Birkaç gün önceydi; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, müfredat içinde hiç farkında olunmadan dayatılan, masum şeyler gibi gözüken, ama bizim millet olma bilincimizi; devletimize, milletimize sıkı sıkıya bağlı olma şuurumuzu doğrudan etkileyen şeyler olduğunu, bu yüzden müfredatta bazı değişiklikler yaptıklarını açıkladı.
Tekin, bu değişikliklere ilişkin olarak da şu örneği verdi:
“Mesela müfredatta Haçlı Seferleri kavramını kaldırdık; Haçlı Saldırıları, doğrusu bu.”
Sık sık fikir değiştirse de Erdoğan’ın “Haçlı Seferlerine” yaklaşımını hatırlatalım.
2011’de Başbakan iken, bu kavramı, “Ön yargılara, yanlış anlamalara, bloklaşmalara ve kutuplaşmalara bir bahane ve bir gerekçe olarak görmemek gerektiğini” savunup, şunları söyledi:
“Hristiyan dünyası ile İslam dünyasının birbirine yaklaşımı Haçlı Seferleri ile başladı. Bu karşılaşmalar yanlış anlamalara, kutuplaşmalara bir bahane olarak görülmüştür. Bugün Haçlı Seferlerinin bir başka boyutlarını görmek ve değerlendirmek durumundayız. Haçlı Seferleri iki kültür, medeniyet ve dinin karşı karşıya gelmekten ziyade birbirinden etkilenmek sonucunu da doğurmuştur.”
2015’te İspanya’da düzenlenen “Medeniyetler İttifakı” toplantısında da şöyle konuştu:
“Haçlı seferlerini biraz derinden incelediğimizde, bu seferlerin aslında Doğu-Batı kaynaşması, medeniyetler ittifakı amaçlı olduğu anlaşılmaktadır. Haçlı Seferlerinin bir Müslüman-Hıristiyan çatışması olduğu tezinin de ilerleyen yıllarda ciddi şekilde sorgulanacağına inanıyorum.”
Bu değerlendirmeye ilk tepki gösterenlerden birisi ise şimdiki ortağı MHP oldu. Genel Sekreter İsmet Büyükataman, “Tayyip Erdoğan’a göre; Haçlı Seferleri aslında İslâm dünyasına medeniyet götürmek için Hıristiyanlar tarafından sevabına yapılmış seferlermiş… Mezkur zatın medeniyet dediği Haçlı Seferleri, Türklüğü silmek için uğraşmış, ama İslâm’ın kılıcı Türk milleti tarafından yerin dibine sokulmaktan kaçamamıştı.” dedi.
Ruhban Okulu Tartışması
Milli Eğitim Bakanı Tekin bu müfredat değişikliğini müjdelerken, Türkiye’de Ruhban Okulu tartışması başlamıştı.
Tartışmanın sebebi, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un 4-8 Mayıs’taki Atina ziyaretinde; Ruhban Okulu’nun Eylül ayında “görkemli bir açılışla” yeniden faaliyete geçeceğini müjdelemesiydi.
İktidar medyası; Bartholomeos’un Atina Belediyesi ziyaretinde sözde Patrikhane bayrağı açıldığını, Yunan Parlamentosu’ndaki konuşmasında “Yeni Roma-Konstantinopol Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik” unvanıyla takdim edildiğini, Yunan Meclis Başkanı Kaklamanis’in, Patrikhane için “Ortodoks birliğinin garantörü” dediğini, Bartholomeos’un, Erdoğan’ın “dostu” Başbakan Miçotakis’e, “Konstantinopol’deki küçük cemaatin selamlarını” ilettiğini, Miçotakis’in de “Ekümenik Patrik” ve “Helen devleti her zaman Patrikhane’nin yanındadır.” ifadelerini kullandığını görmezden gelip sadece Ruhban Okulu meselesini duyurdu.
Beraberinde, “buna da şükür” denecek tepkiler geldi.
Örneğin AKP’deyken Dışişleri Bakanlığı ve AB baş müzakereciliği yaptığı dönemde belki onlarca kez “Ruhban okulunu açın” talebiyle karşılaşmış olan, şimdinin DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, okulun açılacağı açıklamasını Patrik Bartholomeos’un Atina’da yapmasını eleştirip bunu “egemenlik meselesi” saydı.
Bir vakitler Erdoğan’ın basın müşavirliğini yapan Akif Beki de bunu neden Barthohlomeos’dan duyduğumuzu sorup, “Ayasofya’ya karşılık Ruhban Okulu denmesinden mi korkuluyor?” yorumunu yaptı.
Biz ise ta 2023’te Ayasofya’nın camiye çevrilmesinin karşılığının Patrik Bartholomeos’un “Ekümenikliğinin” kabul edilmesi olduğuna dikkat çektik. Bakın, hen yerde “Ekümenik”olarak ağırlanıyor, hatta artık Saray’a bile bu unvanla davet ediliyor, sesi çıkan var mı?
Sanki İlk Defa Açıklandı
Daha da garip olan; sanki okulun açılması ilk kez konuşuluyormuş/dayatılıyormuş gibi davranılması.
Oysa AKP iktidarının başından beri ABD-AB-Yunanistan’ın önümüze koyduğu ana gündem maddelerinden birisi. Öyle Milli Eğitim Bakanlığına veya bir üniversiteye bağlı olarak açılmasını da kabul etmiyorlar; Anayasa ve Tevhid-i Tedrisat Yasası dışında bağımsız bir okul istiyorlar. Yani tam bir “Haçlı Saldırısı”!..
Son 2 yılı hatırlatalım, yeter.
Erdoğan 12 Mayıs 2024’te Yunan basınına, “okulun açılması için çalışmalar yaptıklarını” söylemedi mi?
Şimdi müfredat değişikliği ile “milli şuur” dönemini başlatan Bakan Yusuf Tekin Mayıs 2024’te okulu ziyaret edip, “Benim kişisel fikrim de okulun yeniden açılması yönünde” demedi mi?
Sömürge valisi Tom Barrack, geçen Ağustos’ta Patrikhane’ye gidip “Ekümenik Patrik”le “Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasını ve Ekümenik Patrikhane’nin pozisyonunu” görüşmedi mi?
Erdoğan’dan önce Beyaz Saray’a davet edilen Patrik Bartholomeos da Trump’la bu konuları konuşmadı mı?
25 Eylül’deki buluşmada da Erdoğan, Trump’a “Ruhban Okulu’yla ilgili üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız.” çeki vermedi mi?
Edirne’de Olana Bakın Olacağı Görün
Fener Rum Patrikhanesi’nin Lozan’a aykırı olarak Balkanlarda ve Kafkaslardaki kiliseler üzerinde ABD-AB adına yürüttüğü kuşatma harekâtını belki onlarca kez yazdık.
Şimdi yine Ruhban Okulu’nun açılması tartışmalarıyla eşzamanlı olarak Edirne’de yaşanan bir olaya bakalım.
Bulgar Ortodoks Kilisesi’nde, kilisenin isim günü nedeniyle bir ayin yapılacaktı. Ancak Bulgarca değil de Yunanca olacağı bildirilince ayin iptal edildi ve Bulgarca yapılana kadar kilisenin ayinlere kapatılması kararlaştırıldı. Dil dayatmasında bulunan, Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı olan Yunan Metropoliti Amfilohios’di.
Bunun üzerine Bulgaristan’ın Edirne Başkonsolosu Radoslava Kafedzhiyska’nın yaptığı açıklamadan bazı satırlar aktaralım. Yaşananların tesadüf değil, uzun süredir yaşanan bir sorunun devamı olduğunu belirten Başkonsolos, şunları vurguladı:
“Sayın Metropolit tarafından Bulgarca dilinde ayin yapılmasına yönelik bir kısıtlama getirildi. Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nde hangi kilise, hangi ibadethane olursa olsun gerçekleştirilen ayinler ve ibadetler, o topluluğun kendi diliyle yapılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti farklı halkların, farklı mezheplerin ve inanç gruplarının haklarını eşit şekilde koruyan bir devlettir… Metropolit Yunan kökenli olabilir, ama burada söz konusu olan mesele dil, kültür ve cemaatin kendi inancını kendi diliyle yaşatma hakkıdır.”
Fener Rum Patrikhanesi’nin, Balkanları Helenleştirme hedefinde önemli yeri olan Bulgar Kilisesi’yle tarihi ilişki ve hesaplaşmasını 2022’de geniş şekilde ele alırken, bu konuda Osmanlı İmparatorluğu’nun, özellikle de AKP’nin rol modeli Sultan Abdülhamid’in kiliseler politikasına dikkat çekip, buna karşın AKP iktidarında neler olduğunu, Patrikhane’nin, “Ortodoks kiliseleri arasında yeniden sıkı bağlar kurma” adı altında Bulgar Kilisesi’ne nasıl baskılar yaptığını anlattıktan sonra, “Aman dikkat!.. Rusya ile ABD/Patrikhane arasındaki Ukrayna Kilisesi savaşından sonra başımıza bir de Bulgar Kilisesi krizi sarılmasın.” demiştik.
148 Yıl Sonra Hatırlanan Anlaşma
Ancak yetkililer hiç oralı olmadı, Patrik faaliyetlerini sürdürdü.
Nihayetinde geçen Aralık sonunda, Noel haftasında Bulgaristan Patriği Daniel bir heyetle birlikte “ana kilise” Patrikhane’ye “barışçıl ziyaret”te bulundu. İki patrik Bartholomeos ve Daniel, Patrikhane’nin Yeşilköy’deki kilisesinde ayin düzenledi.
Bulgar Patriği Daniel burada yaptığı konuşma ilginçti; gösterilen “birlik ve karşılıklı sevginin sonsuza dek sürmesini” umduğunu belirttikten sonra, ayinin düzenlendiği Yeşilköy için şu ifadeleri kullandı:
“Özellikle her Ortodoks Bulgar kalbi için derin anlam taşıyan bir yerde, eski bir banliyö olup şimdi bu imparatorluk şehrinin semti olan, 1878’de üçüncü Bulgar Devleti’nin başlangıcını işaret eden barış antlaşmasının imzalandığı yerde, Kutsal Efkaristiya Gizemi’ne (Hz. İsa’nın son akşam yemeği anması) katılabildiğimiz için çok mutluyuz.”
Bulgar Patriği’nin hatırlattığı anlaşma; 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) sonunda imzalanan ve “Sırbistan, Karadağ, Romanya’nın tam bağımsızlığını kazanıp sınırlarını genişletmesini, Bosna-Hersek’e iç işlerinde bağımsızlık verilmesini, sınırları Tuna’dan Ege’ye, Trakya’dan Arnavutluk’a uzanacak büyük bir Bulgaristan prensliğinin kurulmasını” öngören Ayastefanos Antlaşması’ndan başkası değildi!..
Diyeceğimiz; Patrik Bartholomeos’un dünyadaki 300 milyon Ortodoksun lideri olduğu anlamına gelen “ekümenikliğini” kabul eden yetkililerimiz, Ruhban Okulu’nu da emperyalistlerin istekleri doğrultusunda açtıkları takdirde neler olacağını anlamak için Edirne’de yaşanan olaya baksın, yeter!..
Sıra Gökçeada Zirvesinde
8 Mayıs’taki Atina buluşmasında Bartholomeos, Miçotakis’e Ruhban Okulu’nun açılması dışında başka konularda da bilgi verdi.
Örneğin Orta Doğu’daki Hristiyanların durumunu anlatırken, Atina ziyaretinden önce Antakya ve tüm Doğu Rum Ortodoks Kilisesi Patriği John X’i Patrikhane’de misafir ettiğini belirterek, Suriye ve Lübnan’daki Hristiyan nüfusun ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu söyledi.
Kiliseler arasında son zamanda yaşanan gerilimlerin ardından daha güçlü Ortodokslararası işbirliğini yeniden tesis etme çabalarından söz ederken de önümüzdeki ay Romanya ve Bulgaristan patrikleriyle birlikte İmroz’a (Gökçeada) giderek, ilişkileri güçlendirip, Ortodoksluğun bugün karşı karşıya olduğu ortak zorlukları görüşeceğini anlattı.
Keşke “Haçlı Seferleri” kavramını, “Haçlı Saldırıları” yapmakla iş bitse… Haçlı Saldırılarını durdurmak için ne yapılıyor, işte bütün mesele bu!..
15 Mayıs 2026
Müyesser YILDIZ
KAYNAK: https://12punto.com.tr/
