DUALARI ŞOVA ÇEVİRMEK DOĞRU DEĞİLDİR
A Milli Futbol Takımımız Dünya Kupası’na katılıyor ya, sormayın; tabir yerinde ise tam bir
görmemişlik sergilendi, sergilenmeye de devam ediliyor. Amacını aşan reklamlar, siyasi partilerin
“Marş” ya da “Şarkı” hazırlatma yarışına girmeleri, bazı Müftülük, dernek ya da vakıfların özel programlar, dua seansları düzenlemeleri, son zamanların süper modası olan Yapay Zekâ ile sanal programlar yapılıp futbolcularla milletimizin havaya sokulmaya çalışılması, kafilede bulunan futbolcuların dua ederken, camide namaz kılarken resimleri ile videolarının yayınlanması derken say say bitmiyor.
Türkiye ilk defa bu organizasyona katılmıyor. Dünya üçüncülüğü bile var. O zaman şu kısa şiirle durumu özetlemiştim:
GÖNÜLLERİN SEVİNCİ
Ne yazık ki olmadı
Finale yol kalmadı
Gönülleri kazandık
Kupaya yer kalmadı.
26 Haziran 2002
Elbette sevinmek güzeldir, hoştur, doğrudur. Sporcularımıza destek olup kolaylık sağlamak da
hepimizin görevidir. Ancak her işin bir yakışığı vardır. Abartı fayda yerine zarar getirir. Dua amacından saptırılır ve hele de göstere göstere gösteriş için yapılırsa ters teper. İhlas, içtenlik ve samimiyetle riyakarlık bir arada bulunmaz.
Bazı futbolcuları görüyorum, sahaya çıkmış, kameralar önünde, canlı yayında dua ediyor.
Başarılı olamayınca, hadi gol atamayınca, takım yenilince ne oluyor? Dua boşa gidip işe yaramamış mı oluyor? Duaları böylesine değersizleştirmek doğru değildir. Duaya inanan sporcu ya da her kim olursa olsun işe başlamadan, gözlerden uzak sessizce ve içtenlikle duasını edebilir, etmelidir de.
Ne yazık ki bu iş çığırından çıkmış durumda. Üstüne üstlük bazı Müftülükler, dernek, vakıf ya da kuruluşlar, hatta siyasi partiler bu işe önayak olup körüklemeye başladılar. Bunu televizyonlarda, yayınlanan videolarda, reklamlarda, sosyal medyada herkes gördü. Onları görünce ben “Aman ne güzel;
dualar ediliyor, bu konuda özel programlar düzenleniyor” diye sevinmedim. Aksine, dua adabını bildiğim için üzüldüm.
Tam da bu sırada yapılacak LGS Sınavı için de doğup büyüdüğüm ilçemdeki bir camide sabah
namazı içinde yapılan organizasyonda sınava girecek çocukların anne – babalarının da katılımı ile topluca dualar edildiği haberi paylaşılmasın mı?
Peki sonra ne oldu?
Futbol takımımız Dünya Kupası’ndaki ilk karşılaşmasında Avustralya’ya iki sıfır yenildi. LGS sınavı için yapılan dua seansı haberini paylaşan arkadaş, “Sınavdan sonra bazı öğrencilerin ağlayarak çıktıklarını görünce üzüldüğünü” yazdı.
Sahi şimdi ne oldu? Dualar boşa mı gitti ya da dua etmek bir işe yaramıyor mu? İnsanlarda,
sporcularda ve sınava giren çocuklarda bu şüpheleri uyandırıp böyle sorular sordurmaya hakkımız var mı? Yok!
Çünkü duanın bir yolu yordamı, usulü, adabı var:
“Rabbinize alçakgönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.
Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O’na korkarak ve rahmetini umarak
dua edin. Muhakkak ki Allah’ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.” (A’raf Suresi, Ayet 55, 56)
“(Ey Muhammed!) Beni soran kullarım bilsinler ki, onlara çok yakınım. Kulum bana dua edince duasını kabul ederim. O halde onlar da davetime koşup bana hakkıyla iman etsinler ki doğru yola gidebilsinler.” (Bakara Suresi, Ayet 186)
Bu kesin hükümlere rağmen işi gösterişe ve şova döndürmek doğru değildir. Dualar konusunda bir konu daha var ki oldukça önemli. Dualar herkesin kendi dilinde yapılmalıdır. “İçin için/içten” yapılacak duaları “Bize çok yakın/Şah damarımızdan daha yakın” olan Allah duyacak, niyetimiz halis ise ve çalışmışsak karşılığını verecektir. Çünkü duadan önce çalışmak, çalışmak, çalışmak gelir.
Kimse kusura bakmasın, özellikle duaların Arapça okunması ve bunun insanımıza adeta
dayatılması dinimizin anlaşılmaması için yapılan bir gayrettir. Daha da önemlisi bu dayatma Allah’ın buyruklarına, Kur’an-ı Kerim’deki ifadelere aykırıdır. Şöyle ki:
Kur’an-ı Kerim’de Arapçanın kutsiyetine ve hele de duaların Arapça olarak yapılması gerektiğine dair bir ifade, bir işaret yoktur. Allah, içinde bulundukları topluma daha iyi anlatabilmeleri
için Peygamberlerine kendi dillerinde vahiyler göndermiştir:
“Biz her Peygamberi içinde bulunduğu toplumun dili ile gönderdik ki, onlara apaçık anlatabilsin” (İbrahim Suresi, Ayet 4)
“(Ey Muhammed!) Biz Kur’an’ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar düşünüp öğüt alırlar.” (Duhan Suresi, Ayet 58)
Yani Peygamberimiz Hz. Muhammed Arap toplumunun içinde doğup büyüdüğü için Kur’an-ı
Kerim’in Arapça olarak indirildiği açık seçik ortadadır. Daha önceki Peygamberlere gönderilen İncil, Tevrat ve Zebur da Hz. İsa, Hz. Musa ve Hz. Davut’un içinde bulundukları toplumların dili olan İbranice olarak indirilmiş, öyle anlatılmıştır.
Kaldı ki insanlara, Müslümanlara Arapça’nın dayatılması Allah’ın yaratış, insanların yaratılış
gayesine aykırıdır:
“Göklerin ve yerin yaratılışı ile DİLLERİNİZİN VE RENKLERİNİZİN FARKLI OLUŞU DA Allah’ın ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için ibretler vardır. Bunu anlayacak olanlar ilim sahipleridir.” (Rum Suresi, Ayet 22)
Demek oluyor ki “Dillerimizin ve renklerimizin ayrı oluşu” Allah’ın takdiridir. Dolayısı ile herkes kendi dilinde dua edebilir. Çünkü Allah ve melekleri konuşulan her dili bilir ve anlarlar. Doğru olan budur.
Futbolda ve bütün spor dallarında teknik, taktik, imkân, azim ve kararlılık başta gelir. Dua, bütün
bunlar yapıldıktan sonra Allah’tan yardım dilemektir. Keza hiçbir öğrenci de çalışmadan başaramaz.
Dua ile sınav kazanılmaz, sınıf geçilmez.
Atalar sözüdür: “Emek olmadan yemek olmaz!”
15 Haziran 2026
Osman OKTAY
