Kur’an-ı Kerim’de, çeşitli anlatımlar içinde tam on beş, “Millet-i İbrahim” terkibi olarak da sekiz yerde geçen bu ifade İslamiyet’te, zannedilen ya da özellikle yerleştirilmeye çalışılanın aksine
etnik anlamda olmayıp “Din, şeriat, inanç yolu ve hayat tarzı” anlamına gelir. Birkaç örnek verelim:
“Allah uğrunda hakkıyla cihat edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun…” (Hac Suresi, ayet 78)
“Kendine cahilce kötülük edenden başka kim İbrâhim’in getirdiği dini reddeder?”
(Bakara Suresi, ayet 30)
“Hayır! Biz, Hanîf olan İbrâhim’in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.” (Bakara
Suresi, ayet 135)
Kısacası “Millet-i İbrahim/İbrahim Milleti” yok, “İbrahim Dini” yani Müslümanlık vardır.
Kısacası o ifade bugünkü millet anlayışından tamamen farklıdır. Dolayısıyla bu ifadeyi kullananlar da kullanılan ifadeyi kendilerince yorumlayanlar da dikkatli olmak zorundadırlar.
Hazreti Ömer’in naklettiğine göre Peygamber Efendimize insan kılığında gelen Cebrail
Aleyhisselam, kıyametin ne zaman kopacağını sorunca Peygamberimiz şu cevabı verir: “Bu konuda kendisine soru sorulan kişi, soruyu sorandan daha bilgili değildir.”
Onun için böyle hassas konuları ortaya atanlar ve her duyduğuna inanıp ayrımcılık yapmaya
kalkanlar çok dikkatli olmak zorundadırlar. Söyleyen söylediğinin ne ifade ettiğini, nerelere
çekilebileceğini bilmeli, dinleyen de anlamadan ortalığı bulandırmamalıdır. Kaldı ki “Millet-i
İbrahim” terkibinin ne anlama geldiği apaçık ortadadır. Kur’an-ı Kerim’de ifadesini bulan ve Cenab-ı Allah’ın verdiği anlamı oraya buraya çekiştirmek doğru değildir.
Türk Milleti, Arap Milleti, İngiliz, Alman, Rus ve benzerleri gibi ayrı ayrı milletlerin oluşu Allah’ın takdirinde olan bir husustur ve yukarıya aldığımız Rum Suresi 22 ve Hucurat Suresi 13. ayetler
tam da bunu anlatmaktadır.
İslam inancına göre Hz. İbrahim’in dininden/yolundan olunmasının temel sebebi; onun “Hanif” yani Allah’a ortak koşmaktan tamamen uzak, yalnızca tek olan Allah’a teslim olan inancın sembolü olmasıdır. Kısacası “Millet” kelimesi burada ırk veya topluluk anlamında değil, “din ve hayat yolu” anlamında kullanılır.
Hz. İbrahim, putperestliğin yaygın olduğu bir dönemde aklını ve kalbini kullanarak tek yaratıcıya inanmış, hiçbir şeyi O’na ortak koşmamıştır.
“Millet-i İbrahim” ifadesi ve anlayışını amacından saptırarak etnik bir anlam yüklemek Cenab-ı
Allah’ın yaratış gayesine aykırıdır ve küfre girer. Çünkü Rum Suresi 22. Ayette şöyle buyuruluyor:
“Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin, renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının
ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır fakat bunu anlayacak
olanlar ilim sahipleridir.”
Yani, Yüce Allah yine Hucurat Suresi 13. Ayette de ifade ettiği gibi “Tanışıp anlaşasınız diye”
ayrı ayrı milletler yaratmış, yukarıya aldığımız Rum Suresi 22. Ayette ifadesini bulduğu üzere onların dilleri ve renklerini de farklı kılmıştır. Önemli olan bunu bilip anlayabilmektir.
Hz. İbrahim, Orta Doğu kökenli Sami (Arap ve Yahudi) milletlerin atası olarak kabul edilir.
Kökeni Türk değildir. Mezopotamya’da (bugünkü Urfa/Harran ve Irak bölgesi) yaşamış olan İbrahim Peygamber etnik olarak Yahudilerin, Arapların ve haliyle İslam peygamberi Hz. Muhammed’in ortak atasıdır. Peygamberimizin soyu Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’e dayanmaktadır.
Türkler ise dil, köken ve genetik açıdan Sami halklarıyla akraba olmayan, Altay-Sayan kökenli
olup dünyaya “Orta Asya” olarak da adlandırılan Türkistan coğrafyasından yayılmışlardır. Rum Suresi 22. Ayette buyurulduğu gibi dillerimiz ve renklerimiz ayrıdır. Türkler Ural-Altay dil ailesine mensuptur.
Sami dilleri ise Arapça, İbranice, Aramice gibi “Afro-Asyatik” adı verilen dil ailesine üyedir. Kelime yapıları ve kökenleri Türk dilinden tamamen farklıdır.
Dolayısıyla “Millet-i İbrahim” etnik bir millet anlayışını değil, Hazreti İbrahim’in, Hazreti
Muhammed’in gittikleri din ve hayat yolunu ifade eder. İnanç olarak o yolda yürüyebiliriz ve
yürüyoruz da. Ancak Allah’ın buyruğu gereğince millet olma şuurumuzu kaybetmememiz
gerekir. Ünlü düşünürümüz Ziya Gökalp, “Türk Milleti’ndenim, İslam Ümmet’indenim” diyerek
bunu çok güzel özetlemiştir.
Maide Suresi 48 ve Nahl Suresi 93. Ayetlerde ifade edildiği gibi “Allah isteseydi insanları tek
bir ümmet/Peygambere inanan tek bir topluluk” olarak yaratırdı. Ayrı ayrı topluluklar/milletler aynı
Peygambere inanıp aynı dine mensup olabilirler. İnanç birliği, ayrı ayrı milletler olmanın önünde bir engel değil aksine bir güzellik, bir zenginliktir. Yüce Allah’ın verdiği bu güzellik ve zenginliğe şükredip birlik ve beraberliği pekiştirmek yerine “Millet-i İbrahim” ifadesini amacı dışında kullanıp anlatmak ve anlamak Allah’ın yaratış gayesine aykırıdır. Hele de bunu ayrımcılığa, ötekileştirmeye yol açacak bir niyetle söylemek çok sakıncalıdır, günahtır.
Ayette ifadesini bulduğu gibi “Dillerimiz ve renklerimizin farklı oluşu” yani ayrı ayrı milletler
olarak yaratılmış olmamızda “Şüphesiz bilenler için ibretler vardır fakat bunu anlayacak olanlar
ilim sahipleridir.”
Son söz:
Bütün bu bilgiler ve belgeler ışığında göğsümüzü gere gere “Ne Mutlu Türk’üm, Türk Milleti’ndenim” demenin, diyebilmenin dinen hiçbir sakıncası yoktur.
Başka ne denebilir ki?
04 Haziran 2026
Osman OKTAY
