücülüğe devam et” denkleminde ilerlediği o kadar belli ki!..
03 Temmuz 2026
Müyesser YILDIZ
KAYNAK: https://12punto.com.tr/
