İstanbul Aile Vakfı ve Milli Savunma Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen “Vatan Müdafaasında Aile ve Nüfus” konulu 4. Uluslararası Aile Sempozyumu’nda konuşan İstanbul Aile Vakfı Başkanı Üner Karabıyık, vatan müdafaasının yalnızca hudut savunmasından, askeri kapasite ve teknolojilerden ibaret olmadığını, aile ocağında başladığını söyledi.
Bugün işgal dalgasının ekranlar üzerinden geldiğini, zihinleri ve kalpleri ele geçirdiğini belirten Karabıyık, sözlerine şöyle devam etti:
“Dün vatanı bölmek isteyenler haritalar üzerinde çalışırdı. Bugün aileyi bölmek, nesli zayıflatmak, çocukları kimlik karmaşasına sürüklemek ve gençleri köklerinden koparmak için medya ve sosyal medya cephesinde savaş ilan ediyorlar. Bugün her evin içinde, bir köşesinde televizyon, bir köşesinde telefon ve tablet, bir köşesinde ise bilgisayar ekranlarından oluşan bermuda şeytan üçgeni ve bunun oluşturduğu dijital anafor var. Bu anafor, çocuklarımızın dikkatini, sabrını, mahremiyet duygusunu, aileyle bağını ve kültürel kökleriyle irtibatını zayıflatıyor, aile bağlarını kopararak her birimizi içine çekip savuruyor.”
Anadolu Ajansı’nın haberine göre Karabıyık, çocukları artık yalnızca anne babaların yetiştirmediğini, onlara doğruyu yanlışı çoğu zaman algoritmaların söylediğini kaydetti.
Karabıyık, “Rol modeli anne babadan, dededen, nineden değil, dijital dünyanın ürettiği sahte kahramanlardan, oyun karakterlerinden ve popüler kültür figürlerinden seçiyorlar. Bunun ağır ve acı sonuçlarını Siverek ve Kahramanmaraş’ta ağır bedel ödeyerek gördük. Bu yüzden ‘ekranların emzirdiği çocuklar’ ifadesi bir mecaz değil, çağımızın acı bir gerçeğidir. Aile geri çekildiğinde ekran çocuğu ele geçirir, anne baba sustuğunda algoritma konuşur, aile bağları zayıfladığında dijital mecra terbiye makamına oturur. Bugün bazı yayınlarda aile, kavga, ihanet, kriz ve çözülme üzerinden temsil ediliyor. Evlilik yük gibi sadakat zayıflık gibi mahremiyet gerilik gibi sınırsızlık özgürlük gibi sunuluyor.” dedi.
Tüm anne babalara çağrıda bulunan Karabıyık, “Evlat nöbeti, çocuğun hangi içerikle beslendiğini bilmek, aile sofrasını yeniden kurmak, çocuğun gözünün içine bakmak, kalbine dokunmak, sorularına cevap vermek demektir. Ekranın karşısına aileyi, algoritmanın karşısına irfanı, dijital anaforun karşısına aile bağlarını koymak demektir.” dedi.
Karabıyık, bu mücadelenin yalnızca ailelerin omuzlarına bırakılmaması gerektiğini, devlet, siyaset, medya, okul, üniversite, yerel yönetimler, sivil toplum ve iş dünyasının aynı sorumluluk bilinciyle hareket etmek zorunda olduğunu ifade etti.
Sosyal medya şirketlerine dava açtıklarını, oyun şirketlerine de dava açacaklarını söyleyen Karabıyık, Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşları ve platformlarıyla birlikte Temiz Ekran Hareketi’ni başlatacaklarını bildiren Karabıyık, tüm yayıncı kuruluşları milletin çağrısına kulak vermeye, ekranlarda temiz bir dönemi hep beraber başlatmaya davet ettiklerini dile getirdi.
Görüldüğü gibi bu derece hayati bir konuda yapılan konuşmalar ve yayınlanan bildiriler, kamuoyuna yeterince sunulmadı.
Konuyu 1993 yılından beri kamuoyunun gündemine getirmeye çalıştım. İşte 1993’te yaptığım uyarı:
“Bir millet, kudret sahibi olmak istiyorsa, nüfusunu artırmak zorundadır.
Buna karşı Türkiye’de nüfus planlamasını teşvik eden güçleri şöyle sıralayabiliriz:
1- Uluslararası medyayı yönetenler,
2- Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu,
3- Dünya Sağlık Örgütü,
4- Avrupa Birliği organları,
5- ABD ve Avrupalı politikacılar,
6-İlaç tekelleri,
7- Yukarıdaki kurum ve şahıslarla işbirliği yapan bazı yerli politikacılar, bazı işadamları, sözde fikir adamları, yerli televizyoncular ve sinemacıların bir kısmı,
8- Uluslararası dernekler, kulüpler.
Çelişki ise ilk 6 maddede sayılan güçlerin, Batılı ülkelerde nüfus artış hızını desteklemeye çalışmasıdır.
Türkiye’de nüfus planlamacılarına samimiyetle inananlara şu soruyu sormak gerekir:
-Yarın, korkunç bir savaş başlamayacağına, bir radyasyon bulutunun kitleleri yok etmeyeceğine veya büyük depremler olmayacağına dair elinizde bir teminat mı var? Nükleer bir savaşı siz mi önleyeceksiniz?”
Bu uyarıları devlet yetkilileri veya siyasiler duymadı! Türkiye 1999 ve 2023’te büyük depremler sırasında ciddi nüfus kaybı yaşadı. Ukrayna’da ve İran’daki savaşlar, bölgedeki Türk nüfusu için nükleer tehditleri beraberinde getirdi. Kültürel yozlaşma ve enflasyon politikaları da nüfus artış hızını eksiye düşürdü. Bu sebeplerle, “Güneş tuğ olsun, gök çadırımız” diyen Oğuz Kağan’ın Türk soyuna “Halkımız çok olsun” vasiyetini de devamlı hatırlatmak gerekiyor…
23 Mayıs 2026
Arslan BULUT
KAYNAK: https://yenicaggazetesi.com/
